Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Ataşehir'den Yükselen Ateş Madrid'i Yakar Mı ?


Uzun bir aradan sonra tekrardan kalemi elimize almaya karar verdik.Herkesin heyecanı giderek artarken basketbolu sevenleri, özellikle Fenerbahçe sevgisini kalplerinde yaşatanları yeni sezona hazırlamak için düzenli olarak bu blogda yazmaya başlıyorum.Baştan söylemek gerekirse bu blog siyasetten, kişisel dürtülerden ve başkalarına hoş gözükmek adına yazılacak yazılardan 
uzak kalacaktır.




Euroleague'i baz alarak bu yazıda gelecek sezon nasıl bir sezonun bizleri beklediği, grupların nasıl oluşabileceğini ve Fenerbahçe Ülker'in seyrine dair öngörülerimi paylaşacağım.
Teknik detaylara girmek için transferlerin tamamlanmasını ve takımların kadrolarını oturtmasını beklemekte fayda var.Genel bir bakış ile heyecanımızı artırmaya başlayalım..
Bu yazımızda CSKA,Barcelona,Olympiacos,Real Madrid ve Fenerbahçe Ülker 
üzerine analizlerde bulabilirsiniz .

Euroleague 2014-2015 Sezonu Torbaları

1. Torba: CSKA Moskova, Barcelona, Olympiacos, Real Madrid 
2. Torba: Maccabi Electra Tel Aviv, Panathinaikos,Valencia, Anadolu Efes 
3. Torba: Fenerbahçe Ülker, Unicaja Malaga, Laboral Kutxa, Zalgiris Kaunas 
4. Torba: Alba Berlin, Galatasaray Liv Hospital, Emporio Armani Milan, Nizhny Novgorod 
5. Torba: Kızılyıldız, Cedevita Zagreb, Bayern München, Dinamo Sassari 
6. Torba: PGE Turow, Neptunas Klaipeda, Limoges, Elemelerden Gelecek Takım 

-Kimler var ?

Son yılların en sert, en heyecanlı ve belki de en eğlenceli sezonuna hazır mısınız ? Standartların çok üzerinde bir para harcayarak kadro kurmayı düşünen CSKA, güzel bir derinlik sağlamayı hedefleyen Barcelona, Spanoulis'in etrafında yeni bir oluşum kurarak Yunan liginde ve Euroleague'de tacını geri almaya çalışan Olympiacos, Milano'da yaşadıkları şoku unutturmak için sezonun bir an önce başlamasını isteyen Real Madrid ve büyük bir yatırım, efsane koç, yönetsel değişikliklerle sezona büyük bir heyecan ile girecek olan Fenerbahçe Ülker ...



- Rusların Sıcak Denizlere İnme Politikası Devam Ediyor ...


Rusların parası gerçekten bitmiyor.Oyuncak satılan dükkanlara giren ve her gördüğünü babasına aldıran zengin çocuk rolünü bu yıl Itoudis oynuyor.

Teodosic ve Weems ile yeniden anlaşan CSKA yatırımlarına henüz tam olarak başladı bile diyebiliriz.Krstic ile yolları ayırarak biraz daha hareketli bir takım olma seçeneğini benimseyen Ruslar'ın hedefinde Calathes,Lojeski,  O.D. Anosike, Strelnieks, Mbakwe, Gentile gibi isimler var.Ayrıca kulislerde benim pek de itibar etmediğim Spanoulis ismi dolaşıyor ki tutmayan bir formüle(Teodosic-Spanoulis) tekrar inanmak ne derece mantıklı olur bilemem.

-Dümen Kimde ?

Çok büyük transferler yapılsa da bu takımın dümeni yine, yeniden Milos Teodosic'de olacak.Itoudis'in Obradovic'ten aldığı derslerle onu düzen içinde tutması mümkün olur mu bilinmez. Fakat Teodosic'in yetenekleri( tamam kişisel bir hayranlığım var) yadsınamaz.




- Ya tutmazsa ? 

Evet bu yıl da deli gibi para akıtıyorlar. Evet potansiyeli olan( eksikleri çok) bir koç. Evet kaliteli bir kadro, tecrübeli isimler ile yetenek birleşmesi .. Ama yine aynı iç ses konuşuyor '' Ya tutmazsa ? ''  .. 
Kişisel fikirlerimden bahsetmek gerekirse ; 
Bu iş gene olmaz hocam .. Yan yatar, çamura batar gene de olmaz. hep eksik bir şeyler var. Shved,Kirilenko,Krstic,Teodosic gibi bir ''Büyük 4'lü '' kurmuş bir takımdan bahsediyoruz. O kadro da bile eksik şeyler vardı.Bu sebeptendir ki CSKA taraftarlarının içinde bu his hep olacak.

- Kimi izlemeli & Neye dikkat etmeli ?







Bu yıl A Takımda rol almasını beklediğim isimlerden Aleksandr Gudumak bu sezonun önemli isimlerinden olacağına inandığım bir genç.1993 doğumlu olan Gudumak orijinali 4 numara olan ama zorda kalınırsa 5 numaraya çekebileceğiniz bir isim. 2.04 boyunda 113 kg ağırlığındaki Gudumak'ın iyi bir fiziği ve sağlam bir mental yapısı mevcut.

CSKA'da başarının anahtarı bence Kyle Hines'dan geçiyor.Onun süreleri arttıkça ve istatistik kağıdının her bölümünde olumlu rakamlar olursa CSKA'nın hayali gerçeğe bile dönüşebilir.

- Ne Yaparlar ?

Konuşmak için çok erken olmasına rağmen kişisel görüşüm 2015'de Madrid'de yine olurlar ama Final Four finalinde olacaklarını sanmıyorum. Yine 3.lük-4.lük maçıyla podyum yaparlar.





Katalanlar Madrid'i Yıkabilir Mi ? 











Avrupa basketbolunun en büyük kültürlerinin başında gelen Barcelona, Milano'da yarı finalde ezeli rakibi Real Madrid'e karşı yaşadığı hezimeti ligi kazanarak biraz olsun bertaraf etti diyebiliriz.Ama bununla yetineceklerini sanmıyorum. En iyi olmak, en yükseği hedeflemek Barcelona kültüründe var.
Xavi Pascual'in enteresan, çözmekte halen daha zorlandığım sistemi(!) bu yıl da devam edecek.Valencia'nın uzunu Justin Doellman'ı transfer ederek önemli iş yaptıklarını düşünüyorum.
Takımdan Sada ve Pullen kesin olarak ayrıldı.Dorsey konusunda ise büyük bir dedikodu kazanı var.

- Dümen Kimde ?

Yıllardır bu kısmı yazdığımda klişe bir tabir kullanırdım.''Tabi ki La Bomba'' . Sanırım bu yıl aynısını yazamayacağım.Artık işin rengi değişiyor.Takımı Tomic'in üzerine kurması çok da imkansız bir durum değil.Bir takım oyun kurucusu kadar konuşur mantığında olan birisi olarak Barça'da bu yıl farklı bir olgu olacağı görüşündeyim.





- Xavi Pascual Sorunsalı ..

Avrupa'da yer alan koçları 4 kategoriye ayırırsak ;
İlk kategoride : Obradovic-Ivkovic-Messina-Blatt
İkinci Kategori : Pianigiani,Bartzokas,Plaza
Üçüncü Kategori : Mahmuti,Ataman,Vujosevic
Dördüncü Kategori : Xavi Pascual,Pablo Laso 
olarak ayırabilirim.Kişisel bir nefret olduğunu söyleyemem ama antrenörlük kabiliyetlerine gram inanmadığım bir isim.Bu kadar yüksek bütçeli bir takımın ona emanet edilmesini aklım almıyor.Euroleague Final Four'unda 50 sayı fark yiyen bir takımın antrenöründen bahsediyoruz.Hiç mi mental olarak hazırlayamadın takımını? Bu kadar mı acizsin ? Eğer Barça yönetiminden bir antrenör hamlesi gelirse(çok ihtimal dahlilinde gözükmüyor) şansını büyük oranda artıracağını düşünüyorum.

-Kimi izlemeli & Neye dikkat etmeli ?








Bu kısımda Abrines diyip kendimi garantiye almak istemedim.Benim bu yıl Barcelona'da en dikkatli izleyeceğim oyuncu Mario Hezonja. Hezonja'nın repertuarında kendi şutunu yaratma ve iyi dribling yapma mevcut. Umarım bu yıl çok süre alır ve biraz da yazı iyi geçirerek vücut olarak biraz gelişir.

Bu yılın en önemli konusu ise Juan Carlos Navarro'nun ana faktör olmaktan çok X Factor olmayı kabullenebilmesi ve gerektiğinde benchten gelerek takımın vitesini arttırması.


-Ne yaparlar ?

Basketbol geleneğine sahip bir takımdan bahsederken tahmin yapsanız bile çok dikkatli olmalısınız.Bu riske göze alarak Barcelona'nın bu yıl Final Eight(F8)'de eleneceğini tahmin ediyorum.






- Döner miyiz yine eski günlere ?



Komşu'nun güçlü ekibinde ortalık adet yangın yeri. Şöyle ki piyasada bütçelerine uygun her oyuncuya tabiri caizse ''salça'' oluyorlar.Bence en önemli hamleleri ise Olympiacos Ordusunun Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Printezis'i kadrolarında tutmak oldu.CSKA ile beraber Gentile yarışında olan OLY,EA Milano'dan Gani Lawal hamlesi yapmayı planlıyor.Aradori ismi ise kulislerde yüksek sesle telaffuz edilmeye başlandı.
Renklerine kattıkları Lafayette ise muazzam katkı da verebilir takımı rezil de edebilir.Perperoglu'nun eksikliği ise ne derece hissedilir bilinmez ama kemik kadronun bozulduğunu rahatlıkla söylenebilir.



- Dümenin Sahibini Sormak Anlamsız ..



OLY taraftarının : ''O, basketbol tanrısı.O Zeus'un bilinmeyen oğlu'' diyerek ilahlaştırdığı Vassillis Spanoulis Olympiacos taraftarının en sevdiği ve en beğendiği isim. OLY'de geçmiş bir kaç sezonda olduğu gibi onunla yaşayıp onunla ölecek ..





- Yetenek eksikliği Yürekli oyunla telafi edilebilecek mi ?

Spanoulis,Sloukas,Lafeyette,Printezis,Dunston gibi isimlerle kaliteli ve geniş bir kadroya sahip olduğu düşünülse de OLY kadrosunun şampiyon olabilmesi için 2 defa üst üste olduğu gibi mucizelerin birbirini izlemesi lazım ya da Spanoulis'in her zaman oynadığı o büyük oyundan daha fazlasını vermesi lazım.Yunanistan genelinde ve OLY özelinde bir basketbol kültürü oluştuğundan rahatlıkla bahsedebilir olduk.Bu kültüre muhtemel eklemeler(Aradori vb. ) onları yukarılara taşıyacak etmenler ..

- Kimi İzlemeli & Neye Dikkat Etmeli ?




Herkesin ''SPA'' yı izleyeceğinden eminim ama size Ioannis Papapetrou ismini tavsiye ediyorum.Amerika'da kolej alt yapısına sahip olan oyuncu  muhteşem fiziği ile dikkat çekiyor.

Başarının anahtarı ise Spanoulis'e yardım edecek oyuncuların başında gelen George Printezis'ten geçtiğine inanıyorum.Eğer o İstanbul'da sahaya koyduğu karakteri yine gösterirse Madrid biletini neden almasınlar ?


- Ne Yaparlar ? 

OLY taraftarı Spanoulis'in ''Tanrı'nın Oğlu'' olduğunu iddia ededursun ben onların Rüyalar Aleminde yaşadıkları o 2 sezonda yakalayacaklarına ihtimal vermiyorum.Spa ve arkadaşlarının yüreğinin beni yanıltma ihtimalini de katarak Final Eight(F8) de evlerine döneceklerini düşünüyorum.




-Kupa Olduğu Şehirde, En Yakın Müzeye Gider Mi ?







Taraflı tarafsız 2013-2014 sezonu için kime sorsanız Kupayı en çok hak eden takımın Real Madrid(son maç hariç) olduğu söylerdi.Mirotic,Rodriguez,Fernandez,Llull,Bourousis gibi yıldızlarla süslü takım finalde uzatmada kaybetti.Perez'in bu yıkıma nasıl dayanabildiğini merak etmiyor değilim.
Mirotic'in yüksek ihtimalle NBA yapacağını hesaba katmış olan Real Madrid onun boşluğunu Vesely ile doldurmayı planlıyor.Nocioni ise Real Madrid'in bu yıl nokta transferi diyebiliriz. İyi olan kadroları eğer Vesely takviyesi de olursa kusursuza yakın olabilir.

4. sınıf koçlar kategorisinde yer alan Laso yerine en büyük adaylar ise Katsikaris ve Pianigiani ..

- Dümen(ler) Kimde ?






Real Madrid için bu yıl tek bir dümenden bahsetmek yani tek bir koldan yönetilmekten bahsetmek imkansız.''Rudy, Sakallı,'' .. Bu oyuncuları aynı forma altında birlikte izlemenin maliyeti çok yüksek belki ama tam anlamıyla bir ziyafete davetiye ...

Ama bu takımın asıl liderleri kim gelirse gelsin kesinlikle Rudy ve Rodriguez ..





- En kötü ihtimal nedir ? 

Emin olun artık Real Madrid yönetimi ve taraftarlarının sezon içerisinde kendilerine sordukları soru bu .. En kötü ihtimalle ne olabilir ? Nedir o en kötü ihtimal ? İnanılması güç bir rotasyon ve büyük düşünen bir taraftar/yönetim .. 

Onlar için geçmiş yıllardaki en kötü ihtimal hep Pablo Laso idi. Bu yıl onun koltuğuna 2 aday var : Katsikaris ve Pianigiani .. Eğer Pianigiani hamlesi yaparlarsa kesinlikle yanlış bir tercihin altına imza atmış olurlar. Katsikaris daha mantıklı, daha akıllıca bir seçim gibi gözükse de bence onlara İspanya Milli Takımına büyük başarılar kazandırmış Pepu Hernandez tarzında bir antrenör daha iyi olabilir.

Mirotic'in yokluğu onları ne denli etkiler bilinmez.Onun da çaresine baktıklarını/bakacaklarını tahmin ediyorum.

- Kimi İzlemeli Neye dikkat etmeli ?




Yazacağım oyunculardan çok Rodriguez&Fernandez alley-opp larına dikkat etmeyi tercih edebilirsiniz.Emin olun kimse kızmaz ya da sitem etmez size.Siz yine de Dani Diez ismini bir kenara not edin .. Bu çocuk iyi oyuncu olabilmek için gerekli olan her şeye sahip. Hızlı oyunları iyi bitiren, kendi şutunu yaratan bir isim. Ama yaşı geçmek üzere dikkat etmesi lazım ..

Kilit noktalardan birisi de Ioannis Bourousis .. Hantal vücudu bu tempoya ayak uydurabilecek mi ? Bu kadar sert oynanan bir seviyede Yunan Devi ayakta kalabilecek mi ? Bourousis ismine bu kadar takılmamın sebebi onu yedekleyecek onun kalibresinde bir oyuncu Real Madrid kadrosunda bence yok . 

-Ne yaparlar ? 

Sezon içerisinde büyük sorunlar yaşamazlarsa şampiyonluğun yine en büyük favorisi konumundalar.Ve benim tahminime göre kendi seyircileri önünde kupayı havaya kaldıracaklar ..




-Ataşehir'den Yükselen Ateş Madrid'i Yakar Mı ?





Uzun zaman sonra kayıp olmayan bir sezon geçiren Fenerbahçe Ülker yine büyük oynuyor, büyük düşünüyor. Geçen yıl yapılan büyük yatırım Euroleague'de beklediği, arzu ettiği başarıya yaklaşamasa da Lig Şampiyonluğu ile yaralarını sardı.Fiyasko ile sonuçlanan Kleiza projesi ve bireysellik üzerine kurulu hücum stratejileri ile bu yatırım-sonuç eğrisinin negatif yönde olan bir eğri olduğunu söyleyebiliriz.

Zeljko Obradovic Avrupa'nın belki de en kariyerli, en iyi koçu. Ayrıca kendisine has üslubu ile çok fazla network'e sahip olunduğu da herkes tarafından bilinir.İnsanların bu yıldan tam da memnun olmasının sebebi ise bu denli büyük bir organizasyonun bu kadar büyük bir Koç ile anında başarı beklentisinden kaynaklı olmakta olup, bizim gibi basketbol kültürüne sahip olmayan, kaostan beslenen bir oyun/yaşam yapısına sahip, başarılı olarak gözüken A Milli Takım'ın Edirne'nin ötesinde gerçekleşen tüm turnuvalarda sade ve sadece boş kontenjanı doldurduğu ve hatta uluslararası bir turnuvaya katılabilmek için parayla katılım kartı (Wild Card) alabilecek kadar alçalabilen bir yapıya sahip olduğumuzu  unutmamızdan kaynaklıdır.
Ama bu da yönetsel anlamda hatalar yapılmadığı anlamına gelmemektedir.Geçen yıl yapılan yatırım da tek kabahatli emin olun Kleiza'nın saçları değil. Pierre Jackson isimli sürpriz yumurta ve 1-5 numaralardaki eksik kalan (sakatlık sebepleriyle ) rotasyon da dahil olmak üzere tüm başarı ve başarısızlık bu oyunculara, koça, ekibine , yönetime ve hatta taraftara aittir.

Bu yıl sil baştana yakın yapılan yapılanmada belki de ilk defa bu kadar hızlı davranıldı. Temmuz'un ilk haftasında kadro hemen hemen belli oldu.Takımdan Bo,Kleiza,İlkan,Barış(kiralık gitmişti) gibi isimlerle yollar ayrıldı.Ve son olarak kadrodan ayrılması yüksek ihtimal olan Bojan Bogdanovic.
Maccabi'nin şampiyonluğunda büyük etkisi olan Ricky Hickman, NBA kariyeri ve Eurocup kariyeri olan Andrew Goudelock, geçmişte Fenerbahçe Ülker forması giymiş olan Serhat Çetin, yüksek ihtimalle geri dönecek olan Semih Erden, Karşıyaka'da bu yıl etkileyici performanslar sergileyen, yerli rotasyonunda az bulunan isimlerden olan Can Altıntığ ve bu yıla damga vurması muhtemel isim Bogdan Bogdanovic ...

Dedikodu kısmına gelecek olursak;

Kısa rotasyonuna Calathes, Huertel isimlerinin uzun rotasyonuna ise Freeland ,D.Brown ya da Pero Antic gibi isimlerin konuşulduğu herkes tarafından bilinmekte .


- Dümen Gerçekten Kimde ?!















Real Madrid için yazdıklarımın bir benzerini de sanırım Fenerbahçe Ülker için yazmam gerekecek.Takımda şimdilik saf bir oyun kurucu olmadığı için topa yön veren isimlerin sürekli değişeceği kanaatindeyim.4 isimin ön planda olması muhtemel.

Goudelock,Hickman,Bogdanovic,Bjelica ... Bu isimleri yazsak da hemen hemen herkes bu takımın hem finansal hem de saha içindeki dümeninin Zeljko Obradovic'de olacağını net olarak biliyor.

- Şu Kimyanın Tutması İçin Ne Yapmamız Gerek ? 

Harcanan büyük paralar, gelen/giden yıldız isimler, taraftar desteği ... Ne ararsanız var ama bir türlü yakalanamayan Avrupa'da başarı ..

Bu kısımda söylenecek çok fazla söz yok aslında. Takım kuruldu, herşey hazır ve hep söylediğimiz o söz : ''we have Obradovic, they don't ''

Umarım bu yıl bu kimya tutar ve özlenen beklenen başarı gelir.Taraftara da büyük görev düşmekle birlikte en önemli görev kesinlikle koç ve oyuncularda ..



- Kimi İzlemeli & Neye Dikkat Etmeli ?



Bu yıl tüm Avrupa gibi bizim de mutlaka Bogdan Bogdanovic ismini çok dikkatli izlemeli ve onu baskı altına almadan kendi gelişimine bırakmamız gerekiyor.Bogdanovic şu anda  pişmiş bir oyuncu değil.Bizi tercih etmesinin sebebi de budur.

Bunun yanı sıra Fenerbahçe Ülker'in bu yıl başarılı olmak için olmazsa olmazı Nemanja Bjelica ve onun basketbolu.O ne kadar adını yüksek söyletirse emin olun Fenerbahçe Ülker o kadar ilerler .. 


- Ne yaparlar ? 

Kesinlikle yorum yapmanın anlamsız olacağını söyleyebiliriz.Eğer belirli bir standarda sahip olursa Fenerbahçe Ülker bu yıl F4 bile yapabilir.Ama yok gene aynı hamam aynı tas şeklinde devam eder TOP16 'den terk oluruz .
Tahminim ise F8 - F4 ' den birisinde olacak Fenerbahçe Ülker ama nerede ? 







1 Mart 2012 Perşembe

ARSIZLAR ve YÜZSÜZLER

Türk atasözlerinin en güzellerinden birisidir: “Görünen köy kılavuz istemez” denir. Fenerbahçe Ülker’in dün yaşadığı hezimet ortada… Buraya nasıl gelindiğinin en güzel özeti bu atasözüdür. Görünüyordu, biliniyordu, duyuluyordu… Bu takımdan bir numara olmayacağı, tez zamanda neşter vurulması gerektiği o kadar belliydi ki… Bile bile lades dedik. Kaza geliyorum demekle kalmıyor, bas bas bağırıyordu. Göstere göstere, yalanların ardına sığına sığına, kendimizi ve taraftarı kandıra kandıra uçuruma yuvarlandık. Bir avuç divane kendi kendine bağıradursun…

Tarih 04 Kasım 2011’di ve bir Cuma günüydü. Bir gün önce Nancy maçını kazanmıştık. Galibiyetin sevincini yaşamak yerine bu blogda bir yazı kaleme aldık: "YOK MU BU ADAMA DUR DİYECEK?" Bu adam dediğimiz, elbette takımın bu hale gelmesinde baş sorumlu olan Neven Spahjia’ydı.

Galibiyete rağmen o yazımda şunları belirtmiştim:

“Risk alamayan, "az olsun benim olsun" diyen adamlarla buraya kadar... O, küçük dünyasında mesut. Yıldızlardan korkan bütün koçlar böyledir aslında; kendilerine güvenemez, risk almayı sevmez, dar dünyalarında lokal başarılarla avunur dururlar. Onlar küçük takımlara "beklentilerin üstünde" başarı kazandırarak takdir edilir, büyük takımların beklentilerinin altında ezilirler. Büyük oyuncuları bu yüzden sevmezler.”

Ve yazıyı Aydın Örs’e seslenerek noktalamıştık:

“Hocam seni çok seviyoruz. Ama sormak zorundayım. Bu takımın bu kadar doğranıp budanmasına, bu zihniyet küçüklüğüne, bu dar kafalılığa nasıl göz yumuyor, nasıl tahammül ediyorsun sevgili hocam? Senin etkin ve yetkin nedir? Ne zaman insiyatif alacak, Nasrettin hocanın leyleği gibi durmadan budanan bu takımı ne zaman Spahjia'nın gazabından koruyacaksın?”

Maalesef kendi kendimize dövündüğümüzle kaldık. Kimse gerçekleri görmeye yanaşmıyordu. Piyangodan çıkan ve hiç hak edilmeyen grup liderliği, bahsedilen vurdumduymazlığı daha da derinleştirdi.

Dün Euroleague’de tamam yahut devam maçına çıktık. Dün akşam hiçbir iddiası kalmayan Milano önünde yarım sayıyla bile kazanmamız durumunda Euroleague’de çeyrek final oynayacak, bu kadar kötü geçen bir sezonda harika bir derece yapmış olacaktık. Dün kazanmamız durumunda Avrupa’nın en iyi sekiz takımından birisi olarak tescillenecektik. Çünkü dün Panathinaikos deplasmanda Kazan’ı yenerek bize çeyrek final yolu açmıştı.

Maç öncesi şunları düşünüyordum:
Biz kazanır ve Panathinaikos kaybeder; o şekilde elenirsek yıkımı büyük olmaz. Sadece üzülürüz, 17 sayıdan verilen deplasmandaki Kazan maçına hayıflanırız filan...

Hem Panathinaikos yenilir, hem biz yenilirsek üzüntünün yanında biraz öfke olur ama zaten kazansak bile işe yaramayacağı için herhangi bir mağlubiyetin öfkesinden ileriye geçmez.

Amaaaaa... Panathinaikos bu akşam Kazan'ı yener ve biz buna rağmen Milano'ya yenilip elenirsek... İşte onun yıkımı çok ama çok ağır olur. Hem oyuncular, hem taraftar nezdinde...

İşte, maalesef en korktuğum, en istemediğim ama en çok ihtimal verdiğim şık gerçekleşti. Panathinaikos bize çeyrek final yolunu açtı ama biz ruhsuz bir oyunla hiçbir iddiası kalmayan Milano’ya yenildik. Sanki Milano’nun şansı devam ediyor, biz defteri kapatmış bir havada oynayarak…

Zaten maçın ilk devresini 46-40 geride kapattığımızda hadisenin rengi belli olmuştu.Böyle kritik bir final maçına, alışıldık tabirle “tamam ya da devam maçına” çıkan bir takım çok kötü hücum edebilir, çok kötü şut atabilir; ama asla bir devrede 46 sayı yemez. Bu kadar göstermelik ve yumuşak savunma yapmaz. Her ne gerekçeyle olursa olsun, bu şartlarda 46 sayı yiyen bir takım DEVAM ETMEYİ İSTEMİYOR demektir. Boşverin tekniği, taktiği... Bu durumda hepsi hikaye...

Taraftar cephesinde bu şekilde elenmenin yıkımı korkunç oldu. Takımın bu kadar kolay teslim olmasını herhalde içine sindirebilen yoktur. Ama görüyoruz ki, yönetim, teknik heyet ve oyuncu cephesinde böyle bir mahcubiyet yok. Utanmak, arlanmak lazım. Utanan ve arlanan gereğini yapar. Ancak utanmazlar ve arlanmazlar böyle rezaletler karşısında gelecek masalları, ninniler okumaya, başını kuma gömmeye devam eder.

Ne yalan söyliyeyim; bir takım olumsuz işaretlere rağmen geçen sezonun genelinde Spahjia’ya destek olduk. Aslında bugün şikayetçi olduğumuz çoğu şeyin belirtileri geçen sezonda vardı. Rakiplerin büyük farklardan geri gelmesi, oyunu tutamamak, kritik maçlarda çuvallamak gibi… Nitekim ilk 3 maçı kazanıp, son 3 maçı acemiliklerle kaybederek Top-16’dan elenmek benzeri zor olacak bir ayıptı. Ama ilk sene dedik, olur dedik. Çünkü ardımızda bir Tanjevic kabusu bırakmıştık. Bu sıkıntılara razıydık.

Fakat gördük ki, ol-ma-ya-cak. Bu kadar net. Olmayacağı transfer politikasından belliydi. Bu arada dikkatinizi çekmiştir, çünkü artık geleneğimiz oldu: Her maçta, özellikle Euroleague'de rakibin sıradan bir oyuncusu çıkıyor ve kariyer maçını bize karşı oynuyor. Torunlarına gururla anlatacağı en harika performansları bizim maçlarda sergiliyor. Bu durum bile Spahjia'nın NE KADAR ACİZ ve YETERSİZ OLDUĞUNU GÖSTEREN EN ÖNEMLİ KRİTERLERDEN BİRİSİDİR. 40 dakika boş boş baktığının ve maç içi beklenmedik sorunlara çözüm üretme konusunda ne kadar vasıfsız olduğunun bir numaralı işaretidir.

Mesela dün gard savunması çökmüşken, rakip gard bilgisayar oyunu gibi takımını yönetirken, en azından 3-5 dakika ve baskı amaçlı Hakan Demirel denense n'olurdu? Ukic’ten daha mı kötü savunma yapardı? Rotasyon, rotasyon diyorlar… İlk devre Oğuz’u, ikinci devre Vidmar’ı hiç ama hiç oynatmamak nasıl bir rotasyondur? Ya hiç oynatma, yahut oynatacaksan, maçın ikinci yarısından önce hatırla… Diğer türlü “denize düşen yılana sarılır” durumu oluyor. Vidmar mevzuunda ise… Dün takımın temel problemi isteksizlik, iştahsızlıkken ve boyalı bölge yol geçen hanına dönmüşken, böyle kendini paralayan bir oyuncu maçın ikinci devresinde tamamen unutulmayı hak edecek ne yaptı? Bunların izahı yok. “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…”
Ukic demişken… Bir hafta önce Kazan maçını uzatmaya taşıyan basketi atmıştı. Maç sonu röportajında, maçı uzatmaya taşıyan basket konusunda: "Ben böyle anlar için yaşıyorum" dedi. Bunu duyduğumda gerçekten katıla katıla gülmüştüm. Tamam, belki bir zamanlar Kezman'ın Beşiktaş'a attığı gol gibi sezonun basketi olacaktı... Eğer turu geçseydik… Şüphesiz çok değerli bir basketti. Ama yani, "ben böyle anlar için yaşıyorum” filan… Bilmediğimiz Ukic olsa Reggie Miller, Kobe Bryant, Paul Pierce filan konuşuyor sanacağız.

Nitekim dün gördük nasıl anlar için yaşadığını. Koskoca maçı takımın oyun kurucusu 1 asistle tamamlıyor. Yanlış okumadınız, yazıyla BİR asist. Yaptığı top kayıplarını ben sayamadım. Üstelik en kritik yerlerde ve hiç baskı yokken…

Daha sezonun ilk günlerinde Ukic mevzuunda çok yazıp çizdim. Geçen yılda öyle… Şunlar ise haftalar önce fenerbasket’te yazdıklarım: “Ben Ukic'in çok yetenekli, değerli bir oyuncu olduğunu her zaman iddia ettim. Ama Ukic etrafında takım kurulacak bir "lider" değil. Ukic asla tepeye oynayan bir takımın esas yıldızı olamaz. Ukic'in yeteneklerini sorgulayan çarpılır ama Ukic'in mental direncine güvenen de ortada kalır. Lider demek illa point-gard demek değildir. Mesela Olympiakos'un lideri Spanulis, CSKA'nın lideri Kirilenko, Barca'nın lideri Navarro'dur. Bizde böyle bir lider oyuncu yok. Mega-star diyeceğimiz, takımın başarısı ile kendi kariyerini paralel gören, elini taşın altına koyacak, koç kadar takım üzerinde ağırlığı olacak winner bir karakter... Saras'ın bir zamanlar Macabi'de, Diamantidis'in Pana'da olduğu gibi... Böyle bir liderin takımında Ukic bence ikinci yıldız ama ilk gard olarak çok daha faydalı olur. Oysa biz Vince Carter'dan Kobe Bryant olmasını bekliyoruz. Olmaz, olamaz. Bu iş sadece yetenek işi değil; yaradılıştan gelen bir karakter, bir duruş meselesi...”

Nitekim, dün akşam Ukic beni bir kez daha doğruladı. Nerdeyse bir sene oluyor ki, aynı iddiam devam ediyor. Sadece son toplar değil mesele. Ukic asla bir takımın esas oğlanı olamaz. Ondan takım lideri olmaz. O ancak başka bir starın yanında yardımcı jön olur.
Şimdi bazıları bu hezimete kılıf olarak kulübün içinden geçtiği süreci bahane gösterebilir. Soruyorum: 03 Temmuz'un ucu erkek basketbol takımına nerede ve ne zaman dokunmuş? Haydi, sezon öncesi bazı gelişmeler, küçülme söylentileri voleybolcularımızı ve kadın basketbolcuları tedirgin etti. Haklı olarak tedirgin etti. Ama bunlara, Erkek Basketbol takımına girdisi çıktısı ne oldu, nasıl etkiledi, onu anlayamıyorum. Kulübün en rahat şubesi bunlardı ve halen bunlar... Dolayısıyla bahanelere sığınmak, yüzsüzlük ve arsızlığın bir başka adı olur.
Kimse mazeret aramasın. Süreci filan bahane etmesin. Bu takımın temel sorunları:
1) Yetersiz, vizyonu dar bir koç…
2) Lider, winner yıldızlara sahip olmaması… Mirsad ve Ömer bu iş için biçilmiş kaftan ama onların yaşları kemale erdi ve sağlık durumları ortada…
3) Ukic’in liderlik yapacak mental seviyede olmaması ve koçun bu liderliği ısrarla ondan beklemesi…
4) Yerli rotasyonu daralmışken, yabancı seçimlerini Euroleague düzeyinde vasat oyunculardan yana kullanmak…
5) Takım artık ne hocasına, ne kendisine inanıyor. Çürüme başlamış. İnançsızlıktan büyük çürüme olmaz.
Çok geç olmadan, bugünden tezi yok doğru adımlar atılmalı. Neler yapılmalı, ayrıca yazarız düşüncelerimizi. Şimdilik Neven’i kapı önüne koymaktan acil bir çözüm yok. İdare-i maslahatla alınacak bir karış yol kalmamıştır. Artık bizi oyalamayın!
Bu kötü gidişten mesul olduğu halde yaşanan hezimete rağmen başını deve kuşu gibi kuma gömen, olanları yok sayan, idare-i maslahat peşindeki bütün etkili ve yetkili kişiler... Sahada ter akıtmak yerine mağlubiyeti kanıksamış, ruhsuz oyuncu kadrosu dahil olmak üzere... Daha fazla arsızlık ve yüzsüzlük yapmayın! Birileri bu olanların bedelini ödemeli.
Son olarak: 
Çok kötü oynuyorduk. Piyangodan Top-16’ya kaldık. Hemde grup lideri olarak… Bana basketbolun adaletini sorgulatan ama bir o kadar sevindiren bir sonuçtu. Ve dün akşam seri başı olarak başladığımız grubu sonuncu bitirdik. Basketbolun adaleti varmış. İnandım buna.

25 Mart 2011 Cuma

TBL 23.Hafta : Fenerbahçe Ülker – Antalya B.B. 97-83 !!!



Beko Basketbol Ligi’nin 23.haftasında Fenerbahçe Ülker, Sinan Erdem Spor Salonu’nda Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni 97-83’lik skorla mağlup etti.
Ömer Onan ve Polat Kocaoğlu’nun karşılıklı basketleriyle başlayan mücadelede Gerrod Henderson ile dış atışları iyi değerlendiren Antalya Büyükşehir Belediyesi, 4.dakikaya girilirken skoru 4-11 yaptı. Ömer Onan ile hücumdaki suskunluğunu bozan Fenerbahçe Ülker, reklam molasına da Oğuz Savaş’ın sayılarıyla girdi. Aranın ardından Buckman ile hücumdaki etkinliğini sürdüren Antalya Büyükşehir Belediyesi, ilk periyotu da Henderson’ın basketiyle 18-21 önde tamamladı.
İkinci periyotun ilk basketini Henderson’ın üç sayı isabetiyle konuk ekip buldu. Emir Preldzic ile rakibine karşılık veren Fenerbahçe Ülker, Kaya Peker’in de turnikesiyle 13.dakikada farkı 1 sayıya indirdi (23-24). Muratcan Güler ile Polat Kocaoğlu’nu kullanarak skor üreten Antalya temsilcisi, 17.dakikada durumu 29-31 yaptı. Ömer Onan ve Marko Tomas’ın sayılarıyla hücumdaki suskunluğunu üzerinden atan Fenerbahçe Ülker, 11-4’lük seriyle devre sonunda soyunma odasına 45-35 önde girdi.
Ömer Onan’ın isabetsiz atışını Emir Preldzic ile tipleyen Fenerbahçe Ülker, üçüncü periyotun da ilk sayılarını bulan taraf oldu. James Christopher ile Polat Kocaoğlu’nun üçer sayılık basketleriyle etkili olan Antalya Büyükşehir Belediyesi, 22.dakikada farkı 9 sayıya indirdi (50-41). Kaya Peker ve Ömer Onan’ın turnike basketleri ile basketler bulan Sarı Lacivertliler, pota altını etkili kullanarak üçüncü periyotu 9 sayı farkla 72-63 önde tamamlayan taraf oldu.
Son 10 dakikalık bölüme James Christopher’ın pasında Bradley Buckman ile üç sayılık basket kaydederek başlayan Antalya Büyükşehir Belediyesi, 32.dakikada farkı 8 sayıya indirdi (74-66). Marko Tomas ile Kaya Peker’in sayılarıyla hücumda yeniden kontrolü eline alan Sarı Lacivertliler, 38.dakikaya da 88-81 önde giren taraf oldu. Bu bölümde hücumda Christopher ve Buckman’ı kullanarak skor üreten rakibi karşısında Fenerbahçe Ülker, kontrolü elinden bırakmadı ve salondan da 97-83 galibiyetle ayrıldı.


SALON: Sinan Erdem Spor Salonu
HAKEMLER: Serkan Emlek – Sami Özel – Tekin Özübir
FENERBAHÇE ÜLKER (97): Roko Ukic 9 (3 ribaund- 7 asist), Ömer Onan 14 (3 ribaund- 1 asist), Sarunas Jasikevicius 6 (1 ribaund- 3 asist), Kaya Peker 9 (3 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 11 (7 ribaund), Marko Tomas 20 (3 ribaund), Sean May (3 ribaund), Emir Preldzic 28 (8 ribaund- 3 asist)
ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE (83): Muratcan Güler 9 (9 ribaund- 2 asist), James Christopher 14 (3 ribaund- 5 asist), Gerrod Henderson 28 (4 ribaund- 3 asist), Bradley Buckman 22 (10 ribaund), Polat Kocaoğlu 10 (6 ribaund- 1 asist)
1.PERİYOT: 18-21
2.PERİYOT: 27-14
3.PERİYOT: 27-28
4.PERİYOT: 25-20

* Kötü oynadık ama kazanmak güzel.Olası Play Off Eşleşmesinde de muhtemel rakibimiz.2 maçı da kazandığımız için 1-0 önde başlayacağız.
* Emir’in maşaallahı var gene.Formunu aynen sürdürüyor.Nazar değmesin.28 sayı,8 ribaunt,3 asist.Aferin koçum.
* Emir’den sonra Tomas iyi oynadı.22 dakikada 20 sayı.
* Lavrinoviç yoktu.Kinsey’de yoktu.Lavrinin yokluğunda uzunlardan May sıfır (6.42 dakikada 0 sayı ,3 ribaunt.),Kaya ve Oğuz idare etti.Büyük bir bölümü 4 kısa ile oynadık.Tomas 4 numara oynadı.
* Ukiç 7 asisti iyi ama 9 sayısını 6/1 üçlük,4/2 ikilik ile attı.Daha istikrarlı hücum bekliyoruz.
* Savunmamız berbattı gene.Spahija’da maçtan sonra memnun olmadığını söylemiş.
* Serbest atışlarda gene kötüyüz.17/11.% 65.
* 2.çeyreğin  bitimine 5  dk.kala    25-30 gerideydik,biraz sıktık ve devreyi  45-35 önde bitirdik.
* Henderson’u yıldız yaptık.5/5 üçlük ile 28s.Buckman 22s.Christopher 14s.3 Amerikalı 64 sayı attı.
* Ahmet Kandemir eziği gene atıldı.
* Play Off’lara kadar toparlanarak hazır girmeliyiz.Bu işin şakası yok.Bugün geniş kadro avantajı ile kazandık.Adamlar 3 ABD’linin sürekli oynaması ve yorulması ile ancak kaybetti.