Basketbol Erkekler Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol Erkekler Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Ataşehir'den Yükselen Ateş Madrid'i Yakar Mı ?


Uzun bir aradan sonra tekrardan kalemi elimize almaya karar verdik.Herkesin heyecanı giderek artarken basketbolu sevenleri, özellikle Fenerbahçe sevgisini kalplerinde yaşatanları yeni sezona hazırlamak için düzenli olarak bu blogda yazmaya başlıyorum.Baştan söylemek gerekirse bu blog siyasetten, kişisel dürtülerden ve başkalarına hoş gözükmek adına yazılacak yazılardan 
uzak kalacaktır.




Euroleague'i baz alarak bu yazıda gelecek sezon nasıl bir sezonun bizleri beklediği, grupların nasıl oluşabileceğini ve Fenerbahçe Ülker'in seyrine dair öngörülerimi paylaşacağım.
Teknik detaylara girmek için transferlerin tamamlanmasını ve takımların kadrolarını oturtmasını beklemekte fayda var.Genel bir bakış ile heyecanımızı artırmaya başlayalım..
Bu yazımızda CSKA,Barcelona,Olympiacos,Real Madrid ve Fenerbahçe Ülker 
üzerine analizlerde bulabilirsiniz .

Euroleague 2014-2015 Sezonu Torbaları

1. Torba: CSKA Moskova, Barcelona, Olympiacos, Real Madrid 
2. Torba: Maccabi Electra Tel Aviv, Panathinaikos,Valencia, Anadolu Efes 
3. Torba: Fenerbahçe Ülker, Unicaja Malaga, Laboral Kutxa, Zalgiris Kaunas 
4. Torba: Alba Berlin, Galatasaray Liv Hospital, Emporio Armani Milan, Nizhny Novgorod 
5. Torba: Kızılyıldız, Cedevita Zagreb, Bayern München, Dinamo Sassari 
6. Torba: PGE Turow, Neptunas Klaipeda, Limoges, Elemelerden Gelecek Takım 

-Kimler var ?

Son yılların en sert, en heyecanlı ve belki de en eğlenceli sezonuna hazır mısınız ? Standartların çok üzerinde bir para harcayarak kadro kurmayı düşünen CSKA, güzel bir derinlik sağlamayı hedefleyen Barcelona, Spanoulis'in etrafında yeni bir oluşum kurarak Yunan liginde ve Euroleague'de tacını geri almaya çalışan Olympiacos, Milano'da yaşadıkları şoku unutturmak için sezonun bir an önce başlamasını isteyen Real Madrid ve büyük bir yatırım, efsane koç, yönetsel değişikliklerle sezona büyük bir heyecan ile girecek olan Fenerbahçe Ülker ...



- Rusların Sıcak Denizlere İnme Politikası Devam Ediyor ...


Rusların parası gerçekten bitmiyor.Oyuncak satılan dükkanlara giren ve her gördüğünü babasına aldıran zengin çocuk rolünü bu yıl Itoudis oynuyor.

Teodosic ve Weems ile yeniden anlaşan CSKA yatırımlarına henüz tam olarak başladı bile diyebiliriz.Krstic ile yolları ayırarak biraz daha hareketli bir takım olma seçeneğini benimseyen Ruslar'ın hedefinde Calathes,Lojeski,  O.D. Anosike, Strelnieks, Mbakwe, Gentile gibi isimler var.Ayrıca kulislerde benim pek de itibar etmediğim Spanoulis ismi dolaşıyor ki tutmayan bir formüle(Teodosic-Spanoulis) tekrar inanmak ne derece mantıklı olur bilemem.

-Dümen Kimde ?

Çok büyük transferler yapılsa da bu takımın dümeni yine, yeniden Milos Teodosic'de olacak.Itoudis'in Obradovic'ten aldığı derslerle onu düzen içinde tutması mümkün olur mu bilinmez. Fakat Teodosic'in yetenekleri( tamam kişisel bir hayranlığım var) yadsınamaz.




- Ya tutmazsa ? 

Evet bu yıl da deli gibi para akıtıyorlar. Evet potansiyeli olan( eksikleri çok) bir koç. Evet kaliteli bir kadro, tecrübeli isimler ile yetenek birleşmesi .. Ama yine aynı iç ses konuşuyor '' Ya tutmazsa ? ''  .. 
Kişisel fikirlerimden bahsetmek gerekirse ; 
Bu iş gene olmaz hocam .. Yan yatar, çamura batar gene de olmaz. hep eksik bir şeyler var. Shved,Kirilenko,Krstic,Teodosic gibi bir ''Büyük 4'lü '' kurmuş bir takımdan bahsediyoruz. O kadro da bile eksik şeyler vardı.Bu sebeptendir ki CSKA taraftarlarının içinde bu his hep olacak.

- Kimi izlemeli & Neye dikkat etmeli ?







Bu yıl A Takımda rol almasını beklediğim isimlerden Aleksandr Gudumak bu sezonun önemli isimlerinden olacağına inandığım bir genç.1993 doğumlu olan Gudumak orijinali 4 numara olan ama zorda kalınırsa 5 numaraya çekebileceğiniz bir isim. 2.04 boyunda 113 kg ağırlığındaki Gudumak'ın iyi bir fiziği ve sağlam bir mental yapısı mevcut.

CSKA'da başarının anahtarı bence Kyle Hines'dan geçiyor.Onun süreleri arttıkça ve istatistik kağıdının her bölümünde olumlu rakamlar olursa CSKA'nın hayali gerçeğe bile dönüşebilir.

- Ne Yaparlar ?

Konuşmak için çok erken olmasına rağmen kişisel görüşüm 2015'de Madrid'de yine olurlar ama Final Four finalinde olacaklarını sanmıyorum. Yine 3.lük-4.lük maçıyla podyum yaparlar.





Katalanlar Madrid'i Yıkabilir Mi ? 











Avrupa basketbolunun en büyük kültürlerinin başında gelen Barcelona, Milano'da yarı finalde ezeli rakibi Real Madrid'e karşı yaşadığı hezimeti ligi kazanarak biraz olsun bertaraf etti diyebiliriz.Ama bununla yetineceklerini sanmıyorum. En iyi olmak, en yükseği hedeflemek Barcelona kültüründe var.
Xavi Pascual'in enteresan, çözmekte halen daha zorlandığım sistemi(!) bu yıl da devam edecek.Valencia'nın uzunu Justin Doellman'ı transfer ederek önemli iş yaptıklarını düşünüyorum.
Takımdan Sada ve Pullen kesin olarak ayrıldı.Dorsey konusunda ise büyük bir dedikodu kazanı var.

- Dümen Kimde ?

Yıllardır bu kısmı yazdığımda klişe bir tabir kullanırdım.''Tabi ki La Bomba'' . Sanırım bu yıl aynısını yazamayacağım.Artık işin rengi değişiyor.Takımı Tomic'in üzerine kurması çok da imkansız bir durum değil.Bir takım oyun kurucusu kadar konuşur mantığında olan birisi olarak Barça'da bu yıl farklı bir olgu olacağı görüşündeyim.





- Xavi Pascual Sorunsalı ..

Avrupa'da yer alan koçları 4 kategoriye ayırırsak ;
İlk kategoride : Obradovic-Ivkovic-Messina-Blatt
İkinci Kategori : Pianigiani,Bartzokas,Plaza
Üçüncü Kategori : Mahmuti,Ataman,Vujosevic
Dördüncü Kategori : Xavi Pascual,Pablo Laso 
olarak ayırabilirim.Kişisel bir nefret olduğunu söyleyemem ama antrenörlük kabiliyetlerine gram inanmadığım bir isim.Bu kadar yüksek bütçeli bir takımın ona emanet edilmesini aklım almıyor.Euroleague Final Four'unda 50 sayı fark yiyen bir takımın antrenöründen bahsediyoruz.Hiç mi mental olarak hazırlayamadın takımını? Bu kadar mı acizsin ? Eğer Barça yönetiminden bir antrenör hamlesi gelirse(çok ihtimal dahlilinde gözükmüyor) şansını büyük oranda artıracağını düşünüyorum.

-Kimi izlemeli & Neye dikkat etmeli ?








Bu kısımda Abrines diyip kendimi garantiye almak istemedim.Benim bu yıl Barcelona'da en dikkatli izleyeceğim oyuncu Mario Hezonja. Hezonja'nın repertuarında kendi şutunu yaratma ve iyi dribling yapma mevcut. Umarım bu yıl çok süre alır ve biraz da yazı iyi geçirerek vücut olarak biraz gelişir.

Bu yılın en önemli konusu ise Juan Carlos Navarro'nun ana faktör olmaktan çok X Factor olmayı kabullenebilmesi ve gerektiğinde benchten gelerek takımın vitesini arttırması.


-Ne yaparlar ?

Basketbol geleneğine sahip bir takımdan bahsederken tahmin yapsanız bile çok dikkatli olmalısınız.Bu riske göze alarak Barcelona'nın bu yıl Final Eight(F8)'de eleneceğini tahmin ediyorum.






- Döner miyiz yine eski günlere ?



Komşu'nun güçlü ekibinde ortalık adet yangın yeri. Şöyle ki piyasada bütçelerine uygun her oyuncuya tabiri caizse ''salça'' oluyorlar.Bence en önemli hamleleri ise Olympiacos Ordusunun Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Printezis'i kadrolarında tutmak oldu.CSKA ile beraber Gentile yarışında olan OLY,EA Milano'dan Gani Lawal hamlesi yapmayı planlıyor.Aradori ismi ise kulislerde yüksek sesle telaffuz edilmeye başlandı.
Renklerine kattıkları Lafayette ise muazzam katkı da verebilir takımı rezil de edebilir.Perperoglu'nun eksikliği ise ne derece hissedilir bilinmez ama kemik kadronun bozulduğunu rahatlıkla söylenebilir.



- Dümenin Sahibini Sormak Anlamsız ..



OLY taraftarının : ''O, basketbol tanrısı.O Zeus'un bilinmeyen oğlu'' diyerek ilahlaştırdığı Vassillis Spanoulis Olympiacos taraftarının en sevdiği ve en beğendiği isim. OLY'de geçmiş bir kaç sezonda olduğu gibi onunla yaşayıp onunla ölecek ..





- Yetenek eksikliği Yürekli oyunla telafi edilebilecek mi ?

Spanoulis,Sloukas,Lafeyette,Printezis,Dunston gibi isimlerle kaliteli ve geniş bir kadroya sahip olduğu düşünülse de OLY kadrosunun şampiyon olabilmesi için 2 defa üst üste olduğu gibi mucizelerin birbirini izlemesi lazım ya da Spanoulis'in her zaman oynadığı o büyük oyundan daha fazlasını vermesi lazım.Yunanistan genelinde ve OLY özelinde bir basketbol kültürü oluştuğundan rahatlıkla bahsedebilir olduk.Bu kültüre muhtemel eklemeler(Aradori vb. ) onları yukarılara taşıyacak etmenler ..

- Kimi İzlemeli & Neye Dikkat Etmeli ?




Herkesin ''SPA'' yı izleyeceğinden eminim ama size Ioannis Papapetrou ismini tavsiye ediyorum.Amerika'da kolej alt yapısına sahip olan oyuncu  muhteşem fiziği ile dikkat çekiyor.

Başarının anahtarı ise Spanoulis'e yardım edecek oyuncuların başında gelen George Printezis'ten geçtiğine inanıyorum.Eğer o İstanbul'da sahaya koyduğu karakteri yine gösterirse Madrid biletini neden almasınlar ?


- Ne Yaparlar ? 

OLY taraftarı Spanoulis'in ''Tanrı'nın Oğlu'' olduğunu iddia ededursun ben onların Rüyalar Aleminde yaşadıkları o 2 sezonda yakalayacaklarına ihtimal vermiyorum.Spa ve arkadaşlarının yüreğinin beni yanıltma ihtimalini de katarak Final Eight(F8) de evlerine döneceklerini düşünüyorum.




-Kupa Olduğu Şehirde, En Yakın Müzeye Gider Mi ?







Taraflı tarafsız 2013-2014 sezonu için kime sorsanız Kupayı en çok hak eden takımın Real Madrid(son maç hariç) olduğu söylerdi.Mirotic,Rodriguez,Fernandez,Llull,Bourousis gibi yıldızlarla süslü takım finalde uzatmada kaybetti.Perez'in bu yıkıma nasıl dayanabildiğini merak etmiyor değilim.
Mirotic'in yüksek ihtimalle NBA yapacağını hesaba katmış olan Real Madrid onun boşluğunu Vesely ile doldurmayı planlıyor.Nocioni ise Real Madrid'in bu yıl nokta transferi diyebiliriz. İyi olan kadroları eğer Vesely takviyesi de olursa kusursuza yakın olabilir.

4. sınıf koçlar kategorisinde yer alan Laso yerine en büyük adaylar ise Katsikaris ve Pianigiani ..

- Dümen(ler) Kimde ?






Real Madrid için bu yıl tek bir dümenden bahsetmek yani tek bir koldan yönetilmekten bahsetmek imkansız.''Rudy, Sakallı,'' .. Bu oyuncuları aynı forma altında birlikte izlemenin maliyeti çok yüksek belki ama tam anlamıyla bir ziyafete davetiye ...

Ama bu takımın asıl liderleri kim gelirse gelsin kesinlikle Rudy ve Rodriguez ..





- En kötü ihtimal nedir ? 

Emin olun artık Real Madrid yönetimi ve taraftarlarının sezon içerisinde kendilerine sordukları soru bu .. En kötü ihtimalle ne olabilir ? Nedir o en kötü ihtimal ? İnanılması güç bir rotasyon ve büyük düşünen bir taraftar/yönetim .. 

Onlar için geçmiş yıllardaki en kötü ihtimal hep Pablo Laso idi. Bu yıl onun koltuğuna 2 aday var : Katsikaris ve Pianigiani .. Eğer Pianigiani hamlesi yaparlarsa kesinlikle yanlış bir tercihin altına imza atmış olurlar. Katsikaris daha mantıklı, daha akıllıca bir seçim gibi gözükse de bence onlara İspanya Milli Takımına büyük başarılar kazandırmış Pepu Hernandez tarzında bir antrenör daha iyi olabilir.

Mirotic'in yokluğu onları ne denli etkiler bilinmez.Onun da çaresine baktıklarını/bakacaklarını tahmin ediyorum.

- Kimi İzlemeli Neye dikkat etmeli ?




Yazacağım oyunculardan çok Rodriguez&Fernandez alley-opp larına dikkat etmeyi tercih edebilirsiniz.Emin olun kimse kızmaz ya da sitem etmez size.Siz yine de Dani Diez ismini bir kenara not edin .. Bu çocuk iyi oyuncu olabilmek için gerekli olan her şeye sahip. Hızlı oyunları iyi bitiren, kendi şutunu yaratan bir isim. Ama yaşı geçmek üzere dikkat etmesi lazım ..

Kilit noktalardan birisi de Ioannis Bourousis .. Hantal vücudu bu tempoya ayak uydurabilecek mi ? Bu kadar sert oynanan bir seviyede Yunan Devi ayakta kalabilecek mi ? Bourousis ismine bu kadar takılmamın sebebi onu yedekleyecek onun kalibresinde bir oyuncu Real Madrid kadrosunda bence yok . 

-Ne yaparlar ? 

Sezon içerisinde büyük sorunlar yaşamazlarsa şampiyonluğun yine en büyük favorisi konumundalar.Ve benim tahminime göre kendi seyircileri önünde kupayı havaya kaldıracaklar ..




-Ataşehir'den Yükselen Ateş Madrid'i Yakar Mı ?





Uzun zaman sonra kayıp olmayan bir sezon geçiren Fenerbahçe Ülker yine büyük oynuyor, büyük düşünüyor. Geçen yıl yapılan büyük yatırım Euroleague'de beklediği, arzu ettiği başarıya yaklaşamasa da Lig Şampiyonluğu ile yaralarını sardı.Fiyasko ile sonuçlanan Kleiza projesi ve bireysellik üzerine kurulu hücum stratejileri ile bu yatırım-sonuç eğrisinin negatif yönde olan bir eğri olduğunu söyleyebiliriz.

Zeljko Obradovic Avrupa'nın belki de en kariyerli, en iyi koçu. Ayrıca kendisine has üslubu ile çok fazla network'e sahip olunduğu da herkes tarafından bilinir.İnsanların bu yıldan tam da memnun olmasının sebebi ise bu denli büyük bir organizasyonun bu kadar büyük bir Koç ile anında başarı beklentisinden kaynaklı olmakta olup, bizim gibi basketbol kültürüne sahip olmayan, kaostan beslenen bir oyun/yaşam yapısına sahip, başarılı olarak gözüken A Milli Takım'ın Edirne'nin ötesinde gerçekleşen tüm turnuvalarda sade ve sadece boş kontenjanı doldurduğu ve hatta uluslararası bir turnuvaya katılabilmek için parayla katılım kartı (Wild Card) alabilecek kadar alçalabilen bir yapıya sahip olduğumuzu  unutmamızdan kaynaklıdır.
Ama bu da yönetsel anlamda hatalar yapılmadığı anlamına gelmemektedir.Geçen yıl yapılan yatırım da tek kabahatli emin olun Kleiza'nın saçları değil. Pierre Jackson isimli sürpriz yumurta ve 1-5 numaralardaki eksik kalan (sakatlık sebepleriyle ) rotasyon da dahil olmak üzere tüm başarı ve başarısızlık bu oyunculara, koça, ekibine , yönetime ve hatta taraftara aittir.

Bu yıl sil baştana yakın yapılan yapılanmada belki de ilk defa bu kadar hızlı davranıldı. Temmuz'un ilk haftasında kadro hemen hemen belli oldu.Takımdan Bo,Kleiza,İlkan,Barış(kiralık gitmişti) gibi isimlerle yollar ayrıldı.Ve son olarak kadrodan ayrılması yüksek ihtimal olan Bojan Bogdanovic.
Maccabi'nin şampiyonluğunda büyük etkisi olan Ricky Hickman, NBA kariyeri ve Eurocup kariyeri olan Andrew Goudelock, geçmişte Fenerbahçe Ülker forması giymiş olan Serhat Çetin, yüksek ihtimalle geri dönecek olan Semih Erden, Karşıyaka'da bu yıl etkileyici performanslar sergileyen, yerli rotasyonunda az bulunan isimlerden olan Can Altıntığ ve bu yıla damga vurması muhtemel isim Bogdan Bogdanovic ...

Dedikodu kısmına gelecek olursak;

Kısa rotasyonuna Calathes, Huertel isimlerinin uzun rotasyonuna ise Freeland ,D.Brown ya da Pero Antic gibi isimlerin konuşulduğu herkes tarafından bilinmekte .


- Dümen Gerçekten Kimde ?!















Real Madrid için yazdıklarımın bir benzerini de sanırım Fenerbahçe Ülker için yazmam gerekecek.Takımda şimdilik saf bir oyun kurucu olmadığı için topa yön veren isimlerin sürekli değişeceği kanaatindeyim.4 isimin ön planda olması muhtemel.

Goudelock,Hickman,Bogdanovic,Bjelica ... Bu isimleri yazsak da hemen hemen herkes bu takımın hem finansal hem de saha içindeki dümeninin Zeljko Obradovic'de olacağını net olarak biliyor.

- Şu Kimyanın Tutması İçin Ne Yapmamız Gerek ? 

Harcanan büyük paralar, gelen/giden yıldız isimler, taraftar desteği ... Ne ararsanız var ama bir türlü yakalanamayan Avrupa'da başarı ..

Bu kısımda söylenecek çok fazla söz yok aslında. Takım kuruldu, herşey hazır ve hep söylediğimiz o söz : ''we have Obradovic, they don't ''

Umarım bu yıl bu kimya tutar ve özlenen beklenen başarı gelir.Taraftara da büyük görev düşmekle birlikte en önemli görev kesinlikle koç ve oyuncularda ..



- Kimi İzlemeli & Neye Dikkat Etmeli ?



Bu yıl tüm Avrupa gibi bizim de mutlaka Bogdan Bogdanovic ismini çok dikkatli izlemeli ve onu baskı altına almadan kendi gelişimine bırakmamız gerekiyor.Bogdanovic şu anda  pişmiş bir oyuncu değil.Bizi tercih etmesinin sebebi de budur.

Bunun yanı sıra Fenerbahçe Ülker'in bu yıl başarılı olmak için olmazsa olmazı Nemanja Bjelica ve onun basketbolu.O ne kadar adını yüksek söyletirse emin olun Fenerbahçe Ülker o kadar ilerler .. 


- Ne yaparlar ? 

Kesinlikle yorum yapmanın anlamsız olacağını söyleyebiliriz.Eğer belirli bir standarda sahip olursa Fenerbahçe Ülker bu yıl F4 bile yapabilir.Ama yok gene aynı hamam aynı tas şeklinde devam eder TOP16 'den terk oluruz .
Tahminim ise F8 - F4 ' den birisinde olacak Fenerbahçe Ülker ama nerede ? 







26 Kasım 2012 Pazartesi

FENERBAHÇE ÜLKER ve MUTLU OLMAYI BECEREMEMEK!!

                
 
          Burası harici  Gürol abimin bütün bloglarına yazdım, burayı da biraz hareketlendirmek lazım o yüzden bir iki fikrimi paylaşmak istiyorum.
 
          Çok detaylı olarak maç analizi yapacak durumda değilim , herşeyi çok bilirim gibi bir derdim ve iddamda yok. Kombine sahibi olan ve bu sene çoğu maça gidemeyen birisi olarak  uzaktan izlenimlerimi aktacağım.
 
                                      
           Öncelikle taraftarlar arasında yaratılmaya çalışılan Barış-Simone sorunsalından bahsetmek istiyorum. Aslında ortada bir sorun da yok, son maç özelinden gidersek .Sakatlıktan yeni çıkan Bo yu kenarda bekleten hoca maça Barış ile başladı ve Barış süre aldığı 7 dakika boyunca çok etkili bir performans sergileyen ( 5 sayı 4 asist ) oyuncu daha sonra hiç süre almadı. Maçı izlerken mutlaka bir sebebi vardır diye düşünmüştümki maç sonunda bunun sebebinin Barış'ın omzundaki sakatlıktan dolayı olduğunu öğrendim . Fakat maç bitiminde yorumlara bakıldığı zaman hemen Hoca barış konusunda ipe asılmış ve yine bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan dostlar tarafından asılmaya çalışılmış. Özetle yani detayları bilmeden hemen sallamanın bir alemi yok. Kimseye bir faydası da yok . haa şunu da söyleyim ben hocayı çok seven birisi olarak Barış'a verilen süre konusunda hocayı dönem dönem eleştiriyor ve Simone'nin ona daha fazla süre vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ama eleştirnin de yeri ve zamanı vardır yahu. iş eleştirden çıktı illa laf sokmak ve bir eksik yakalamak için soteye yatıp bekleme moduna döndü. bir taraftar grubunun kendi takımının bu kadar açığını kollamasına ben anlam veremiyorum ya bende bi gariplik var yada çok gergin insanlar olmaya başladık.

             Genelleme yapmaktan nefret ederim ama bizim taraftar bi garip( bende dahil )  keyif almayı veya sevinmeyi bilmiyor veya  bilmek istemiyoruz. Kendi sahanda oynamış ve 103-81 kazanmışsın , Hücum anlamında inanılmaz güzel oynamışsın , topu ve sayıları çok güzel şekilde paylaşmışsın ve maç içinde 103 sayıya 26 asist ile ulaşmışsın. ( geçen sene benimde canlı olarak Sinen Erdemde izlediğim maçta bu telekoma kendi evimizde 16 sayı fark ile yenilmiştik )  İnsanların twitterda yazdıkları ilk şey : Barış niye oynamadı, Barış'a taktı  hoca kafatasçılık mı yapıyor. vs vs vs

tamam bi açıklama yapılsaydı baştan beridir insanlar rahatlardı ama genel anlamda forumlar ve twitterda insanlar '' NEFRET MASTÜRBASYONU'' yapıyor. Yendiğimiz hatta fark attığımız maçlardaki maç ile ilgili yorum sayfası sadece 2*3 ile sınırlı kalırken , yenildiğimiz veya az fark ile yendiğimiz maçlarda bu yorum sayfaları 10ları buluyor. Sanal ortamın sadece ve sadece tepki , küfür , nefret üzerine kullanılması beni inanılmaz derecede geriyor. Güzel cümleler kurmaya korkar bile hale gelmişiz. 18 yaşında ki genç kardeşlerimin çizdiği karamsar tabloları bazen anlamakta güçlük çekiyorum..
 
yahu önce bi şu veya galip geldiğin maçın bi keyfini yaşa , haz al mutlu ol ,bi keyiflen, neşelen sonra yaparsın eleştrini veya kusarsın nefretini !!!

Ondan sonra kendi aramızda konuştuğumuz zaman önce bi '' Basketbol Kültürü'' oluşsun bu kültür oluşmadan Fİnal 4 filan hayal diyoruz , yahu bu kafa ile basketbol kültürü oluşma ihtimali varmıdır ? Bu kafa ile basketbol kültürü oluşacaksa oluşmasın daha iyi
  
             
Simone Pianigiani'yi  çok severim ve ona çok inanırım. fenerbasket de yazdığım zamanlarda taaa geçen sezon ortasında bize en uygun koçun ( kendimce tabiki ) Simone olduğunu söylemiştim.. Hoca tabi ki hatalar yapıyor ve yapmaya da devam edecek . Kolay değil biraz şans tanınması lazım yeni bir ülke yeni bir sistem yeni bir oyuncular vs vs vs .. Ayrıca hocaya yapılan çok gereksiz eleştirilerden biriside '' Siena sistem takımıydı orada başarılı olmak kolay '' gibi sığ bir yaklaşım içine giriyorlar , iyide o sistemi oraya kuran adam ta kendisi başarılı olmasını nasıl ondan esirgeyip sadece kendisnin kurmuş olduğu sisteme bağlayabiliyorlar akıl mantık almıyor.
 
         Birde halimiz çok içler acısı gibi bir tablo çiziliyor bende onu anlamıyorum sadece Cantu deplasmanı harici sürklase olduğumuz veya çok çok kötü oynadığımız herhangi bir maç yok . Şunu kabul etmek lazım ki bizde kura şansı diye bir şey yok bu dönemin en kötü ve en zolu eurolegue grubundayız , ona rağmen 4-3 durumdayız ( aslında 5-2 yiz Khimki deplasmanını saymıyorum o maç bizimdir :) ) .Yani ortada karamsar olacak bir tablo yok , tabii yenileceğiz maç kaybedeceğiz , henüz ritm bulamamış oyuncularımız var yavaş yavaş ritm bulan ve performans veren ve daha da  verecek oyuncularımız var. Biraz insaf yahu eleştiri yapın eyvallah ama kelle isteme nedir ? Böyle kelle avcılığı yaparak bir halt  olmaz bizden o zaman her sene başka birisi gelsin ve baştan başlayalım. Bu takım tam ritmini bulduğu zaman izlenmesi inanılmaz keyif veren bir takım olacak.

            Teknik kısımlara çok az değinmek istiyorum . Savunma ve savunma riband konusunda şu anda iyi noktada değiliz , savunmada dönem dönem iyi işler yapıyoruz ama bunu maç geneline yaymak lazım ki savunma sertliğimiz ve savunma ribandlarında istenilen seviyeye geldiğimiz zaman hocanın oynatmak istediği yüksek tempolu oyun sahaya yansımış olacak .
 
            Şunu söylemek lazım  Fenerbahçe Ülker takımı Simone ile beraber hiçbir zaman Barcelona tarzı bir savunma takımı olmayacak ,tabiki savunma yapacağız ,savunmayı önemseyeceğiz ama hızlı hücuma çıkan ve iyi hücum yapan bir ekip olacağız.

             Gelelim Bo mevzusuna ;bir takımın bir oyuncuya bağımlı olması iyi birşey değil amma velakin bahsettiğimiz oyuncu Bo maccaleb olduğu zaman işler değişiyor.
Spanoulis'siz bir  Olympiacos mutlaka zorlanır ve onunla beraber olan oyun formatının dışına çıkar.
Diamantıdis'siz  Panathinaikos da mutlaka zorlanır.
Normal olarak Bo'suz da biz hele Barış'ta oynamaz iken tabiki zorlanıyoruz .Bo hem hücumda hemde savunmada çok fark yaratan bir oyuncu ( Allah nazarlardan saklasın diyeceğim ) o yüzden henüz yeni toplanmış 12 kişilik bir ekip ( henüz takım olamadık ) Bo suz süreçte zorlanması ve çok iyi görüntü vermemesini ben doğal karşılıyorum. Bu konuyu tek bir oyuncuya bağımlı olup olmamak olarak değerlendirmekten ziyade , Bo nun olmadığı maçlarda psikolojik olarak farklı bir kimliğe bürünme ve kendine olan güveni kaybetme sorununu çözmek lazım. Yoksa Bo'suz takımını farklı ve eksik olması kadar doğal bir durum yok.

       ( TEPKİ ÇEKMEMEK İÇİN BREMER'İN FOTOĞRAFINI KOYMUYORUM :))))) )

            Son bir parantez de Bremer mevzuna açalım. Herkesin içine dert olan isim.. Bu kadar konuşulması ve temcit plavı gibi devamlı öne sürülmesi çok anlamsız. Adama biçilen rolü iyi anlamak lazım , sonuçta 6ncı yabancı olarak alındı , bende onun yerine daha iyi bir isim alınmasını isterdim gönül istiyorki bütün oyuncular aynı seviyede olsun ama olmuyor işte. sonuçta söylediğim gibi 6ncı yabancı olarak alındı. Bo şansız şekilde sakatlanmasaydı bu kadar çok süre almazdı ve insanların gözüne bu kadar çok batmazdı haa bizim gözümüz zaten batıracak oyuncu arıyor ya neyse :) Bremer gidince var olan sorunlar çözülecek mi ? Rİbandları almaya başlayacakmıyız ? bu konunun çok fazla dejenere edilmesi bence çok gereksiz ve takım için şevk kırıcı . 12 tane Bo veya Andersen ile olmuyor işte olmaz da böyle oyuncuda lazım ki taraftarın küfür edecek bir adamı olsun :))))))) haa biz öyle garip taraftarız ki yıllarca ağzımızın suyu akarak izlediğimiz oyuculara sahibiz ve 2*3 tane kötü performanslarında hemen onlara bile ''bok'' atma ''kötü '' oyuncu '' bitmiş'' ''tükenmiş'' vesaire gibi saçma sapan yaklaşımlar sergilemekten geri kalmıyoruz. Kimseye şöyle veya böyle yaz demek benim haddim değil ama dostlardan , kardeşlerden ricam sanal ortamlara yazmadan önce bir değil iki kere düşünmelerini istiyorum.

          Son olarak oyuncu anlamında ise tek beklentim Oğuz'un performansının yükselmesidir. Hoca Oğuz'un hücum yeteneklerinin farkında ama Oğuz farkında değil. Ondan faydalanmak için elinden geleni yapıyor ki son derece doğru yapıyor , günümüz basketbolu için Oğuz yeteneklerine sahip 5 numaralar çok değerli. Oğuz kardeş az bi götünü ( özür dileyerek )  kaldırsa ve ribandlarda boxout yapsa dertler biter en azından tam bitmese de yarısnı hallolmuş olur.

            Ben inanıyorum ki güzel günler bizim olacaktır. Simon Pianigiani'ye sonuna kadar  inanıyorum ve uzun yıllar bizimle kalmasını istiyorum. Takım olarak sözellikle savunma kısmında biraz daha ritm bulmaya ihtiyacımız var . 2 sene önce  Neven'li sezonda eurolegue çok hızlı girip sonradan dökülmüş saçma sapan maçlar vermiştik, bu sene sıkıntılı girdik ama ileride daha iyi oalcağız diye düşünüyorum esas zor maçlar bu seneki top 16da olacak.
           
             Yapı itibari ile bizim için zor ama şu Kelle avcılığından vazgeçmek lazım. Elimizde değerli bir koç, değerli oyuncular ve değerli bir organizasyon varve  buna sahip çıkmamız lazım. Eleştirelim tabi ki , eksiklerini söyleyelim ama adabı ile yapalım. Hoca veya oyuncu göndermek çok kolay ama o zaman işte o oluşmasını istediğimiz BAsketbol kültürü oluşmuyor . Bu takımın her sene yeni başlangıç yapmaya ihtiyacı yok , o hepimizin ağzında dolaşan ''sistem takımı '' böyle olunmaz , insanlara şans ve zaman tanımak lazım.

             Real Madrid maçı çok zor bir maç olacak.Real Madird takımı çok istim üzerindeler kendi evlerinde çok iyiler ve en önemli faktör Çirkef ispanyollar kazanmak için  herşeyi yaparlar. O yüzden maçtan kopmaz ve başabaş gidersek maçı kazanırız diye düşünüyorum. Takıma bu zor deplasmanlarda sonsuz başarılar diliyorum. Son kez rica ediyorum şu kelle avcılığı zihniyetinden uzaklaşmak lazım...

Saygı ve sevgilerimle.

Cem Ağrak

12 Ekim 2012 Cuma

Fenerbahçe Ülker - Khimki : 92-80 (İyi Başladık) !!!


SALON: Fenerbahçe Ülker Spors Arena

HAKEMLER: Ilija Belosevic, Dani Hierrezuelo, Panagiotis Anastopoulos

FENERBAHÇE ÜLKER (92): Bo McCalebb 17 (2 ribaund- 4 asist), Ömer Onan 15 (3 ribaund- 1 asist), Barış Ermiş (1 ribaund), Romain Sato 12 (4 ribaund), JR Bremer (1 ribaund- 3 asist), David Andersen 2 (1 ribaund), Oğuz Savaş 11 (2 ribaund- 1 asist), Mike Batiste 7 (5 ribaund), İlkan Karaman 4 (3 ribaund), Bojan Bogdanovic 4 (3 ribaund- 1 asist), Emir Preldzic 20 (4 ribaund- 3 asist)

BC KHİMKİ (80): 
James Augustine 4 (4 ribaund- 3 asist), Vitaly Fridzon 6 (3 ribaund- 3 asist), Petteri Koponen 4 (1 ribaund- 1 asist), Kresimir Loncar 11 (2 ribaund- 1 asist), Kelvin Rivers 14 (3 ribaund), Sergey Monya 10 (2 ribaund), Dimitriy Khvostov, Alexey Zhukanenko 12 (1 ribaund- 2 asist), Zoran Planinic 15 (6 ribaund- 8 asist)

1.PERİYOT: 25-25
2.PERİYOT: 21-11

3.PERİYOT: 16-18
4.PERİYOT: 30-26





Simone Piangini (Fenerbahçe Ülker)
“İyi bir rakibe karşı bir oyun oynadık. Uzun süredir birlikte oynayan bir takıma karşı iyi bir performans sergiledik. Şu an %100 durumda değiliz. Ama oyuncularımın yaklaşımı hoşuma gitti. Son periyotta yorulduk. Hızlı hücumlardan sayılar attık ve tempoyu da ayarlayan taraf bizdik. Yediğimiz sayı çok da önemli değil. Ritm ve kaç atışla sayı yaptıkları önemliydi. Bizim için hücumda ritm kazanmamız çok önemli. Başarıyı kazanmak için savunmaya yüklenmemiz lazım. İlk yarıda bunu başardık. Çok iyi bir iş çıkarttık. Ancak gerçek basketbol Boston Celtics maçı gibi mi yoksa Euroleague gibi mi bu tartışılır. Brewer ise bizim için bir sigorta. Çünkü uzun bir sezon bizi bekliyor. Tecrübeli bir oyuncu. Özellikle bir oyuncu sakatsa onun yerine alternatif olabilir. Bremer bizi tamamlayacak bir oyuncu.”


KABUS SEZONDAN İLAÇ GİBİ GELDİ !!!
* Geçen yıl ki kabus sezondan sonra henüz hazır olmayan görüntümüz bile rüya gibi geliyor.
* Evet henüz takım % 60'larda bence.Andersen,Batiste,yeni gelen Bremer ve hala dönüşünü beklediğimiz (!) Bogdanoviç ile takımın fiziksel eksikliği görüldü.
* Saydığımız hazır olmama nedenlerine rağmen takımın ne kadar potansiyelli olduğu attığımız 92 sayıdan görülüyor.
* Yediğimiz 80 sayı da elbette çok ama en önemlisi oyuncular da bunun farkında.
Khimki'nin son Eurocup Şampiyonu olan kadrosunu takviyelerle sürdürerek dişli bir takım olması,ilk maçın başlangıç heyecanı ve son çeyrekteki gereksiz zorlama driplinglerle topu fazla paylaşmama ile yorulmanın getirdiği nedenlerle 25-26 sayılar yedik.
* Eksiklerimiz elbette var.Teknik olarak en önemlisi hocanın takımlarından bildiğimiz ve kafasında mutlaka olan ''savunma'' daki sıkıntılar.Alışıldık 'ikili oyun savunmasındaki savunma zaaflarımız'' devam ediyor.Yalnız baskılı savunmadan zaman zaman pırıltılar gördük,gelecek için bu iyi bir ışık.Özellikle kanatlara iyi baskı yaptık zaman zaman.
* Simone'nin oynatmak istediği ''Hızlı hücum - savunma'' basketbolu için kendimce yılbaşına kadar zaman veriyorum.Bu süreçte az kayıp yaşamak önemli.
* Hücum olarak Bogdanoviç,Andersen'den henüz katkı almamamıza rağmen 9 oyuncumuzdan katkı aldık,5 oyuncumuz çift haneye ulaştı.
* Bu sezon bu kadro derinliğinin önemini ve faydasını göreceğiz.
* Benchten katkı da son derece önemli.Kenardan gelen Emir'in  26 dk.da 20 sayısı süper.
* Hoca 4 kısalı oynamayı seviyor dedik bunu hazırlık ve Türkiye Kupasından sonra gene gördük.Emir'i 4 numarada izliyoruz.Hızlı hücumda faydası çok ama ribaunt sorununu unutmamak lazım.
* 4 kısalı düzeni söyledik Batiste ve Oğuz'u birlikte oynattığını da gördük.Oğuz 4 numara oynadı mesela.Tabii bu anlarda Zukhanenko gibi kapasitesi sınırlı bir uzun iyi ekmek yedi.
* Bo erken 2 faulle kenara geldi.2.çeyrek sanırım hiç oynamadı.Ona rağmen kaşla göz arasında 17 sayı yapmış.Müthiş penetrelerini gene gördük.

* Maçın yıldızı Emir'di.Kenardan gelerek tam bir Joker vazifesi gördü.Bo'nun yokluğundaki dakikalarda Bremer ile birlikte takımı yönetti,4 numaraya çekildiğinde de faydalıydı.
* Sato.3.çeyreğe damgasını vurdu.Kritik üçlüklerle farkın erimesine izin vermedi.
* Oğuz Savaş.Savunma zaafını biliyoruz ama hücumda çok iyi iş çıkardı doğrusu.
* Kaptan da kendine gelmişti.Yabancı rotasyonu tamam - Andersen,Batiste,Bremer daha vites arttıracak - ama yerli katkısı elzem.O yüzden Ömer Onan,Oğuz,Emir,İlkan,Barış'ın performansı çok belirleyici ve önemli olacak.İyi gördüm bu maçta yerlileri.
* Batiste'in de zamana ihtiyacı var.Bir sakatlığı oldu hazırlık döneminde.
2/1 üçlük 7 sayı 5 ribaunt ile katkı yaptı.

* Bremer.Taraftar Papaloukas gibi daha iyi isim bekliyordu ama Hoca'nın bilinçli tercihi olduğunu düşünmüştüm.Hem beni hem hocayı yanıltmadı.Ayağının tozu ile 11 dk.da savunmada çaldığı toplarla 3 asist - 2'si Oğuz'a - ve 1 güzel blokla,tecrübesi ile katkı vereceğini ilk maçından gösterdi.Barış'ın süresi azaldı ama nasıl olsa Barış Lig'te de oynayacak.
* Taraftar konusu.8400 seyirci varmış.Taraftar gruplarının pota arkasına yerleştirilmesi
doğru karar ama 15 TL.bilet fiyatına serzenişler var.GFB grubu iyi katkı yaptı burada.
Münferitler ise Bogdanoviç'in teknik faul alması ile hakemlere tepki göstermek için ayaklandı.Sonrasında takım onları coşturdu.Halbuki tersi olmalıydı.
Yani ''Taraftar takımı coşturacak takım taraftarı değil''
Olumlu sonuçlarla birlikte ivme artacaktır.
* Khimki takımı dediğim gibi iyi bir takım.Kendi sahasında yenmek zor.Hücumda iyi savunmada zaafları olan bir takım olarak biliyorduk.Planiniç günündeydi.Kelvin Rivers ve Zukhanenko Ona yardım ettiler.Koponen ve Fridzon suskun kaldı veya biz iyi savunduk.Matt Nielsen bile süre almadı.
* İstatistiklerde asistlerde 13-20 gerideyiz.Tek dikkat çekici olumsuzluk bu.
* Haftaya Olimpija'ya gidiyoruz.Maddi sıkıntılar çeken,Euroleague katılım payını son anda
yatırmış bir takım olarak Cantu'yu 71-84 yenmeleri çok dikkat çekici ve sıkı tutmayı gerektiren bir deplasman olacaktır.

2 Mart 2012 Cuma

E.Armani Milano Fenerbahçe Ülker'i Avrupa'dan Etti.85-72 !!!


SALON: Mediolanum Forum

EA7 EMPORIO ARMANI MILAN (85): Jacopo Giachetti, Stefano Mancinelli 4 (2 ribaund- 2 asist), Malik Hairston 27 (2 ribaund- 1 asist), Antonis Fotsis 5 (5 ribaund- 1 asist), Omar Cook 10 (5 ribaund- 8 asist), Mason Rocca 3 (3 ribaund), Ariel Filloy (1 ribaund), Ioannis Bourousis 7 (5 ribaund), Nicolo Melli (2 ribaund- 1 asist), Ernest Bremer 10 (3 ribaund- 3 asist), Stefano Gentile 12 (2 ribaund- 2 asist), Leon Radosevic 7 (1 ribaund)

FENERBAHÇE ÜLKER (72): Roko Ukic 12 (4 ribaund- 1 asist), Mirsad Türkcan (2 ribaund), Engin Atsür 3 (2 ribaund- 2 asist), Gasper Vidmar 5 (2 ribaund), Kaya Peker 5 (2 ribaund- 1 asist), James Gist 12 (9 ribaund), Oğuz Savaş 6 (3 ribaund), Marko Tomas (3 ribaund), Bojan Bogdanovic 14 (1 asist), Emir Preldzic 15 (3 ribaund- 5 asist)

1. PERİYOT: 20-21
2. PERİYOT: 26-19
3. PERİYOT: 20-15
4. PERİYOT: 19-17





* Bu kez çekirge sıçrayamadı.Bir mucize daha olmadı.Hak yerini buldu.
Doğrusu asla hak etmemiştik  Top 8'e kalmayı zaten.
* Bir altta Hakan kardeşim her şeyi çok güzel analiz etmiş.

ARSIZLAR ve YÜZSÜZLER


*Bunun üstüne benim bir şey yazmam abes olur.İstatistikleri falan arşive kayıt etmek için bu başlığı yaptım.
* Bay Spahija 'Klasik maç sonu zırvalamalarını yapmış gene ; 
Spahija,“Milano’yu tebrik etmek istiyorum. Çok iyi bir oyun ortaya koydular. Biz buraya üzerimizde çok büyük bir baskı ile geldik. Bu baskının neticesinde de sahanın hiçbir yerinde istediğimiz basketbolu oynayamadık. Rakibimiz ise maçın başından itibaren ne yapacağını bilerek oynadı. Bunun yanı sıra Malik Hairston’un olağandışı performansı da onlara oldukça yardımcı oldu. Bu iki husus, galibiyetlerinin en önemli nedenleriydi” şeklinde konuştu. 
 Peki Sen ne yapıyordun hoca diye kaçıncı kez soracağız ? Sorsak ne olacak ki ?
Greer gibi bir adamdan 33 sayı ye,bu kez kabul gününde sakatlıktan dönen
Malik Hairston olsun.27 sayı ile Onu da ihya et.Ondan sonra ağla baskı vardı
Hairston'un olağan dışı performansı falan filan...

1 Mart 2012 Perşembe

ARSIZLAR ve YÜZSÜZLER

Türk atasözlerinin en güzellerinden birisidir: “Görünen köy kılavuz istemez” denir. Fenerbahçe Ülker’in dün yaşadığı hezimet ortada… Buraya nasıl gelindiğinin en güzel özeti bu atasözüdür. Görünüyordu, biliniyordu, duyuluyordu… Bu takımdan bir numara olmayacağı, tez zamanda neşter vurulması gerektiği o kadar belliydi ki… Bile bile lades dedik. Kaza geliyorum demekle kalmıyor, bas bas bağırıyordu. Göstere göstere, yalanların ardına sığına sığına, kendimizi ve taraftarı kandıra kandıra uçuruma yuvarlandık. Bir avuç divane kendi kendine bağıradursun…

Tarih 04 Kasım 2011’di ve bir Cuma günüydü. Bir gün önce Nancy maçını kazanmıştık. Galibiyetin sevincini yaşamak yerine bu blogda bir yazı kaleme aldık: "YOK MU BU ADAMA DUR DİYECEK?" Bu adam dediğimiz, elbette takımın bu hale gelmesinde baş sorumlu olan Neven Spahjia’ydı.

Galibiyete rağmen o yazımda şunları belirtmiştim:

“Risk alamayan, "az olsun benim olsun" diyen adamlarla buraya kadar... O, küçük dünyasında mesut. Yıldızlardan korkan bütün koçlar böyledir aslında; kendilerine güvenemez, risk almayı sevmez, dar dünyalarında lokal başarılarla avunur dururlar. Onlar küçük takımlara "beklentilerin üstünde" başarı kazandırarak takdir edilir, büyük takımların beklentilerinin altında ezilirler. Büyük oyuncuları bu yüzden sevmezler.”

Ve yazıyı Aydın Örs’e seslenerek noktalamıştık:

“Hocam seni çok seviyoruz. Ama sormak zorundayım. Bu takımın bu kadar doğranıp budanmasına, bu zihniyet küçüklüğüne, bu dar kafalılığa nasıl göz yumuyor, nasıl tahammül ediyorsun sevgili hocam? Senin etkin ve yetkin nedir? Ne zaman insiyatif alacak, Nasrettin hocanın leyleği gibi durmadan budanan bu takımı ne zaman Spahjia'nın gazabından koruyacaksın?”

Maalesef kendi kendimize dövündüğümüzle kaldık. Kimse gerçekleri görmeye yanaşmıyordu. Piyangodan çıkan ve hiç hak edilmeyen grup liderliği, bahsedilen vurdumduymazlığı daha da derinleştirdi.

Dün Euroleague’de tamam yahut devam maçına çıktık. Dün akşam hiçbir iddiası kalmayan Milano önünde yarım sayıyla bile kazanmamız durumunda Euroleague’de çeyrek final oynayacak, bu kadar kötü geçen bir sezonda harika bir derece yapmış olacaktık. Dün kazanmamız durumunda Avrupa’nın en iyi sekiz takımından birisi olarak tescillenecektik. Çünkü dün Panathinaikos deplasmanda Kazan’ı yenerek bize çeyrek final yolu açmıştı.

Maç öncesi şunları düşünüyordum:
Biz kazanır ve Panathinaikos kaybeder; o şekilde elenirsek yıkımı büyük olmaz. Sadece üzülürüz, 17 sayıdan verilen deplasmandaki Kazan maçına hayıflanırız filan...

Hem Panathinaikos yenilir, hem biz yenilirsek üzüntünün yanında biraz öfke olur ama zaten kazansak bile işe yaramayacağı için herhangi bir mağlubiyetin öfkesinden ileriye geçmez.

Amaaaaa... Panathinaikos bu akşam Kazan'ı yener ve biz buna rağmen Milano'ya yenilip elenirsek... İşte onun yıkımı çok ama çok ağır olur. Hem oyuncular, hem taraftar nezdinde...

İşte, maalesef en korktuğum, en istemediğim ama en çok ihtimal verdiğim şık gerçekleşti. Panathinaikos bize çeyrek final yolunu açtı ama biz ruhsuz bir oyunla hiçbir iddiası kalmayan Milano’ya yenildik. Sanki Milano’nun şansı devam ediyor, biz defteri kapatmış bir havada oynayarak…

Zaten maçın ilk devresini 46-40 geride kapattığımızda hadisenin rengi belli olmuştu.Böyle kritik bir final maçına, alışıldık tabirle “tamam ya da devam maçına” çıkan bir takım çok kötü hücum edebilir, çok kötü şut atabilir; ama asla bir devrede 46 sayı yemez. Bu kadar göstermelik ve yumuşak savunma yapmaz. Her ne gerekçeyle olursa olsun, bu şartlarda 46 sayı yiyen bir takım DEVAM ETMEYİ İSTEMİYOR demektir. Boşverin tekniği, taktiği... Bu durumda hepsi hikaye...

Taraftar cephesinde bu şekilde elenmenin yıkımı korkunç oldu. Takımın bu kadar kolay teslim olmasını herhalde içine sindirebilen yoktur. Ama görüyoruz ki, yönetim, teknik heyet ve oyuncu cephesinde böyle bir mahcubiyet yok. Utanmak, arlanmak lazım. Utanan ve arlanan gereğini yapar. Ancak utanmazlar ve arlanmazlar böyle rezaletler karşısında gelecek masalları, ninniler okumaya, başını kuma gömmeye devam eder.

Ne yalan söyliyeyim; bir takım olumsuz işaretlere rağmen geçen sezonun genelinde Spahjia’ya destek olduk. Aslında bugün şikayetçi olduğumuz çoğu şeyin belirtileri geçen sezonda vardı. Rakiplerin büyük farklardan geri gelmesi, oyunu tutamamak, kritik maçlarda çuvallamak gibi… Nitekim ilk 3 maçı kazanıp, son 3 maçı acemiliklerle kaybederek Top-16’dan elenmek benzeri zor olacak bir ayıptı. Ama ilk sene dedik, olur dedik. Çünkü ardımızda bir Tanjevic kabusu bırakmıştık. Bu sıkıntılara razıydık.

Fakat gördük ki, ol-ma-ya-cak. Bu kadar net. Olmayacağı transfer politikasından belliydi. Bu arada dikkatinizi çekmiştir, çünkü artık geleneğimiz oldu: Her maçta, özellikle Euroleague'de rakibin sıradan bir oyuncusu çıkıyor ve kariyer maçını bize karşı oynuyor. Torunlarına gururla anlatacağı en harika performansları bizim maçlarda sergiliyor. Bu durum bile Spahjia'nın NE KADAR ACİZ ve YETERSİZ OLDUĞUNU GÖSTEREN EN ÖNEMLİ KRİTERLERDEN BİRİSİDİR. 40 dakika boş boş baktığının ve maç içi beklenmedik sorunlara çözüm üretme konusunda ne kadar vasıfsız olduğunun bir numaralı işaretidir.

Mesela dün gard savunması çökmüşken, rakip gard bilgisayar oyunu gibi takımını yönetirken, en azından 3-5 dakika ve baskı amaçlı Hakan Demirel denense n'olurdu? Ukic’ten daha mı kötü savunma yapardı? Rotasyon, rotasyon diyorlar… İlk devre Oğuz’u, ikinci devre Vidmar’ı hiç ama hiç oynatmamak nasıl bir rotasyondur? Ya hiç oynatma, yahut oynatacaksan, maçın ikinci yarısından önce hatırla… Diğer türlü “denize düşen yılana sarılır” durumu oluyor. Vidmar mevzuunda ise… Dün takımın temel problemi isteksizlik, iştahsızlıkken ve boyalı bölge yol geçen hanına dönmüşken, böyle kendini paralayan bir oyuncu maçın ikinci devresinde tamamen unutulmayı hak edecek ne yaptı? Bunların izahı yok. “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…”
Ukic demişken… Bir hafta önce Kazan maçını uzatmaya taşıyan basketi atmıştı. Maç sonu röportajında, maçı uzatmaya taşıyan basket konusunda: "Ben böyle anlar için yaşıyorum" dedi. Bunu duyduğumda gerçekten katıla katıla gülmüştüm. Tamam, belki bir zamanlar Kezman'ın Beşiktaş'a attığı gol gibi sezonun basketi olacaktı... Eğer turu geçseydik… Şüphesiz çok değerli bir basketti. Ama yani, "ben böyle anlar için yaşıyorum” filan… Bilmediğimiz Ukic olsa Reggie Miller, Kobe Bryant, Paul Pierce filan konuşuyor sanacağız.

Nitekim dün gördük nasıl anlar için yaşadığını. Koskoca maçı takımın oyun kurucusu 1 asistle tamamlıyor. Yanlış okumadınız, yazıyla BİR asist. Yaptığı top kayıplarını ben sayamadım. Üstelik en kritik yerlerde ve hiç baskı yokken…

Daha sezonun ilk günlerinde Ukic mevzuunda çok yazıp çizdim. Geçen yılda öyle… Şunlar ise haftalar önce fenerbasket’te yazdıklarım: “Ben Ukic'in çok yetenekli, değerli bir oyuncu olduğunu her zaman iddia ettim. Ama Ukic etrafında takım kurulacak bir "lider" değil. Ukic asla tepeye oynayan bir takımın esas yıldızı olamaz. Ukic'in yeteneklerini sorgulayan çarpılır ama Ukic'in mental direncine güvenen de ortada kalır. Lider demek illa point-gard demek değildir. Mesela Olympiakos'un lideri Spanulis, CSKA'nın lideri Kirilenko, Barca'nın lideri Navarro'dur. Bizde böyle bir lider oyuncu yok. Mega-star diyeceğimiz, takımın başarısı ile kendi kariyerini paralel gören, elini taşın altına koyacak, koç kadar takım üzerinde ağırlığı olacak winner bir karakter... Saras'ın bir zamanlar Macabi'de, Diamantidis'in Pana'da olduğu gibi... Böyle bir liderin takımında Ukic bence ikinci yıldız ama ilk gard olarak çok daha faydalı olur. Oysa biz Vince Carter'dan Kobe Bryant olmasını bekliyoruz. Olmaz, olamaz. Bu iş sadece yetenek işi değil; yaradılıştan gelen bir karakter, bir duruş meselesi...”

Nitekim, dün akşam Ukic beni bir kez daha doğruladı. Nerdeyse bir sene oluyor ki, aynı iddiam devam ediyor. Sadece son toplar değil mesele. Ukic asla bir takımın esas oğlanı olamaz. Ondan takım lideri olmaz. O ancak başka bir starın yanında yardımcı jön olur.
Şimdi bazıları bu hezimete kılıf olarak kulübün içinden geçtiği süreci bahane gösterebilir. Soruyorum: 03 Temmuz'un ucu erkek basketbol takımına nerede ve ne zaman dokunmuş? Haydi, sezon öncesi bazı gelişmeler, küçülme söylentileri voleybolcularımızı ve kadın basketbolcuları tedirgin etti. Haklı olarak tedirgin etti. Ama bunlara, Erkek Basketbol takımına girdisi çıktısı ne oldu, nasıl etkiledi, onu anlayamıyorum. Kulübün en rahat şubesi bunlardı ve halen bunlar... Dolayısıyla bahanelere sığınmak, yüzsüzlük ve arsızlığın bir başka adı olur.
Kimse mazeret aramasın. Süreci filan bahane etmesin. Bu takımın temel sorunları:
1) Yetersiz, vizyonu dar bir koç…
2) Lider, winner yıldızlara sahip olmaması… Mirsad ve Ömer bu iş için biçilmiş kaftan ama onların yaşları kemale erdi ve sağlık durumları ortada…
3) Ukic’in liderlik yapacak mental seviyede olmaması ve koçun bu liderliği ısrarla ondan beklemesi…
4) Yerli rotasyonu daralmışken, yabancı seçimlerini Euroleague düzeyinde vasat oyunculardan yana kullanmak…
5) Takım artık ne hocasına, ne kendisine inanıyor. Çürüme başlamış. İnançsızlıktan büyük çürüme olmaz.
Çok geç olmadan, bugünden tezi yok doğru adımlar atılmalı. Neler yapılmalı, ayrıca yazarız düşüncelerimizi. Şimdilik Neven’i kapı önüne koymaktan acil bir çözüm yok. İdare-i maslahatla alınacak bir karış yol kalmamıştır. Artık bizi oyalamayın!
Bu kötü gidişten mesul olduğu halde yaşanan hezimete rağmen başını deve kuşu gibi kuma gömen, olanları yok sayan, idare-i maslahat peşindeki bütün etkili ve yetkili kişiler... Sahada ter akıtmak yerine mağlubiyeti kanıksamış, ruhsuz oyuncu kadrosu dahil olmak üzere... Daha fazla arsızlık ve yüzsüzlük yapmayın! Birileri bu olanların bedelini ödemeli.
Son olarak: 
Çok kötü oynuyorduk. Piyangodan Top-16’ya kaldık. Hemde grup lideri olarak… Bana basketbolun adaletini sorgulatan ama bir o kadar sevindiren bir sonuçtu. Ve dün akşam seri başı olarak başladığımız grubu sonuncu bitirdik. Basketbolun adaleti varmış. İnandım buna.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Fenerbahçe Ülker ''Mucize İle ''Kazan''dı : 94-87 !!!



SALON: Ülker Sports Arena

FENERBAHÇE ÜLKER (94): Roko Ukic 18 (3 ribaund- 3 asist), Mirsad Türkcan 6 (13 ribaund- 4 asist), Engin Atsür 4, Gasper Vidmar 10 (5 ribaund- 1 asist), Kaya Peker 6 (1 ribaund), James Gist 2 (1 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 6 (2 ribaund- 1 asist), Marko Tomas 9 (1 ribaund), Bojan Bogdanovic 20 (5 ribaund), Emir Preldzic 13 (4 ribaund- 4 asist).

UNICS KAZAN (87): Terrell Lyday 5 (2 ribaund- 3 asist), Petr Samoylenko (3 ribaund- 1 asist), Zakhar Pashutin, Vladimir Veremeenko 6 (3 ribaund), Lynn Greer 33 (6 ribaund- 6 asist), Aleksey Savrasenko 4 (1 ribaund- 2 asist), Kelly McCarty 3 (6 ribaund), Nathan Jawai 6 (4 ribaund- 1 asist), Henry Domercant 13 (1 ribaund- 1 asist), Mike Wilkinson 17 (5 ribaund- 1 asist)

1.PERİYOT: 21-26
2.PERİYOT: 21-18
3.PERİYOT: 13-24
4.PERİYOT: 24-11
UZATMA : 15- 8



* Ne yalan söyleyeyim soğumuştum takımdan ve maçı başka kanal seyrederken arar ara baktığımda her zamanki istikrarlı kötü oyunlarını sürdürüyorlardı.O yüzden bir daha bakmadım.
* Twitter da yazılanları okuyordum.Tam 1 sayı öne geçtik,hadi belki bir şeyler olur derken Spahija gene rakibin hızını kesecek mola almamakta gecikmiş ve 13-1'lik seri yemişiz.Fark 13 sayıya kadar çıkmış.
* Her şey bitti derken son 5 dakikada Mirsad isyan bayrağını açmış.
Kaşı yarılıp Gazi olma pahasına takımın pes etmemesini sağlamış.
* Son 40 saniye falandı.Twitter da açacağım maçı bu maç uzatmaya gidecek
dedim.Bu arada Spiker Murat Kosova ve Yorumcu İbrahim Kutluay bile uzatmadan bahsetmeyerek her şey bitti diyormuş.Fark 6 sayıydı.
* Kader işte.
Belki de kader gene ağlarını örecek gruptan çıkışımız gibi bir durum olacak.
Beğenmeyerek yolladığımız Lynn Greer kariyer maçını oynamıştı bir nevi intikam maçı gibi.33s.6r.6a.3.çeyrekte son saniyede orta sahayı geçip attığı üçlük dahil 15 sayı atmış,ikili oyunlarda delik deşik etmişti savunmayı.Ama O 40 saniyede
2 tane çok önemli hata yaptı 1 top kaybı bir erken 2 atışlık faul yaptı ve farkın 
kapanmasında rol oynadı.Gene maçın yıldızlarından Wilkinson da 2/0 atınca
kaderin son ördüğü ağ olacak Ukiç son saniye göz yaşı damlası geldi ve
maç uzatmaya gitti.Bu bir mucizeydi.Belki Top 8 vizesi.
* Sonradan maçı izlediğimde son 5 dakika ve uzatmalarda müthiş savaştığımızı  gördüm.İşte yapmaları gereken buydu hep.Böyle savaşsınlar kaybetsinler önemli değil dedik hep.
* Maçın kahramanı kesinlikle Mirsad'dı.36 yaşında 1 seneyi aşın ağır sakatlıktan dönüp parkeye yürek,karakter koyarak gerçek bir Fenerbahçelilik gösterdi.
25.57dk.6s.13r.4a.1tç.Deli yüreğin'' bu takının isyankar ruhunun baş aktörünün
rakamlarıydı ama ortaya koyduğu yüreğin,karakterin rakamı yoktu.
Helal Olsun sana ''Deli Çocuk''.Bravo ''Gazi Mirsad Paşa''
* Ömer Onan'ın olmaması bu konuda büyük eksiklik.Çünkü Mirsad ile birlikte 
takımın abileri hem de yürekten Fenerbahçe'lileri.İsyan ,direniş fitilini onlar ateşleyecekler.
* Malum eksiklerimizden pek fazla bahsetmeyeceğim.Koç etkisizliği,Vidmar'ın erken faul problemi,Gist'in klasik basketbol cehaleti,Pick n Roll savunmasında
delik deşik olmamız.Uzunların zaafları.Kaya hücum,Oğuz savunma hep aynı.
* Curtis ve Ömer Onan olmayınca kısalar rotasyonda daha fazla süre aldı.
*Bojan Bogdanovic 20 sayı, 5 ribaund,Roko Ukic 18 sayı, 3 asist, Emir Preldzic 13 sayı, 4 ribaund, 4 asistle diğer önemli katkı yapan oyuncularımız oldular.Vidmar da uzun süre erken3 faulle kenarda kalmasına rağmen 10s.5r.
özellikle 6/4 serbest atışı ile ciddi katkı yaptı.
* Maçın sonunda gene kronik hastalığımız depreşti ve taaa nerelerden 9 sayıya getirip bitirdik dediğimiz işi heba etmeye epey uğraştık (!)
Fark 7.13 saniye var Bogdanoviç süreyi kullanacağına turnikeye gitti.Allahtan faulleri attı 9 oldu fark ama rakibin hücumunda 2 saniye geçmişken faul yapması akıl alır gibi değildi.Greer 2/2 attı.Son 6 veya 7 saniyede bu kez Ukiç gene çok erken inanılmaz bir faul yaptı rakibi faul çizgisine getirdi.
Yetmedi Gist topu çıkarırken sokağa attı ve resmen harakiriydi.
Son hücumu Allahtan kullanamadılar.Greer'i Mirsad iyi savundu,Wilkinson'a 3'lük attırmak zorunda kaldı ve kaçırınca kalp krizlerinden dönmüş olduk.
* Şimdi bir kez daha son maç kader maçı ve gene bir İtalya deplasmanı.
Grubun son maçında da sanırım son sırada girmiş ve Cantu'yu yenip,diğer Caja Laboral - Bilbao maçının da sonucu ile elenmekten lider olarak çıkmıştık.
Şimdi de bu kez E.Armani Milano deplasmanı.Kazanmak yetmiyor.Pana da kendi işi için Kazan'ı yenmek zorunda.Yoksa O da Barcelona ile eşleşecek.
Bakalım.İnşaallah tarih bir kez daha tekerrür eder.
* Şu bir gerçek ki şubenin bu kadar kötü,olumsuz yönetilmesi,kötü maçları v.s
rağmen birileri hep bizi koruyor.Şans yanımızda.En azından son 1 şans daha veriyor bize.