15 Haziran 2011 Çarşamba

Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown 71-72(Final Serisi 5.maç ) Salondan İzlenimler


Deplasmanda kazandığı maçla şampiyonluğa bir adım daha yaklaşan erkek basketbol takımımız, kutlama havasına bürünmüş ortama gelen seyircilerle beraber aynı rehavet ve sorumsuzluk içinde olunca son saniye basketiyle hakettiğimiz bir mağlubiyeti yaşattı.

Maça yarım saat kadar vakit varken salon önüne geldiğimizde çevresinde gene binlerce kişinin olduğunu, karaborsacılarında bu maça olan ilgiden nemalanmaya çalıştığını görüyorduk. Hava düzelmişti ama gün içinde sık sık sağanak yağış olduğundan çantamda şemsiye de vardı. Salona almadıkları için genelde yanımda taşımazdım ancak bu sefer belki kamufle ederim düşüncesiyle kapıya yöneldiysekte, ikinci kontrol noktasında emanet alıp üstüne adımı etiketleyerek maç sonu geri almamı istediler. Neyse ki maç sonu unutmayıp aynı kapıda bulup alabildim, görevlilere pek güvenmesem de işe yarıyorlarmış.



Maç biletleri satışa çıktığı vakit bizim favori blok tükenmiş olduğundan tanıdıklar kalabalık bir halde vip tarafı üst katından yer almışlardı. Yerimize yönelince neredeyse salon çatısına geldiğimizi farkettim, en üste yedi sekiz sıra kalmıştı.

Sahaya olan mesafeyi görünce tam karşı tarafta böyle bir konumdan tribün yapmaya çalışanlara yazık diye düşündüm. Böyle bir noktada fazla keyif alamayacağımı düşündüğümden, aklımda eğer bu maç tribün daha aşağıya 300lü bloklara doğru kayarsa, sezon sonu diye son kez gidip tribün yapma hevesim vardı ama baktım ki herkes önceki maçlarda olduğu gibi aynı pozisyonlarını almıştı.

Gene idareten uyduruk bir ortam vardı, balonlarla bayraklarla süslenmiş salonda seyirciler yerlerine yönelirken maçın başlamasına az vakit vardı. Pota arkasındakilerin girişiyle dört tribün Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener yapıverdi, genelde kazanılmakta olan maç sonları yapılan bu tezahüratın maç öncesi yapılması da o esnada farkedilmeyen bir işaret oluverdi, zira başabaş giden maçta yapmaya fırsatta olmadı. Maraton altta üç tane büyük boyutlarda bayrak açılıverdi, sonra bunu sallayan taraftarlar öndeki demirlere koyuverdiler.

Takım anonsları vakti gelince, ıslıklar eşliğinde okunan rakip oyuncular ardından; salonun ışıkları karartılıp Euroleague maçlarında yapılan ışıklı anons şovu gerçekten güzel oldu, bundan önce içeride oynanan iki maçta neden böyle yapılmadı bilmiyorum. İsimleri bilinmeyen genç oyuncular haricindekileri bütün salon iyi bir katılımla anonscuyla paslaşarak okuyordu. Rakip salonda ise anonscu oyuncuların hem isim hem soyadını okuyor, taraftar ise kollarını açıp oley temposu tutuyordu.

Yalnız ışıklar tekrar açıldığında ambiansı bozan gerçek karanlıktan sıyrılıverdi, salonun maraton alt katı maç başlama vaktinde hala yarım dolu gözüküyordu, bu da periyot boyunca gelip yerlerine henüz yerleşenler yüzünden sahaya erken hakimiyeti frenliyor.

Abdi İpekçi'de ise daha maçtan bir saat öncesinden bench arkasındaki ana tribün önlerden başlayarak tıklım tıklım ayakta duran bir kitleyle doluverdiği için, ortamın maç öncesi ısınmalardan başlayarak alevlenmesi daha kolay oluyor.


Maraton üstten maç başlamasıyla girilen yeryüzünde gökyüzünde bir fırtına kopar... bestesi ilginç tercihti, bu salon ortamında bilipte katılacak adam bulmak çok zordu, zaten öyle bir besteki söylerken üç dört hücum el değiştirir, onlar bir süre öyle kendi kafalarına göre takılıverdi.

Sanki takımda aynı şekilde kafasına göre takılıyordu, bir önceki maçta Abdi İpekçi'de topu ısrarla içeri indirdiğimiz düzenden eser yoktu, dışarıdan şut sallayıp dönüyorduk, bu ciddiyetsizliğe hiç anlam veremedik.

Bu arada maraton altta yerinde oturan birini üç tane spor büro elemanı gelip kollarından paketleyerek götürdü, adam polislere o kadar zorluk çıkardı ki zor zaptettiler.

Diğer yanda bir süre sonra gs bench tarafı pota arkasının en önünde büyük bir tartışma çıkıverdi. Hızla oraya yönelen güvenlikçiler olayı yatıştırmak için uğraşırken gelip oradan bazı kişileri almaya uğraşan spor büro amirine oradakiler kafa tutuverdi. Bu sefer taraftar arasındaki tartışma polisle yaşanmaya devam etti, sürekli sağdan soldan gelip oraya hamle yapan eski Fenerbahçe tribüncülerinin polis amiri tufan'a olan tepkileri karşılıklı olarak alevleniverdi. Oradaki beyaz tshirtlü birinin sinirlenip üstündekini yırtarak parçaladığını gördük.

Emniyet dışarı tezahüratları ardından araya girenler falan sonrasında o tribünün önüne komple özel güvenlikçiler yerleştirildi, tribünden kimsenin polis tarafından alınmaması için bayağı uzun bir süreç yaşandı. Tabii bu tip sahneler etraftekilerin oyuna konsantrasyonunu da bozdu, maç ile olan zayıf ilgiler iyice kopuklaştı.

Tribün çevresine genel olarak bakınca, kalabalık yüzünden bu maçta maratonda en ön sıralarda seyirciler oturtulmuştu, aralıklı halde özel güvenlikçilerde koltuklara yerleşmişti. Olduğumuz yerden salonun genel mimari yapısı nedeniyle vip alt katı hiç gözükmüyordu.


Maç öncesi pota arkası üstte açık duran bu pankart maç başlamadan önce toplanıverdi. Salonda belli kesimlere şakşak balonlar dağıtılmıştı ama heryerde yoktu.

Maçtaki ortamda çok kısa süreli kıpırdanmalar oluyordu, bir ara Fenerbahçem benim biricik sevgilim karşılıklı yapıldı, doğaçlama olarak sanki salon yarı yarıya söylüyordu, yalnız bu aşamalarda mola dönüşü maç başlamıştı, daha fazla uzatmanın gereği yoktu.

Daha maç kopmamışken tribünün oyundan kopuk hallerde ikiye bölünüp mehter yapması da ayrı bir gariplikti. Düşünülünce, biz tezahüratı yapıyoruz salonun gerisi de baskıyı kursun gibi bir düzen böyle karşılıklı atraksiyonlu tezahüratlara girişildiğinde geçerlilik kazanmıyor.

Top rakibe geçtiğinde de bize geçtiğinde de pota arkasının tek yaptığı iş maraton üsttekilerin tezahüratı bitirip kendilerine sıra gelmesi oluyor, sahada ne oluyor ne bitiyor ilgilenmeden atraksiyonun çeşidine göre sıradakini icra etmekle uğraşıyorlar,bu bazen sırtı dönük oluyor, bazen biz o tarafa faul atarken dahi eller kollar havada oluyor.

Yani skorda kopmayan maçta bizim tribünlerin neden bu kadar çabuk karşılıklı tezahürat ve atraksiyon girme hevesinde olduğunu anlamıyorum. Her türlü haklı mazerete rağmen bence tribün idaresinde ciddi sıkıntılar var.

Sık sık ayağa kalkmayan cimbomlu olsun sesleri duyduk, bir ara pota arkasındakilerden bağırmayan taraftar .iktirsin gitsin geldi, o zaman gülüp buna uyarlarsa salonda iki bin kişi kalır dedim. Artık marifetin sadece stadtan alıştıkları şekilde bağırmakta olmadığını, salonlarda doğru zamanda doğru yönlendirmeler yapacak bir tribün kıvraklığı gerektiğini anlamaları lazım. Zira tezahüratçı gruplar salonlarda azınlık kitle olarak yeni sezonlarda da daha çok sıkıntılar yaşayacak.

İkinci periyot bir ara yenik duruma düşülünce iki dakikalığına bütün salon ayaklanıp baskı kuruverdi, takımda görülen değişim kayda değerdi. Sonra rakip mola alınca tekrar herkes yerine çöküverdi.

Son dakikalarda oyun kontrolünde sapıtıp geri düşerken, son hücumda gelen üçlükle beraberliği muhafaza etmek alkışlarla karşılandıysa da, bir devrede 41 sayıyı nasıl yediğimizi konuşuyorduk.

Maraton önünden geçen mini etekli kızlar sanırım eğer kupa töreni yapılırsa görevli olan hosteslerdi, taraftarların onlara alkışı oluyordu. Devre arası bbg eskisi ali'nin yönlendirdiği izlemeye değmeyen şut atma şovları yapıldı.


Yöneticiler vip tarafındaki locada toplanmıştı. Aykut Kocaman ile maç sonrası dışarıda üstgeçitin orada kalabalığın dağılmasını beklerken karşılaşıverdik. Yaya halde farkedince önce şaşırdıysakta, taksi çevirmek üzere yola yöneliverdiğinde, nasıl koydu Aykut Kocaman tezahüratları giriverdik, sen bizim kocaman gururumuzsun sesleri eşliğinde taksiye binen hocanın yanına giden bir sürü kişi camlardan ona selam veriyordu, taksi zorlukla hareket etti.


Bu maçta hem Tomas hem de Kinsey kadrodaydı, May ise kontenjan dolayısıyla dışarıda kalan oyuncu oldu. Bu tercih acaba Kinsey şampiyonluk maçı günü uçar kaçar smaçlarla falan ortamı coşturur diye mi düşünüldü dedik.

Devre arası boyunca maraton üstteki gruplar küfürlü tezahürat ederek zaman geçirdiler. Önce galatasarayla uğraşığ sonra gücüne güç katmaya geldik kontrasıyla devam ettiler. Maçın ikinci devresi başlangıcında da ısrarla .bne galatasaray .bne galatasaray melodisi döndürülüverdi.

Kenara çağırılan Emir'in ters triplere girerek el kol hareketleriyle söylenerek kenara gelmesi dikkat çekiciydi. Hocasına söylenerek uzak taraftan yedek sırasına oturan Emir'in yanına gelen Spahija kızgınlıkla ona söylenip dönüverdi. Ardından gelen Damir Mrsiç uzun süre Emir'le birebir konuştu, Mirsad'ta arkadan gelip birşeyler söyleyerek kulağını çekti.

Takım üçüncü periyot mu patlama yapacak derken, hiç te öyle gözükmüyordu. Maç karşılıklı sayılarla geçiyor, salondaki ortamda değişkenlik gözükmüyordu. Benchteki oyuncular, Cenk Renda, Mirsad gibi isimler sürekli el kol hareketleriyle etrafı hareketlendirme çabası gösteriyordu.

Herkes şu maç bitse de töreni yapıp eve gitsek düşüncelerindeydi, ama ne zamanki üçüncü periyot sonu geriye düştük miletin kafasına yahu kupa kutlamaya gelmiştik yoksa acaba? diye bir şüphe düşmesi, uykudan sıyrılması bayağı zaman aldı.

Bu ortam ve oyun benim gibileri tatmin etmekten çok uzaktı, bir şampiyonluk kutlaması böyle kötü bir oyun ve taraftar topluluğu önünde hakedilmiyordu. Maraton üstten etraftakileri sorgulayan "ayıptır sorması niye geldiniz" tezahüratları duyuldu, "bir taraftar takıma maç kazandırır" diye devamı duyuldu.

Ne zamanki dördüncü periyot başlamadan önce anonscu Mustafa Özben ısrarla gaz verip herkesi ayaklandırıp taraftarları oyuna dahil etti, biraz ciddiyete kavuşulmuş oldu. Zaten taraftar gruplarının ayağa çağrılarını umursamayan salondakileri, eğer anonscuda olmasa kim kendine getirecekti bilemiyorum. O haydi haydi diye uzattıkça yerinde oturmaya devam eden alt tribündekilerde komple ayaklanıverdi.

Büyük uğultular eşliğinde yapılan defanslarda bizim oyuncuların daha şevkle mücadele ettiği gözleniyordu, herkesin ayakta olduğu vakitlerde oyuncular bambaşka bir efor sarfetmeye koyuldu. Zaten bu çabayla da kısa sürede sayı farkını kapatıverdik ama son periyoda kadar kopmayıp direnci artan rakip takım koçlarının oyuna müdahaleleri ile işi son topa kadar götürebildi.

Son dakikaya girdiğimizde mola ardından topu biz kullanacakken, maraton üstten bir türlü tezahürat giremediler, sessiz bir şekilde hücum etmek çok ilginç oldu. Zaten bu hangi tezahüratı girelim yönlendirelim belirsizliklerinde yaşanan gecikmeleri maç içinde de yaşadılar. Alakasız zamanlarda tezahürata yüklenip yorularak ses düşerken, top bize geçtiğinde ne söyledikleri anlaşılmadığı zamanlar oluyordu. Son periyotta ise daha düzgün bir tribün idaresi vardı ama bu 48 saniye kala olan sessizlikte garip kaçtı.


Ne zamanki rakip son saniyede o zorlama basketi atıverdi salonda herkes donup kaldı, ben ise bu şekilde onların girmeyecek şutunu bekleyerek gelecek bir şampiyonluğu arzulamadığımdan hiçte bozulmadım. Benchteki rakip oyuncular basketle beraber sevinerek sahaya atlayarak arkadaşlarını kutlayıverdi, onlar da nasıl olduğuna dair şaşkın bir haldeydiler.

Son bir zorlama şans için mola alarak yarı sahadan başlama fırsatını kullanacaktık. İki sene önce efes final serisinde Semih Erden ile maçı uzatan sayı aklıma geldi. Hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada... diye tezahürat girildi ama bir saniyeden az kalan sürede ne yapılacağını heyecanla bekleyen salondan katılım gelmedi. Son topu potaya şut bile atamadan harcayarak geceyi hakettiğimiz şekilde kapatıverdik.


Saha ortasında toplanan iki takımda tebrikleşmeleri ardından soyunma odası yolunu tuttular. Oyuncular ve teknik ekip başları önde soyunma odası yolunu tutarken taraftarlardan alkış alıyordu.


Diğer köşede ise çıkış körüğüne doğru giden galatasaraylılara saha ortasında toplandıklarında ilk başta birşey atılmazken, ne zamanki bizim oyunculardan ayrıldılar ve polis gelip körüğün oraya bariyerlerini kuruverdi, özellikle pota arkası taraflarından yabancı maddeler geldiği görüldü.


Salondan çıkışta her ne kadar uzun süre bekleyip kalabalığın azalmasını istediysekte,metrobüse geldiğimizde gene büyük bir karmaşa vardı. Bir ters durak yaparak boş binelim düşüncesinde olan bizim gibi çok kişi vardı, yenibosnadan bindiğimiz metrobüstekiler mağlubiyeti falan hiçte umursayan bir kitle değildi.

Bindikleri gibi .bne galatasaray melodileriyle metrobüsü inletirken, sonra bayanların olduğu düşüncesiyle küfürleri bırakıp, zincirlikuyuya varana kadar bütün Fenerbahçe bestelerini söyleyerek, metrobüs ön tarafıyla karşılıklı yaparak oldukça coşkulu bir ortam oldu. Salonda böyle bir ortam yokken metrobüsün içi tribün gibiydi, eğer salonda susup oturuyor burada coşuyorlarsa bu işin manası yoktu ama salonda da ellerinden gelen desteği verdilerse söyleyecek birşey yoktu.



Hazırlanan pankartlar, balonlar içimizde patladı. Herkes büyük hayalkırıklığıyla takıma eleştiriler getiriyordu ama konsantrasyonu bozuk oyuncular kadar hatalı idareleriyle teknik ekibinde, rehavet içinde salona gelen seyircilerinde, tribünü kötü idare eden gruplarında, bir türlü salon atmosferini artıracak planlamaları yapamayan yöneticilerinde topyekün kusurlarının elimizde patladığı bir gece oluverdi.

Neyseki bu yenilginin telafisi olduğundan, pankartta yazdığı şekilde tam zamanı şimdi vurgusuyla Abdi İpekçi'de kazanılarak daha farklı bir şampiyonluk hikayesi üretmek gene oyuncularımızın ellerinde. Onların tarafına bakarsak, daha çok isteyerek kendi evlerinde üçüncü bir maç oynamayı hakettiler, bizde oraya giderek deplasman ortamında adrenalin pompalamaya devam edeceğiz.

Fotoğraf Kaynak; antu.com, hürriyet.com.tr, ntvmsnbc.com

Fenerbahçe Ülker - gs cc (''İkili Oyun Belasına'' ) 70-71 !!!



SALON: Sinan Erdem

HAKEMLER: Mehmet Keseratar – Emin Moğulkoç – Fatih Arslanoğlu

FENERBAHÇE ÜLKER (71): Roko Ukic 14 (3 asist), Erbil Eroğlu, Ömer Onan 7 (4 ribaund), Darjus Lavrinovic 12 (4 ribaund), Sarunas Jasikevicius 2, Kaya Peker (7 ribaund), Oğuz Savaş 11 (6 ribaund – 2 asist), Tarence Kinsey 6 (2 ribaund), Can Maxim Mutaf, Berkay Candan, Marko Tomas 3 (2 ribaund – 2 asist), Emir Preldzic 16 (4 ribaund - 2 asist)

GALATASARAY CAFE CROWN (72): Josh Shipp 13 (8 ribaund), Jerry Johnson (2 asist), Melih Mahmutoğlu, Göksenin Köksal, Caner Topaloğlu 5 (3 ribaund), Preston Shumpert 6 (5 ribaund – 3 asist), Tutku Açık 7 (3 ribaund - 6 asist), Luksa Andric 22 (7 ribaund - 4 asist), Haluk Yıldırım 4 (3 ribaund - 2 asist), Evren Büker 3 (2 ribaund - 1 asist), Sertaç Şanlı, Ermal Kurtoğlu 12 (3 ribaund - 1 asist)

1. PERİYOT: 24-19
2. PERİYOT: 17-22
3. PERİYOT: 12-15
4. PERİYOT: 18-16


**************
* Ne söylemek lazım ki.Adamlar istese de böyle bir trajedi yaşatamazlardı.Biz kendi kendimize ''15 bin seyircimiz önünde kupa kaldırma maçında son saniye basketi ile yenilmeyi başardık (!) ''.
Bundan daha kötü bir senaryo rüyada bile olmazdı oldu maalesef :((
* Ölümüne nefret ettiğim camiadır bu makyavelistler ama kabul etmek lazım dün de hakettiler,buraya getirmeleri bile büyük başarıdır.
* Artı Mahmudi de Spahija'dan ne kadar iyi koç olduğunu göstermiştir.Kutlamak lazım.
* Maçı gene şifre laneti yüzünden seyredemedik.Netten izleyelim derken bir önceki maçta olduğu gibi bu sefer de Windows'u çökmekten güç bela kurtardık.O yüzden seyredemedim,tekrarını izleyecek durumum zaten yoktu.2.yarısının büyük kısmını sonuna kadar Radyo Fenerbahçe'den dinledim.O yüzden teknik yorum yapabilecek durumum yok.Zaten gerekte yok.
*Geri zekalı gibi 500.cü kez yediğin kopya ''Tutku-Andriç ikili oyunu'' basketlerinin nesini yazalım,nesini konuşalım ?  Ne yapalım ayakları çabuk uzunumuz yok demek bahane mi ? Niye ille yukarı çıkıyor Lavrinoviç madem ayakları çabuk değilken.Beklesin geride.Bunu Koç niye ikaz etmiyor ?
Bu kaçıncı.Vidmar yok sancısını çekiyoruz tamam da neden yıllardır milyon kere yazdık ''bu kara deliği'' ayakları çabuk uzun alınmıyor ?
* Sadece bu ''ikili oyun'' ve yaptıkları ''match up zone -değişmeli alan savunması'' ile yendiler.
Biz ise ne savunmada bu ikili oyunlarına çare bulabildik,ne de yaptıkları alan savunmasına hücumda çare bulabildik.Oyunun kısa özeti budur.
* Bunlara çare bulamayan Spahija'yı koruma kalkanları takmaya çalışıyorlar hemen.
Yahu bunlarla bu sezon 8 maç yaptık (7 lig,1 kupa) insaf insaf.İlk kez mi karşılaşıyoruz.Nasıl oynayacakları belli değil mi ? Ortada 2 takım arasında büyük güç dengesi var.Mahmudi de bunu bilerek bu kadro ile yapması gerekeni yapmaya çalışıyor.Helal Olsun adama.8 maçta 5/3 galibiyetimiz.
2 takım arasında bu kadarlık fark olmalı  mı ? Bu kadar kalitesine rağmen 3 maç kaybediyorsun ?
Spahija'yı koruyanlara soruyorum ;Şu gs cc'den takımınıza hangi oyuncuyu alırdınız ? 
Sadece Andriç'i kaç kişi der ? 3.sınıf Hırvat yahu.
* Tamam Ömer hastaneden gelmiş,Tomas'ın bileği diğer sakatlar falan da adamlarda da sakat sakat oynayanlar var,Rancik gibi bir bela hiç yok seride.Bu mazeret değil.
* Sadece Ömer ve Tomas yüzünden dün May-Kinsey değişikliği  ne yazık ki istenen katkıyı vermedi.
May hiç olmazsa ikili oyun savunmasında size'ı ile 1-2 hücum kesebilirdi ve kazanırdık.Şans işte.
* İkili oyun savunmasında aksıyoruz dedik.Be birader madem ayak çabukluğuna sahip uzunların yok,zaafın belli.O zaman dön sen de alan savunmasına.Sen de risk et dış atışları.Yugo  koçları alan savunması sevmez biliyoruz Tanjeviç'te böyleydi de denemezsen çaresiz kalırsın işte.
Shumpert'in 6/0,toplamda 17/4 üçlük attıkları maçı sırf bu yolla kazandı adamlar.
* Onların alan savunmasını çözemememizin sebebini de irdelemek lazım.Bu sefer ceza üçlüklerimiz girmedi.İşte her zaman girmeyebilir.Doğru hücum yaptık mı alan savunmasına acaba ? Bir kere Oğuz'un da dediği gibi çok statik kaldık.Çabuk top dolaştırmak lazım ve en boş adamı seçmek lazımdı.Ortada Oğuz veya Lavrinoviç'i bırakıp,Ukiç veya Emir'in elinde 20 saniye top tutarak,son 5 saniyede hücum etmeye kalkarsan tabii çuvallarsın.
* Tıpkı son 46 saniyedeki hücumumuz gibi.Sözde mola aldık,set çizdik ama gene aynı şey,sonunda panikle potaya bile değmeyen Ukiç'in üçlüğü.Halbuki 15-16 saniyede top kullanıp,son hücum şansını da almak lazımdı.
* Son top tartışılıyor.Bir kere oraya getirmemek lazımdı.Son topla kaybettik ama oraya bırakarak aslında kaybetmiştik.Shipp'in atışı mucizeydi,her zaman olmazdı.Oldu.Niye ? 
Bu kadar kötü konsantrasyon ve kötü oyunun cezasının kesilmesi için.
* Spahija faul yaptırmalıydı diyenler var.Bu bir tercih.Ben de faul yaptırırdım ama bunun için eleştirmiyorum.İyi de savunma yaptık,Shipp'in elinde kalması ve atışı  büyük şanstı.
* Kötü oyunun parametreleri rakamlarda da ortaya çıkıyor zaten.
Ribauntlar ; 33-40,Asistler 9-19.Bu  2 önemli istatistik top çalmadaki 7-3 ve top kayıplarındaki 8-16 üstünlüğümüzü alıp götürüyor.
* Rahatlık.Bizim 3-1 rahatlığımız,onların nasıl olsa kaybedecek daha fazla bir şeyimiz yok rahatlığı da maçın kaderini etkileyen diğer parametreydi.
* Taraftar konusu eleştiriliyor.Her zamanki ''Şampiyonluk Kupa Töreninde nemalanma'' profili ve hep şikayetçi olduğumuz ''maçı yaşamayan,kendi kendine takılan+ çekirdekçi profil'' Sinan Erdem'de Cehennem değil Cennet yaşatmış.Cuma akşamı görürler seyirci etkisini.
* Böyle bir maçtan sonra bile FB taraftarının hiç bir taşkınlık,çirkinlik yapmaması takdir ediliyor.Bu iyi bir şey ama madolyonun öbür yüzü de önemli.Bu  light profil ile nasıl olacak ?
* Quashar Isıl'' kupanın sapı içeride kalınca hala hazım sorunu çektiğini belli  eden hezeyanlar sergilemiş.
Cuma akşamı kendini iyi hazırlasın.Bu kez daha acı girecek ona göre ......
* Hadi bakalım Cengaverler Spahija gibi ''Zero Effective'' bir koça rağmen Cuma akşamı dün akşamın ayıbını temizleyin ve bizi daha fazla kedi,köpeğe mahcup etmeyin.Size güvendiğimiz için bir üstte öyle emin konuştuk ona göre.........
* Son olarak şöyle bir final serisini rahat rahat açık kanaldan izlettirmeyenleri Allah bildiği gibi yapsın.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Galatasaray Cafe Crown - Fenerbahçe Ülker (Final Serisi 3-4.Maç) Salondan İzlenimler


Final serisinin ilk iki maçını kendi sahasında kazandıktan sonra, rakip sahaya konuk olan takımımız, dördüncü maçta Fenerbahçe geleneklerine uygun şekilde deplasmanda aslan terbiyesini icra ederek 3-1 avantajlı duruma geliverdi.

Haftaiçine denk gelen üçüncü maçta salondaki taraftarının verdiği gazla bütün kapasitesini sergileyerek uzatmada kazanan sarı kırmızılılar bu ortamın verdiği coşkuyla iyice uçuşa geçmişti, seriyi 2-2 yapıp hatta bu geriden gelmenin moraliyle seriyi de kazanabileceklerini dile getirmeye başlamıştılar. Çok kötü geçirdikleri sezon sonunda ellerinde kalan tek tutunacak dal erkek basketbol takımı olunca, yıllarca erkek baskette finallerden uzak kalmış olmaları yanısıra Fenerbahçe'ye karşı branşlarda en azından bir üstünlük kurmaya arzulu haldeydiler.

Abdi İpekçi'de ki maç biletleri hızla tükenmişti, karaborsanın elinde çok bilet olduğu gibi, bedelsiz biletlerde maç öncesi kapıda idareciler tarafından veriliyordu. Üçüncü maça girişi bu şekilde yapmak mümkündü, dördüncü maça ise galatasaraylı arkadaşla biletixten alma fırsatı bulmuştuk. Karaborsada 7 liralık bilet için 20-25ten başlayan fiyatlarla ilgiye göre yükseltiyorlardı.

Nişanlısı ve kız kardeşi ile gelecek olan arkadaşla buluşup, metrobüs ardından minibüsle Abdi İpekçi'ye doğru yoldayken, yolda salona yakın sur duvarlarında birkaç yerde lacivert boyayla büyük harflerle "S.KE S.KE ŞAMPİYON FENER" yazdığını gördük. Herhalde Sinan Erdem'e giden yolda beton üzerine yazı yazanlara cevap vermek istemişler.


Minibüs trafik içinde ağır ağır giderken, yan yoldan katılıp arkamıza gelen araçta sürücünün üzerindeki şampiyon yazılı Fenerbahçe logolu lacivert tshirt dikkatimizi çekti. Adam habersiz midir maç vakti bu yoldan böyle geçiverecek diye düşünürken, bizim olduğumuz minibüs içindeki birkaç kişi daha farkedip işaretler yapmaya başlayınca, yanındaki eşinin ısrarıyla tshirtü çıkartmak zorunda kaldı, arkada oturan ufak oğluna dönüp, bak onlara küfür eden hayvanlara el salla diyordu, atletli haliyle arabayı salon yakınındaki benzin istasyonuna sokup sanırım üstüne başka bir tshirt almak zorunda kaldı.

Tabii bu sahneleri görünce iki sene önceki maçta ufacık çocuğun üstünde Fenerbahçe forması var diye tahrik olup nasıl ağlatarak dışarı çıkarttıklarını da hatırlayıverdik. Tahrik olmak için bahane aradıklarından, dördüncü maç sonunda da Oğuz'un smacı içlerini acıtıvermiş.


Maça bir saat kadar varken sağ taraf kapılarında kuyrukta yoktu, fazla sıkı olmayan bir arama ardından salona girip genele göre daha sakin olan protokol sağ tarafındaki tribüne yöneliverdik.

Salon yarım dolu vaziyetteydi, sahaya şut atmaya çıkan tek tük Fenerbahçeliyi ıslıklamaktaydılar. Yerime otururken yoğun bir ıslık çıkınca kim acaba diye baktım ki genç Berkay'a bile üstünde Fenerbahçe eşofmanı olduğundan aynı muameleyi koyuyordular.

Kadroda olmayan Kinsey çıkış körüğünün orada göründü, ısınmaya çıkan arkadaşlarını yollayıp etrafa bakınıyordu, boksör geldi yoksa geçen sene burnunu kırdığı elemanı mı arıyor diye geyik yapıyorduk.

Oğuz ve Kaya'ya ise sahaya adım attıkları gibi bayağı bir ilgi gösteriliyordu. Emir'de zaman zaman bu küfürlerden nasibini aldı. Maç içinde de bilhassa ikinci yarı kendi takımları faul atarken pota arkasından belli bir kitle bu oyunculara düzenli küfür saydırıp duruyordu.

Uzak pota arkasındakiler sık sık arabeske bağlayıp "21 senelik çile bitsin artık bu sene,sen şampiyon olacaksın..." tezahüratını girmeye uğraşıyordu. Bir tarafta ezeli rakipleri beşte beş yapmak için mücadelede ederken, onlar iki dileğim var ikisi de Fenere koymak diyerek ne hallerde olduklarını şarkılarla sergiliyorlardı.


Saras sahaya çıkıp etraftan gelen tepkileri hiç umursamaz vaziyette topla oynuyordu, rakip takımdaki basketçilerle sohbet ediyordu. Daha sonra sahadaki herkes uğultular eşliğinde tekrar içeri gittiği halde o en sona kalıp serbest atış çalışmasına devam etti,


Takım 20 dakika kala toplu halde resmi ısınma periyoduna çıkış yapınca bütün salon ıslıklar ardından sağlam bir mehter giriverdi, bütün salon ayakta katılıyordu.

Diğer Fenerli tanıdıkların bilet ayarlayıp içeri girdiklerini arayıp haber vermesiyle, galatasaraylı arkadaşın yanından ayrılıp, biraz daha üst tarafta duran onların yanına gidiverdim.
Bu arada koltukların arasından geçerken galatasaray formalı erkek arkadaşıyla tribüne yerleşen, 61 numaralı trabzonspor forması giyen türbanlı bir genç kızı görüverince komiğime gidiverdi.

Ben bizim salona kırmızı giyip gelenlere inat sarı tshirtle gelmiştim, arkadaşın biri de tesadüfen mavi giyince renk uyumu sağladık.



Bizim takımın çıkışından biraz sonra sahaya gelen ev sahibi takım oyuncularıda Fenerbahçeli oyunculara olan ilginin bitişi ardından tribüne çağırılıp alkışlandılar. İçim rahat etmiyor şampiyon olmayınca tezahüratları, içim rahat etmiyor Fenere koymayınca olarak dönüverdi. Üçlü çekip ananın a.... koyayım Fenerbahçe sesleri ile devam ettiler. Isınan oyuncularını teker teker çağırıp selamladılar. Çağırdıkları tutku açık gelince tutku Fenerin a..... s.. diyerek ondan tekrar selam aldılar.


Harun Erdenay canlı yayına katılırken, yanında ise cemal görünümlü tufan vardı. Yanımdaki galatasaraylı arkadaş bu çocuk hani bir kere gittiğimiz maçta takım soyunma odasından çağırılırken duygulanıp ağlayan değil miydi deyince, evet o ama otuzdört sayı fark yediğinden ağlıyordu dedim.

Tribünlerde koltuklara beko logolu şakşak balon paketleri bırakılmıştı, bunları kulüp niye sarı kırmızı yapmaları için ısrar etmemiş ki, böyle takımla alakasız renkler olmuş dedik, gerçi firmanın reklamı için daha dikkat çekiciydi.

Maç öncesi ve devre arasında sahanın boş olduğu vakitlerde cafe crown animasyon ekibi tarafından potaya şut atma yarışmaları düzenlendi, seçilen yarışmacılardan bir kıza mikrofonu verip üçlü çektirme hevesine ortak ettiler.


Tribün maça az bir vakit kala iyice yoğun bir halde doluverdi, pota arkalarında ve Fenerbahçe bench arkasındaki saha içi koltuklar güvenlik kurulu kararınca kaldırılmıştı. Ancak tribünde taraftarların en ön sırada demirlere kadar yığılmasına pankartlar asılmasına birşey diyen yoktu.

Aralarda zorlukla seçilen tek tük özel güvenlik görevlileri ayakta yüzü tribüne dönük duruyorlardı. Nedense bizim kulüp kendi saha maçlarında en ön sıraları boşaltıp belli aralıklarla sahaya dönük oturttuğu güvenlikçilere konfor sağlıyor. Pankart sokup asmak ise ayrı bir çaba gerektiriyor.

Zaten Abdi İpekçi'de protokol tarafındaki tribünlerde az sayıda kişi hariç biletindeki yerine göre oturmaya yeltenen kimse yoktu, tezahürat edecek enerjik kitleler başta maraton tribünü ortasından itibaren salonu çevreliyordu. Yedi liralık biletle saha içi hariç istedikleri yere geçiyorlardı, hatta gs bench arkasındaki kalabalık yığını içinden de bir sürü kişinin saha içi bileti olmasa da oradaki tanıdıkları aracılığıyla aşağıya indiğini zannediyorum, orada kapasite fazlası göze çarpıyordu.


Beceriksiz yalçın dümer tarafından takım anonsları yapılacağı vakit takım ismini söyleyip biraz bekleyerek ıslıkların yuhlamaların girilmesi ardından sessiz bir şekilde oyuncuların isimlerini saymaya başladı.

Kendi takımlarının anonsunda ışık şovu vb. birşey olmasa da ; yaklaşık onbin kişinin aynı anda oley diye alkış tutması güzel bir görüntüydü. Bizim salonda takım kadroları anons edilirken alt tribünlerin yarısı hala boş oluyor, binlerce kişinin salona geç girmesi ambiansı bozuyor.

Oyuncuların isimleri bitince şampiyon cimbombomum ne istersen iste benden... girerek tezahürata koyuldular.



Maçın başlamasına yakın vakitte, altı yedi kişi güvenlik kontrolünden nasıl geçirdiklerini anlayamadığımız pankartı pota arkası çaprazında açıverdi. Bir süre ellerinde tutup etraftakilerin alkışlarla dikkatini çektiler. Merdivenden yukarı çıkıp en tepede asmaya çalışıyorlardı, biz bunu polisler farketmiyor mu nasıl iş diye konuşurken, spor büro polis görevlilerinin hızla yukarı yöneldiğini gördük. Orada pankartı asmaya uğraşanlardan birkaçı kalabalık içinde kayboldu, diğerleri gelen polislerle tartışma yaşarken, pankart katlanıp paketlendi, maraton tribünündekiler de bu duruma sinirlenip yuhlayarak emniyet noluyor gibisinden tezahürat ediverdi. Artık onu içeriye sokanların hepsini götürdüler mi, sonra da yeni yasa çerçevesinde cezalandıracaklar mı bilmiyorum.


Maç öncesi protokol tribününe Fenerbahçeli yöneticilerin geldiği görülünce protesto ıslıkları yükseldi. Kendi yöneticileri ve özellikle haldun üstünel gelince içimizden biri diye ona bir süre tezahürat ettiler.

Zaten maç sırasında protokol yan tarafında yaşanan bir gerginlikte orada ki spor büro polislerinin taraftarları almaması için müdahale ederek bu yalakalıklara prim veriyordu. Biz de onu özlemiştik, caferağa'ya geldiği zamanlarda sataştığımız gibi daha manchester cityden basketbolcu falan getirecekti, adebayor'u alıp fowles formasıyla oynatacaktı.

Bayan basketten bahsetmişken ışıl alben sanırım Ahmet Cömert'te ki milli takım maçından çıkıp gelmişti, maç öncesi protokol tribünü içinde milletle sarmaş dolaş görüntüler veriyordu.
Serinin üçüncü maçına getirdikleri ispanyol alba torrens bu maçta gözükmedi.


Maçın başlamasıyla yoğun bir tezahürat-ıslık düzeni çabasıda başlayıverdi. Yıllardır aynı şeyleri kısır bir döngüde söyleyip duruyorlardı ama bir iki maça gelen rahatlıkla öğrenebileceğinden, burada salona gelen münferit taraftarlarda ayaklanıp aynı coşkuyla tribünden girilen tezahüratlara katılıyorlardı. Tabii bu katkı maçın başabaş olduğu zamanlarda kaldı, maçta bizim öne geçip farkı açtığımız vakitlerde belli noktalar dışında tezahürat eden kalmadı.
Üçüncü maçtaki salon atmosferi maçın gidişatından dolayı daha iyiydi.




Maçın başından itibaren ciddiyetle bu maça hazırlandığımızı hissediyorduk, rakibe taraftar gazını vermeden kontrolü elimizde tutarak oyunu sürdürelim derken; maçın ilk gerginliği Marko Tomas ile shipp arasında yaşandı. Saha içi koltuklar bu tip anlarda olduğu gibi teknik faul isteklerine başlayıverdi.

Birkaç dakika içinde çalınan garip düdüklerle ve bunlara itirazdan teknik faullerle mental olarak dağılma noktasına geldik, hakemler bizim sahada onların koçuna oyuncularına böyle rahatlıkla teknik faul vermezken burada tersine davranıyorlardı. Bu fırsatı iyi değerlendirip sayı farkını açarlarken salondaki coşkuda katlanmaktaydı. Karşılıklı tribünler arası kupaları şirketlere bırakmayalım tezahüratı geliyordu.

Ama ikinci periyodun son kısımında bu yumruklara rağmen nakavt olmadan gene toparlanıp devreyi önde bitirmeyi başardık. Elbette işin bu faslında salondakilerin kendi oyuncularının hatalarına tepkilerine bizde abartıyla katılarak keyifleniyorduk.

Devre arası koridorlar sigara dumanına boğulmuştu, büfeler ise kalabalıkça kuşatılmıştı, bir liralık bardak suların ağzını açarak satıyorlardı.


İkinci devre muhteşem bir geri dönüş yapacaklarını zannedip ümitlenen ama daha sonra hayalkırıklığıyla yıkılan galatasaraylılar... fatih terim'in trtspor'a torpille iliştirdiği kızıda bu seride salondaydı.



Abdi İpekçi'de ki ilk maçta böyle komik sahnelerle teatral yeteneklerini sergileyen oktay mahmudi ikinci maçta da saha kenarında ki performansına devam etti.


Kendisinin maç atmosferi dışındaki hal ve tavırları ile maç içindeki vaziyetleri çok tezat oluşturuyor. Olur olmaz herşeye itiraz ederek hakemleri etkilemek ve taraftarları da provoke ederek lehlerine baskı oluşturmak için bütün çabayı göstersede, sonunda suratı düşüverdi.

O herhangi bir teknik faul almazken bizim koçun her maç cezalandırılmasından dolayı acaba bizim ki bu tiyatro işini tam beceremiyor mu diye düşündüm. Bir diğer beceriksizlikte Sinan Erdem'de rakip bench arkasındaki seyircilerin yeterince etkili tepki baskısını göstermemesi oluyor.



İlk üç maçta çoğunlukla faul probleminden oynayamasa da, genel olarak kötü performansıyla yerden yere vurulan, bu ortamda mental yetersizliği eleştirilen Oğuz Savaş serinin dördüncü maçında ısrarla içeriden oynadığımız vakitlerde bütün konsantrasyonuyla skora büyük katkı verdi.

Aynı şekilde Darius'da üstüste hücum ribaundları takibiyle yaptığı sayılarla etraftakilerden ya bu 12 numara nereden çıktı, durduramıyoruz serzenişlerine yol açıyordu, hatta bir ara sakatlanıp çıktığında herkes sevinip bir oh çekiverdiler.


Serinin üçüncü maçını sürekli skorda yakalayıp öne geçmek için kovalamayla geçirmiştik. Ama dördüncü maçta üçüncü periyotta tıkanıklık yaşadıkları vakitte farkı açarak çift hanelere çıkıverdik. Salondaki atmosfer dozajı düşmeye başladı, maçın büyük kısmını ayakta izleyen protokol yan taraflarındakilerde çökmekteydi.

Dördüncü periyot öncesi tam maraton tribünü pes edercesine yenilgi marşını girmişti ki, Emir topla çıkarken sekiz saniyede yarı sahayı aşamadı, üstüne bir kez daha top çıkartmada hata oldu ki, burada faul olsa dahi hakemler bunca fark varken evsahibinin maça ortak olması adına bazı şeylere göz yumdular.


Abdi İpekçi'de baskı ortamının Sinan Erdem'e göre daha iyi olmasındaki baş faktör bu saha içi koltuklardı. Tribünle saha mesafesi daralıp, sahaya en yakın noktalara yerleşenlerde lümpen tavırlarla maçı izleyen tipte insanlar olmayınca bayağı baskı yaratılabiliyor. Bunun yanısıra özel güvenlikçiler tribün içinde değilde böyle dışında oturtulup taraftarlar rahat bırakılıyordu.
Sık sık ayaklanıp maç heyecanına ortak şekilde reaksiyonlar gelirken, doğal olarak o ortam içinde herşeyi aleyhlerine görüp hakemlere ve bizim oyunculara verilen tepkiler rahatsız ediciydi.


Salondaki bir diğer stratejik nokta olan bench arkasında yoğun bir şekilde birikmiş belli bir grup taraftar vardı. Onlarda maç boyunca ayakta takip ederek, moral motivasyon sağlama çabasındaydı. Takımları iyi oyun ardından rakibe mola aldırarak geldiği vakitlerde tribünün ortası suskunlaşırken onlar bir iki kere rerere rarara girerek kıvılcım yakıverdiler.

Bizim boş dönüp onların doldurduğu hücumlar ardından bütün salon yıkılırcasına ıslıklamaktaydı. Top onlara geçince de saldır galatasaray oley..., bizim için Fenere de koy gibi girişlere bütün salon katılmaya başladı.

Açıkçası bu anlarda atmosfer görülmeye değerdi, geçen sene burada aynı salonda final serisi dördüncü maçında efese karşı 17 sayı geriden gelip maçı çevirdiğimiz çılgın ortama dönmek üzereydi ki sonu benzemedi.


Bu maçta da biz 17 sayı öne geçmişken pes etmekte olan tribünlerin, üstüste hatalar ardından gelen sayılarla canlanması sonrası, iyice baskı yiyerek zorlanan takımımız molalarda toparlanmaya çalıştı.
Tribün bizler inandık sizde inanın... diyerek takımlarını sahaya yollarken bizde katılıyorduk. Ardından haydi cimbom haydi, tam zamanı şimdi diyerek beklentiye girdiler.



Yoğun baskıda, bütün ivmeyi rakibe kaptırmışken, ellerin titrediği anda sorumluluk alarak o zor pozisyonda dipten basketi bulan Emir salondakilerin hevesini kursağında bıraktı, bize de bu çocuk büyük oyuncu olacak dedirtti. Üstüne gene zorla çıkarttığımız topta Ömer Onan'ın boş kalıp üçlüğü sokmasıyla dirençleri kırılıverdi.

Yapılan top kayıplarıyla tutku'ya, girmeyen şutlarıyla haluk yıldırım'a saydırıyorlardı. Faul atışlarında kaçıranlara tepki oluyordu ama belli bir kesim de hemen moral alkışı vermeye çalışıyordu.



Tribünün çeşitli noktalarında kavgalar yaşandığı görülüyordu, protokol tribününde ve karşı tarafta olan kavgalar uzun sürmezken, pota arkasında üst tribünle alt tribünün birbirine girdiği kavgada ortalık biraz karışıverdi. Maç devam ederken bir süreliğine ortamdaki konsantrasyon dağılıverdi, hemen oraya yönelen polisler müdahale ediverdi.


Fark açıldığı vakitlerde salonun tepelerinden başlayarak ayrılanlar merdivenlere yönelmekteydi. Son beş dakika içinde ümitler azaldıkça gittikçe artan bir kalabalıkla salon boşalıyordu.
Biz etraftakilerle dalga geçer gibi yahu bu basketbol, daha uzun süre var nereye gidiyorsunuz diye laf atıyorduk. Diğer arkadaşta bıktım artık her sene her yerde bunlara koyulmaktan diye etrafa sinyal veriyordu.

Son dakika içinde maraton tribünündekiler de atkıları açıp nevizade geceleri girmeye hazırlanıyor olsa gerekti, ama topu getiren adama üç kişi birden saçma sapan pres yapınca boşta kalan Oğuz Savaş aldığı topla smacı basıverdi ve şarkıyı değiştir yapıverdi.

Öyle çok abartılı bir smaç olmadığından ve oyuncu da beden diliyle sakin olduğundan biz farklı birşey düşünmezken ; maç boyu her fırsatta, kendi faul atışlarında dahi o pota arkasından ona küfür yağdıranların bu smacı algılayışı farklı olmuştur. Tribünlerden tepki uğultuları gelirken, sahaya bazı maddeler birkaç parça atıştırdı, oyuncular süreyi eriterek topu sektirerek maçı bitirmeye yönelmişti, birbirleriyle tebrikleşirken bu esnada ne arada olduğunu göremediğimiz bir üçlük sayısı yazıldı, meğersem tutku dayanamayıp atıvermiş.

Her iki takım tebrikleşip ortada toplanırken, yabancı madde yağmuru nedeniyle oktay mahmudi taraftarlara dönerek yapmamalarını işaret ediyordu ama ellerine ne geçtiyse atanların gözü dönmüştü, saha içinde kendi oyuncuları taraftarları dahil kim varsa isabet alıyordu, bizim oyuncular da daha fazla duraklamadan çıkış körüğüne yöneldiler.

Kendi evlerinde kaybedince rakip takımı tebrik edecek değillerdi, Oğuz'un smacı da bahane olmuş oldu. Sonra dört maçta birini uzatmada kazanan kendi oyuncularını alkışlayarak cimbomum sen çok yaşa diye tezahürat girdiler. Bu taraftar sizinle gurur duyuyor derlerken oyuncularda alkışla selamlayarak soyunma odasına yöneldi.

Bizde boşalmakta olan salonda kalabalığa karışmamak için bir süre daha bekledik. Beş dakika falan geçmişti maraton tribününde kalan bin kadar taraftar ile diğer tribünlerde kalan az sayıda taraftar ayrılmayarak cimbombomum buraya diye içeri giden takımın tekrar gelmesini beklediler. İçeriye yönelip onları çağıran menajerler vasıtasıyla bir kısım oyuncu geri gelerek tekrar taraftarı selamladı. Sanırım kadrolu üçlü çektirici Rancik'de oradaydı, üçlü çekerek yenilmez armadanın zaferlerle dolu yılına kendi evlerinde nokta koymuş gibi oldular.

Yolda herkesin smaç sonrası nasıl sinirlendiği Oğuz'a edilen küfürlerden anlaşılıyordu, bizde onlara hani potaya asılıp nasıl koyduk ama diye sallandığı smaç değil mi diye gaz veriyorduk. Adamlar bari baştan farkı koyup geçip gitseydi, böyle çocuğa şeker verir gibi ümitlendirip elinden alınır mı gibi benzetmeler yapıyorduk, sinirli halleriyle aynen öyle diye katılıyorlardı.

Underdog görünen takımlarına yenilmez armada ruhunu etiketleyip, euroleague seviyesinde karşı konulamaz savunmaları yapan takımlarını bu alemin en insanüstü tribün gücüyle destekleyen ve galibiyet halinde Fenerbahçeyi devirip maçı kazandıran taraftar olup; sonra bu takım kendi gözleri önünde madara olunca, fülkere kadro bütçe farkı, sakatlıklar ,hakemler, fenerasyon vs. yüzünden kaybettik demeye getiren gayet kıvrak düşüncelerle kendilerini oyalıyorlar.

Her ne kadar şu son maçların havasıyla kendilerini bir anda kainatın en iyi basketbol tribünü böbürlenmelerine boğdularsa da, bunun dönemlik ve şartlara göre değişkenlik gösterebildiğinin farkında olmaları lazım. Keza aynı salonda yıllarca bizim de çok büyük keyif aldığımız unutulmaz maç atmosferlerimiz oldu.

Sinan Erdem'deki artık doymuş vaziyetteki münferitlerin keyfine göre tribün atmosferine kıyasla; böyle agresif başarıya aç kitle önünde adrenalin pompalayan bir ortamda bulunmak bizim içinde eğlenceli oldu. Çok kontrolsüz bir şekilde küfür ve yabancı madde kullanımına başvurdukları anlar olayın çirkin yüzüydü ama bu iki maçta gayet iyi, baskıcı ve tezahürat katılımı yüksek maç ortamları izledik. Zor bir deplasman olduğunu başından sonuna hissettirdiler fakat karşılarındaki Sarı Lacivert Çubuklu Fenerbahçe takımıydı.

Şimdi aynı ciddiyetle beşinci maçı oynayıp sürprize mahal vermeden kazanmak için Sinan Erdem yollarına düşeceğiz.









Fotoğraf kaynak ; Antu.com , Fenerbahçe.org, Hürriyet.com.tr , ntvmsnbc.com