21 Kasım 2010 Pazar

Sean May Fenerbahçe Ülker’de


Fenerbahçe Ülker, geçtiğimiz sezon NBA’de Sacramento Kings forması giyen 2.06’lık pota altı oyuncusu Sean Gregory May ile prensipte anlaştı. Sarı-Lacivertlilerin resmi internet sitesinde23 Kasım Salı günü Türkiye’ye geleceği açıklanan Sean Gregory May, 24 Kasım Çarşamba günü de sağlık kontrolünden geçecek.

Sean Gregory May, 2005 NBA Draft’inde Charlotte Bobcats tarafından 1. tur 13. sırada seçilmiş, 2009-10 sezonunu ise Sacramento Kings’de tamamlamıştı. 26 yaşındaki North Carolina Üniversitesi mezunu 4 numara, NBA’deki 4 sezonunda 6.9 sayı- 4 ribaund- 1 asist- 0.4 blok ortalamaları tutturmuştu.


Position: PF
Born: 4/04/84
Height: 6-9 / 2‚06
Weight: 266 lbs. / 120‚7 kg.
College: North Carolina ´06
High basketball IQ... Very good positioning... Great rebounding skills... Good hands... Soft touch around the basket... Not a good athlete... Should improve conditioning... Constantly injured.
Attended the Bloomington North HS in Bloomington‚ Indiana.
Played college ball at North Carolina from 2002 to 2005.
Selected by the Charlotte Bobcats as 13th overall pick in the 2005 NBA Draft. Signed with the Bobcats in July.
Signed with the Sacramento Kings in July 2009.
Signed with the New Jersey Nets in August 2010. Waived in September.
Named to the All-ACC 2nd Team in 2004. Led the ACC in rebounds.
Honorable Mention All-America by AP in 2004.
Won the gold medal at the Under 20 Tournament of Americas with the US Team in 2004.
Named to the All-ACC 1st Team in 2005.
Named 2nd Team All-America in 2005.
Named MVP of the NCAA Syracuse Regional in 2005.
Won the NCAA title with North Carolina in 2005. Named MVP of the Final Four.
Named MVP of the Rocky Mountain Revue Team in 2005.
Named to the All-Orlando Pro Summer League 1st Team in 2006.
Son of former NBA player Scott May.

NBA Profili : 

http://www.nba.com/playerfile/sean_may/
Sean May´in twitter'i
http://twitter.com/BigMay42

"F.Bahçe genelde sezon ortası transferlerde nokta atışı yapardı ama Sean May kötü seçim olmuş.Öncelikle Vidmar´ın alternatifi olamaz çok kısa yrıca dizler ezelden beri sorunlu. NBA idare eder durumdaki uzunları bile kolay kolay bırakmazdı. Tamamen ümit kesilmiş biri May." 
  Kaan Kural. Twitter

***********************
  Öncelikle Hayırlı Olsun diyelim.
Sağlık kontrolünden geçecek daha.Zira 5 yıldır NBA'de sakatlıklar yüzünden bekleneni verememiş.
 North Carolina mezunu ve 1.tur 13.sıradan seçilmesi iyi referanslar ama sakatlıklar belini bükmüş.''NBA'i basketbol sirki''olarak gördüğüm için (Geçen hafta alt yazıda okumuştum,Kevin Lowe denilen ABD Milli takımının kazma uzunu bile 31s.31r.yapmış ve son 28 yılın rekorunu kırmış düşünün artık) oyuncu hakkında bilgim yok.Yapılan yorumlar da olumsuz.
 Sevindiğim olay Vidmar'dan sonra çok kısa zamanda hemen hamle yapmaları.
Seçim çok kişiye göre yanlış ama Aydın Örs ve Spahija'ya güveniyorum.
 Savunma takımına savunma sertliği olan bir uzun gerekirdi ,bu oyuncunun savunma sertliği yok diyorlar ama kalıbı yeter bence.Ailton tipli kardeşimizi ben Corsley Edwards'a benzettim.
Onun kadar oynasa öpüp başıma koyarım.
Hayırlısı bakalım.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Turkish Airlines Euroleague 5.Hafta: Cholet Basket - Fenerbahçe Ülker : 82-78


Cholet Basket 82-78 Fenerbahçe Ülker 

Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, THY Euroleague C Grubu’ndaki 5. maçında deplasmanda Cholet Basket ile karşı karşıya geldi. Takımımız karşılaşmadan 82-78 mağlup ayrıldı.

Karşılaşmaya ön alanda rakibine baskı yaparak başlayan Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Roko Ukic ve Ömer Onan’ın turnike basketleriyle durumu 4-2’ye getirdi. Tempoyu düşüren ve özellikle de pota altına top indirerek hücum eden rakibi karşısında Takımımız, Marko Tomas’ın üç sayı isabeti ve Darius Lavrinovic’in turnikesiyle 11-6 öne geçti. Temponun yükseldiği bölümlerde kontrolü eline alan Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Kaya’nın turnikesi ve Ukic’in de üç sayılık basketiyle skoru 17-12 yaptı. İlk periyotu Takımımız, kenardan gelen Mirsad Türkcan ve Tarence Kinsey’in beş sayılık katkısıyla 20-24 önde tamamladı. 

Tarence Kinsey ve Chrisyophe Leonard’ın karşılıklı basketleriyle başlayan ikinci periyotta Emir Preldzic’in üç sayı isabetiyle Takımımız 28-23 öne geçti. Alan savunmasını sürdüren Cholet Basket, hücum ribauntları sonrasında bulduğu ikinci sayı şanslarıyla 13.dakikada durumu 30-30’a getirdi. Karşılıklı basketlerin ardından Takımımız  soyunma odasına 41-34 geride girdi. 

Üçüncü periyota iyi savunmayla başlayan Takımımız, Roko Ukic’in turnikesiyle farkı 5 sayıya indirdi (41-36). Marko Tomas’ın penetresi sonrasında Kaya Peker ile pota altından basket kaydeden Takımımız, Tarence Kinsey’in de devreye girmesiyle farkı 50-43’e indirdi. Bu bölümde  Emir Preldzic ve  Roko Ukic ile sayılar bulan Takımımız periyotu 60-52 geride tamamladı. 

Son 10 dakikalık bölümde Takımımız, Emir Preldzic ve Roko Ukic’in penetreleriyle dört sayı birden buldu ve farkı da 4 sayıya indirdi (60-56). Mola alan Cholet Basket, aranın ardından Luc-Arthur Vebobe’nin pasında DeMarcus Nelson ile üç sayılık basket buldu. Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Mirsad Türkcan’ın üç sayı isabetiyle 35.dakikada farkı 4 sayıya indirdi (65-61). Emir Preldzic’in üç sayı isabeti ve Kaya Peker’in turnikesiyle sayı üreten Takımımız  son 1.5 dakikaya da 78-72 geride girdi. Bu dakikadan sonra taktik faulleri değerlendiren Cholet Basket, karşılaşmadan da 82-78 galibiyetle ayrıldı. 

SALON: La Meilleraie
 
HAKEMLER: Grzegorz Ziemblicki – Carmelo Paternico – Panagiotis Anastopoulos

CHOLET BASKET (82): Antywane Robinson 14 (7 ribaund- 1 asist), Luc-Arthur Vebobe 4 (5 ribaund- 4 asist), Sammy Mejia 29 (5 ribaund- 3 asist), Claude Marquis 6 (8 ribaund), Christophe Leonard 7 (3 ribaund), Romain Duport 2, Vule Avdalovic 4 (3 ribaund- 5 asist), DeMarcus Nelson 12 (4 ribaund- 1 asist), Mamoutou Diarra 4

FENERBAHÇE ÜLKER (78): Roko Ukic 15 (6 ribaund- 4 asist), Mirsad Türkcan 6 (4 ribaund), Ömer Onan 4 (1 ribaund- 1 asist), Lynn Greer 4 (2 asist), Darius Lavrinovic 10 (8 ribaund- 1 asist), Kaya Peker 7 (5 ribaund- 2 asist), Oğuz Savaş 2 (3 ribaund- 1 asist), Tarence Kinsey 15 (1 ribaund), Marko Tomas 3 (4 ribaund), Emir Preldzic 12 (3 ribaund- 2 asist)

1.PERİYOT: 20-24
2.PERİYOT: 21-10
3.PERİYOT: 19-18
4.PERİYOT: 22-26
 
 
  Beklediğimiz gibi zor geçmesi beklenen deplasmanda kötü oynayarak  futbol ve erkek voleybol takımınının ardından acı bir bayram hediyesi aldık.
 Gasper Vidmar'ın sakatlığı beklediğimizden daha fazla etkilemiş takımı.Oysaki rakipte de Falker gibi ribaunt kralı oyuncu sakatlığı nedeniyle yoktu.Aynı şekilde Causer gibi önemli oyuncuları yoktu.
İyi başladık,ilk çeyrekte iyi oynadık ama sihirli bir el değmiş gibi 2.çeyrekte resmen dağıldık.
21-10'luk bu seriyi daha sonra son çeyrekte çok uğraşmamıza rağmen kapatamadık.
  O etkili savunmamızdan eser yoktu.82 sayı yedik zaten.
Meija gibi etkili bir oyuncuyu bildiğimiz halde tutamadık ve coşturduk.12/9 ile 29 sayı.
Lavrinoviç,Oğuz ve Tomas ne yazık ki kötü oynadılar.Kaya Vidmar'ı aratmamaya çalıştı ama yetmedi.
Vidmar'ın pis işleri de yapması,savunmanın temel direği olduğunu - az süre almasına rağmen - tescil etti.Savunmadaki yardımları önemliydi.Meija da bu kadar etkili olamazdı.
Cholet 3 galibiyete ulaştı ve ses getirdi.Rytas deplasmanı da bundan farklı olmayacaktır.
 1 oyuncu bizi bu kadar etkilememeli.Yeni oyuncu da bulmalıyız acilen.

5.Hafta : Fenerbahçe Ülker - MP Trabzonspor : 78-55 !!!


Fenerbahçe Ülker 78-55 Medical Park Trabzonspor

Beko Basketbol Ligi’nin 5. haftasında Sinan Erdem Spor Salonu’nda Medical Park Trabzonspor ile karşı karşıya gelen Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız karşılaşmadan 78-55 galip ayrıldı.


 Harold Jamison ve Kaya Peker’in pota altından bulduğu sayılarla hızlı başlayan mücadelede Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Preldzic ve Ukic’in de basketleriyle 3.dakikada durumu 8-2 yaptı. Karşılıklı basketlerin ardından Takımımız ilk periyotu 22-14 önde tamamladı.

Emir Preldzic ve Ömer Onan’ın basketleriyle ikinci periyota hzlı başlayan Takımımız, pota altında Gasper Vidmar’ın basket faulüyle farkı 14 sayıya çıkarttı (30-14). Devre sonunda soyunma odasına Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, 37-34 üstün giden taraf oldu.

Üçüncü periyotta pota altında Kaya ile etkili olanTakımımız, Roko Ukic ve Tarence Kinsey’in de sayılarıyla 13-2’lik seriyle 25.dakikada farkı 13 sayıya çıkarttı (49-36). Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, son 10 dakikalık bölüme 13 sayı farkla 56-43 üstünlükle girdi.

Mücadelenin final periyotuna iyi başlayan Takımımız Gasper Vidmar ve Emir Preldzic ikilisiyle skor üretti. Rasic’in üç sayı isabetine Mirsad Türkcan ve Ömer Onan ikilisiyle karşılık veren Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, farkı 35.dakikada 22 sayıya çıkarttı (70-48). Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, son bölümde oyunun kontrolünü elinden bırakmadı ve mücadeleden de 78-55 galibiyetle ayrılmayı başardı. Maçın son dakikalarında bir pozisyonda sakatlık geçiren Gasper Vidmar oyuna devam edemedi.

SALON: Sinan Erdem Spor Salonu
HAKEMLER: Fatih Söylemezoğlu, Serkan Emlek, Halil Baldemir

FENERBAHÇE ÜLKER (78): Roko Ukic 7 (3 ribaund- 5 asist), Erbil Eroğlu (3 ribaund), Mirsad Türkcan 7 (5 ribaund- 2 asist), Ömer Onan 14 (1 asist), Darius Lavrinovic 3 (2 ribaund), Gasper Vidmar 5 (4 ribaund- 2 asist), Kaya Peker 10 (1 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 2 (3 ribaund), Tarence Kinsey 5 (4 ribaund- 4 asist), Can Mutaf 5 (1 ribaund), Emir Preldzic 17 (6 ribaund- 5 asist)

MEDİCAL PARK TRABZONSPOR (55): İlker Türel (2 asist), Aleksandar Rasic 15 (6 ribaund- 3 asist), Ali Karadeniz 20 (6 ribaund- 4 asist), Ersin Görkem 2 (4 ribaund- 1 asist), Caner Öner 2 (1 asist), Hakan Yapar 2 (1 ribaund), Alwin Snow 3 (1 ribaund- 1 asist), Harold Jamison 11 (9 ribaund)

1.PERİYOT: 22-14
2.PERİYOT: 15-20
3.PERİYOT: 19- 9
4.PERİYOT: 22-12




 Takımı tebrik ederken,ne yazık ki şanssız bir şekilde çapraz bağları kopan Vidmar'a geçmiş olsun diyorum.Maçı kazandık ama Vidmar'ı kaybettik.:((
 Emir maçın yıldızıydı.17s.6r.5a.Aferin.

12 Kasım 2010 Cuma

Turkish Airlines Euroleague 4.Hafta Değerlendirmesi.

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjx97e8uJlcsd0IXJu2Jy62vDDrt4KWvOT-R807myCblpXaT3gpZRCSMJ_JL9hU5tmZMOq3AEmtJjKz0gqiPINIPBgj03p3_n45QAFqsoAK3WXAlx1gq-7cQdqTM9uOgyczBhutNmBgeGOL/s400/thyeuroleague.PNG

HAFTANIN TOPLU SONUÇLARI
PUAN DURUMLARI
 
 5.HAFTANIN PROGRAMI

 4.HAFTANIN EN İYİLERİ
 
MVP: Berni Rodriguez, Unicaja  
Unicaja Malaga'nın tecrübeli kaptanı ve Guardı Berni Rodriguez 10.Euroleague sezonunda Virtus Roma'yı 104-83 yendikleri maçta 24 sayı (9/6 şut isabeti),10 asist,5 ribaunt,3 top çalma,36 puan ile kariyer rekoru kırarak haftanın MVP'si olmaya hak kazandı.
* Haftanın 2.sıradaki başarılı ismi Cibona Zagrep'ten Leon Radoseviç.Cholet'ye 84-71 yenilmelerine rağmen
19 sayı,10 ribaunt 31 raiting puanı ile kariyerinin en iyi oyununu oynadı.
* Haftanın diğer başarılı isimleri Olimpiakos'tan Radoslav Nesteroviç (18s.6r.3blk),İspanya ligi şampiyonu Caja Laboral'ı deplasmanda 88-92 deviren Zalgiris Kaunas'tan Mirza Begiç (18s.6r.2 blok),Armani Jeans'ten Jonas Maciulis 26s.7r.3a.ile PE Valencia'yı 69-80 yenmelerinde büyük pay sahibi oldu.
 Bu 3 oyuncu da 28 raiting ile oynadılar.
* Haftanın en iyi bireysel performansı 4 blok yapan Sergei Monya'dan.
* Haftanın en başarılı isimlerinden biri de sayı krallığında lider olan Olimpija'lı Kevin Pinkney oldu.
CSKA'nın ilk galibiyetini aldığı Rusya deplasmanında 26 sayı atmasına rağmen takımını yenilgiden kurtaramadı.
16.3 sayı ortalaması ile 3.sıraya düştü.
* Diğer başarılı isimler ; bizim Mirsad 13s.10r.,Cholet Basket'in forveti Sammy Meija 17s.11r.,Pailus Jankunas 12s.13r.double double yaptılar.
* BÜYÜK GURUR !!! 24 TAKIM İÇİNDE 4/4 İLE TEK NAMAĞLUP TAKIMIZ.
* 0/4 ile galibiyetsiz takımlar ise  A Grubu sonuncusu Asseco Prokom,B Grubu sonuncusu Spirou Charleroi,
C Grubu sonuncusu bu hafta evlerinde Cholet'ye de kaybeden Cibona Zagrep.
* CSKA nihayet ilk galibiyetini  aldı.Olimpija'yı 65-55 yendiler.
* Haftanın flaş sonucunu İspanya ligi şampiyonu Caja Laboral'i deplasmanda yenmeyi başaran Zalgiris Kaunas aldı.Mirza Begiç 18s.6r.ile çok iyi oynadı. Caja Laboral'den Martin Rancik kenardan gelerek 20.26 dk.da 24 sayı atarak süper bir performans gösterdi.
* Real Madrit'in Brose Basket'i uzatmada 83-81 yenebildiği maç  haftanın en dikkat çekici diğer maçıydı.

11 Kasım 2010 Perşembe

Fenerbahçe Ülker - Montepaschi Siena 81-68 (Salondan İzlenimler)



















Geçen haftaki zaferin rüzgarını arkasına alan erkek basketbol takımımız, taraftarının da yıllar sonra bir Avrupa kupası maçına beş haneli rakamlarla ilgi gösterdiği bir günde oluşan güzel ve etkileyici atmosferde maçı kazanmasını bildi.

Ataköy'e gitmek için yola düşerken bayan basket takımımızda Caferağa'da Euroleague maçında ter dökmekteydi. Ne yazık ki iki farklı kıtada olan salonlar arasında trafiğin yoğunlaşacağı saatlerde, ne metrobüsle ne de denizotobüsüyle mekik dokumak güç gözüktüğünden bu hafta onları desteklemekten mahrum kalanlar çok oldu. Sinan Erdem'de gördüğümüz başkan ve yöneticilerin Caferağa'dan geldiklerini gece haberlerinde öğrenince nasıl yetiştiklerine şaşırmadım değil, ama büyük ihtimal deniz taksi ve polis eskortu kullanmış olabilirler.

Maça gidişimde tercih gene metrobüs oldu. Altunizade durağına gitmek için üstgeçitte yürürken orayı buluşma noktası gibi kullanan Fenerbahçeli gençler olduğu gibi, Gs atkılılar da gözüme çarptı. Bayan basket maçlarının olduğunu biliyordum ama futbolda kupa maçları olduğunu unutmuştum, bunlar bayan basket maçına bu kadar ilgi gösteriyor muydu yahu diye düşünerekten akbilimi basıp turnikeden geçiverdim. Saat altıyı geçmişti, durakta fazla yoğunluk olmadığı gibi ardarda gelen metrobüslerle oturarak Zincirlikuyu'ya geçmek mümkün oldu. Zincirlikuyu'da aktarmada ise, toplu taşıma sistemlerinde iyice tecrübeleşmiş Türk halkının Amerikan futbolcusu gibi birbirlerini omuzla itercesine yaptığı mücadeleden kaçınıp ayakta kalıverdim.

Saat yedi gibi Şirinevler durağına varmıştık, orada da üst geçit ve etrafı arkadaşlarını bekleyen taraftarlarla doluydu. Bu defa Ataköy siteler arasına girmeden, üstgeçitten inildiği gibi sola dönünce başlayan yolu kullanayım dedim. Otoyolu takiben paralel giden patika yol ışıklandırması biraz zayıf olsa da salona daha kestirme bir yol oluverdi. Yalnız tek falsosu yolun bitimiyle salon gözüktüyse de, salonla arada kalan otoyolu aşabilmek için kullanılacak olan tek bir üstgeçit vardı ve o da diğer geliş güzergahına daha yakın bir yere konuşlandırılmıştı, herhalde masraftan kaçınıp iki tane üstgeçit yapmak istemediler diye düşündüm. Normal bir yürüyüş temposunda 10 dakika kadar sürecek bu yol, üstgeçit mesafesinden dolayı biraz artıyor.

Üstgeçitte maça bilet satan karaborsacılar vardı, kime ne tutturursak tarzıyla 10-15-20 gibi farklı rakamlar duyuverdim. Almış oldukları bileti satıyor da olabilirlerdi ama belkide ele sıfır maliyetle geçirmiş oldukları kulübün veya Ülkerin promosyon,davetiye biletlerini bile satıyor olabilirlerdi, taraftarın basketbola ilgisi yönelince karaborsacılarda buraya akın etmeye başlayacaklar. Üstgeçitten salon tarafına geçince etraf geniş ve düz alana yayılmış seyyar satıcılarla doluydu. Kalabalık bir grup taraftarın toplu olduğu yerde ne var acaba diye bakınca pilav-nohut satan bir el arabası vardı. Ortalıkta köfte arabalarının yaydığı koku ve duman ile etrafa dağınık halde bekleşen Fenerbahçeliler vardı. Uzak bir kısımda gene bir araya toplanmış kalabalık bir grup gördüm, başlarındaki biri biletlerini dağıtıyordu. Bir umutla gişeye doğru yönelen ama biletler tükenmiştir yazısıyla karşılaşanlar da vardı, ben de gişelerin arkasında Ahmet Cömert salonu önündeki otoparka arabasını parkeden arkadaşın yanına gidiverdim.

Bir süre de onlarla muhabbet ederek zaman geçirirken, telefonla aradığım bir arkadaştan da Caferağa'daki maçın skorunu öğrenip alınan farklı galibiyet haberiyle keyiflendik. Etraftaki taraftar kalabalığı hızla artıyordu, arkadaştaki biletleri alacak olan diğer kişileri de bekliyorduk. Bu esnada ortalıkta bir gürültü kopuverdi, kaçın zabıtalar geliyor sesleri arasında bütün seyyar satıcılar panikle hareketleniverdiler. Bizim beklemekte olduğumuz taraftan koştura koştura operasyona çıkan zabıta ekibinden 6-7 kişi gördüm. Köftecisi, pilavcısı, bayrak vb. satanı hepsi kaçıyor, zabıtalar peşlerinden kovalıyordu. Alan çok geniş ve düz olduğundan uzak noktaya kadar neler olduğu görülebiliyordu, neredeyse 15000 kişinin geleceği bir akşamda müthiş bir iş potansiyeli yapacaklarını uman seyyar satıcıların bazılarının kaçamadıklarını gördük. Uzak bir noktada köfte arabası devrilmişti, bizim yakınlarımızda bir yerde pilav arabası devrilmişti, yerlere dağılan malzemeler, zabıtaların satıcılara olan sert tavırları bir şey yapmadım ekmek parası yakarışlarına, o zaman neden kaçıyorsun diye adamın arabası ortada devrilmiş kalmış yaka paça götürmeleri gibi trajik sahnelere tanık oluverdik. Salon içindeki büfeleri büyükşehir belediyesinin işletmesinden dolayı zabıtaların bu kadar sert bir operasyon yaptıklarını düşünüverdim, yıllarca stad çevrelerindeki seyyarcıların böyle kaçtıklarını görmemiştim.

Saat sekize doğru geliyordu, oradaki arkadaşlardan biri üşüdüğünü söyleyince, diğerleri dışarda beklemeye devam ederken ben de onunla beraber içeri gireyim dedim. Biletteki kapı numarasına göre kontrol noktasına geliverdik ki, alışkanlıkla girdiğim kuyrukta sıranın kadınlarla dolu olduğunu ilk başta farkedemedim, meğer haremlik selamlık gibi uygulanıp kadınların olduğu kuyruğun başında barikat arkasında kadın polisler arama yapıyordu, diğer uçta da erkek polisler vardı, arkadaşı orada bırakıp diğer kuyruğa gidiverdim. Yıllarca alıştığımız usuller bu yeni salonda farklı işleniyordu. Aramalar çokta ciddi yapılmıyordu ama kadınların kuyruğu içi ıvır zıvır dolu çantaları yüzünden ağır ilerliyordu. Etrafta küçük çocuk gruplarıyla okullardan, yurtlardan gelenler de vardı, ufaklıkların araçlardan indikleri gibi Fener diye bağırışlarını görmek yüzümüzü gülümsetti.

Salon içine girerkende bir arama noktası daha aşılıp, bilet barkodları okutuldu ama biletleri hiç yırtmamaları ilginçti. Etraf sanki sinemaya gidiyormuş gibi yardımcı olan yönlendirici görevlilerle doluydu. Biletlerimiz takım benchine yakın olan, oyuncu çıkış tüneli üstündeki çapraz köşedeydi, bu noktayı geçen seferden gözüme kestirmiştim. Bu tribün girişinde de kapı ve başında bir görevli vardı, biletleri bu kısımdan olmayanları sokmamaya uğraşıyordu, o yüzden bazı başka bloklarda olan arkadaşlardan gelenleri sokmak için birkaç kere bilet aktarmalı dalavere yapmamız gerekti. O blokta biraz üstlerde kalıvermiştik, aslında ucuz kategoride olması ve takım benchi ile yeni açılan koltuksuz tribün noktası arasında heyecanlı bir yerde olması açısından güzel bir noktaydı, bu maç orayı test edip bu bloktan kombine satılıyorsa almayı düşünürüm diyordum ki, maç içinde o blok iyice hoşuma gidiverdi.

Maça daha 40 dakika kadar varken, sahada ısınıp şut atan oyuncular vardı, bir süre sonra sahaya toplu çıkış için ortadan kayboldular. İlk dikkati çeken hemen sol tarafımızda kalan geniş basın tribününün iki sırası haricindeki yerlerin masaları sökülerek koltuksuz çıplak bırakılmış tribün bölümüydü. Rytas maçı sonrası yazdığım şekilde Aziz Yıldırım o tribündeki koltukları söktürüp taraftara yer açacaklarından bahsetmişti ve görülen o ki bu kararlarını uygulamışlardı. Koltuksuz hali salon boşken bakınca görüntüye aykırı gibi duruyordu, ama böyle kalabalık maç günlerinde ve derbilerde o bölüm çok güzel içiçe dolabilirdi. Hele bir de oranın önlerinde sopalı büyük bayraklar sallayan gençleri görünce çok hoşuma gitti, yakınımızda ki bir tanesi black stockings (siyah çoraplılar) bayrağını sallıyordu. Yıllarca stadlarda özlenilen sopalı bayraklar sanırım Euroleague maçlarında izin verildiğinden ortamın havasını çok olumlu değiştiriyordu. O kısım henüz boş sayılırdı ama dışardaki Genç Fenerbahçeliler ve tezahürat etmek için oraya toplananlar zaman ilerledikçe boşluğu dolduruverdiler.

Bir yandan etrafa bakınıp inceleyerek zaman öldürüyorduk, içerideki taraftar sayısından fazlası hala dışardaydı. Diğer tünel tarafından giriş yapan İbrahim Kutluay yayın masasındakilerle konuşup bizim oyuncuların kullandığı tünele doğru yönelirken onu farkeden bütün Fenerbahçeliler gibi bizde ayaklanıp alkış tutmaya başlamıştık, İbo da sıcak ilgiye selamlarla karşılık verdi, yavaştan Aydın Hocaya baskı yapıp İbo'yu da men in black suit (siyah takım elbiseli adamlar) ekibine dahil etmemiz gerek dedik. Animasyon ekibi anonscusu zaman zaman birşeyler söylemek için konuşunca farkettim ki salonun en geniş hoparlörleri bizim olduğumuz taraftaki pota arkası üstlerindeydi, adam mikrofondan konuştukça, bizim de yanımızdaki ile bağırarak konuşmamız gerekiyordu.

Isınmaya çıkacak olan Montepaschi Siena anonsu ile salondan ıslıklar yükseldi, Fenerbahçe Ülker anonsu ile ise alkışlar..Fenerium'un bu maça özel ürettiği tshirt ile basketbol takımı ürünlerini tanıtan 3 tane genç salon içinde tur atıverdi, tribünden basket atma oyunu düzenlendi vs. Bunlar olurken pota arkasındakiler de yerlerini almaktaydı, ısınmaya başlayan takım içinden bazı oyuncuları tribüne çağırdılar. Ömer Onan, Oğuz Savaş, Mirsad Türkcan gibi yerli oyuncular ilk çağırılanlardı.

Ntvspor ekibi ve Murat Kosova'da masaya gelmişti, bazı oyuncularla sohbetini görünce acaba gene bir iddiaya mı giriyorlar dedim. Bayan basket takımımızın galibiyet anonsu salondan alkışlarla yanıt buldu. Büyük usta Aydın Örs henüz tribündeki yerini almamıştı, ortalıkta gezerek idarecilerle konuşuyordu. Bu arada birkaç genç bizim olduğumuz tribün blok önüne çıkıp pankart asmaya girişiverdiler ki, pankart asmak için gayet güzel bir noktadaydı, pankartı asıp tekrar pota arkasındaki yerlerine döndüler. Televizyondan gördüğümde farkettim ki Gop City pankartı asmışlar, bu Gaziosmanpaşalı grup bayan basket derbisinde de yakınlarımdaydı, bazen kendileri tezahürat girme isteğiyle garip işler yapıyorlardı, bu maçta da bir iki kere oldu. Paşalı Birol her zamanki gibi elinde kendi yapımı dövizlerle uzak tribünde gözüme çarptı, daha sonra bizim taraftaki pota arkasına kadar gelip etrafa yazıları göstere göstere geçiverdi ama ne yazdığına dikkat edemedim.

Bizim etrafımızda yavaştan dolmaktaydı, dışardaki arkadaşlarda geliverdi. Pota arkasında amigo Yücel'de sete çıkmıştı, iki parçalı bölüm halinde duruyorlardı, onun önündekiler haricinde biraz orta üstlerde kalabalık halde duran bir kitle daha vardı. Ayrıca maraton tribünü (bench arkasındaki tribün) ortalarında toplanan FBD (Fenerbahçeliler Derneği) içinde bir sürü tanıdık göze çarpıverdi. Eski Lacivertçiler ağırlığında olmak üzere oradan da biraz tribün katkısı oldu. Alper ağabey set önündeki yerini alırken eski zamanlardan Trt reklamlı lacivert formamızı giymiş Şadan ağabeyde ortalarında dikkat çekiyordu. Maç öncesi zaman zaman pota arkasından tezahüratlar girildiyse de çoğunlukla anonslar ve müzik yayını yapıldığından onlara fırsat kalmıyordu. Biz girdiğimizde biraz daha loş olan ortam ışıkların tamamıyla açılmasıyla çok aydınlık oluverdi, şut atan oyuncularımızın bazılarını gözlerini elleriyle perdeleyiverdi. Amigo Yücel müzik kes diye tempo tutturduysa da müzikleri kesen olmadı.

Euroleague resmi müziği i feel devotion çalarken, tüyler iyice diken diken olup heyecanla bizlerde kendimizi takımımıza adamaya bekler olmuştuk. Oyuncu kadroları anons edilirken Siena oyuncularının isimleri gürültüden duyulmuyordu, bizim takım alkışlarla anons edildi ama benim aklım 98deki tüm ışıkları kapanan Abdi İpekçi'de alevler içinden çıkan oyuncular görüntüsüne takıldı, öylesi daha coşkulu oluyordu. Aydın hoca yerini almış mı diye bakarken bizim Fenerbasket üçlüsünü yerlerinde gördüm ama Aydın Hoca'nın bu backsider ekibi biraz çaprazında kalıvermişti. Rasid Mahalbasic ile Engin Atsür bacak bacak üstüne atmış halde reklam panosu arkasından takımın ısınmalarını takip ediyorlardı. Bir ara salondaki ekranlarda Emre Belezoğlu'nu gösterince salondakilerden alkışlarla gözler nerede olduğunu tarayıverdi. Vip tribün üstündeki localarda o sol taraftayken, sağındaki locada başkan ve yöneticiler yerini almıştı.

Maç vakti geldiyse de salon %75 doluluktaydı, hala dışarda olanlar Abdi İpekçi'ye göre daha fazla kapı ve giriş kolaylığı olmasından istifaden; işten trafikten kurtulup gelenlerde gecikmeyle ilk periyot sonuna doğru en üstlerdeki boşluklar hariç tam kıvamına geldi. Maç öncesi sürekli konuştuğumuz, endişelendiğimiz mesele takımdan ziyade taraftar ile ilgiliydi. Acaba bunca ilgiye rağmen ne kadar etkili olunabilecekti, futbol taraftarlığı tarzından sıyrılabilecek miydik vs.. Hem de bu dolulukta oynadığımız kritik maçlarda alınan yenilgiler olmuştu ki bu ortama gelenlerin ilgisinin soğumaması için bu akşam herşeyin güzel geçmesini umuyorduk.

Çoğunluğu en üst katlarda 400lü bloklarda olmak üzere göze çarpan geniş boşluklar davetiyeleri olup maça gelmeyenler ve karaborsacıların elinde patlayan biletler nedeniyle idi. Maça bilet almak isteyip bulamayan, biletler bitti haberleriyle salona gelmekten cayan yüzlerce Fenerbahçeli olduğunu düşünürsek bu işlerin organizasyonlarını biraz daha ince yapmak gerektiği ortaya çıkmıştı. Alakalı alakasız yerlere, Fenerbahçeli olmayan kişilere davetiyeler dağıtılmaması için, taraftarlarımızın da ilgilerini istikrarlı bir seviyeye çıkartması gerekiyor. Geçen sezon bomboş ortamda oynanan Siena maçı ile bu sezonki ortam maç öncesi de bizim konuştuğumuz şeylerdendi.

Böylesine etkileyici bir ortamda Fenerbahçe sen çok yaşa canım feda olsun sana... sesleri yankılanmaya başladı. 10 Kasım günü ulu önderimizin anısına saygıyla kazanacağımız bir Avrupa zaferinin başlangıç dakikaları yaklaşmıştı. Saygı duruşu anonsu ile birlikte bütün herkes ayağa kalkıp, salondan çıt çıkmazken, zaman zaman stadta yapılan saygı duruşlarında tribünde konuşan, sessizlik içinde sahadaki birine bağırıp dikkat çeken tipler yoktu. Yalnız bir kişi uluorta vaziyette ortama tezat bir şekilde ayakkabısını bağlamakla uğraşıyordu ki, siena'lı stonerook dallamasını yanındaki Ömer Onan omuzundan çekiştirerek ayağa dikiverdi. Çalan cenaze marşının ardından futbol stadında milli marşın girilmesine alışkın olduğumuzdan burada farklılık oluverdi. Saygı duruşunun bitimiyle pota arkasından yükselen şehitler ölmez vatan bölünmez sesleri ortalığı çınlattı.

Kasap havası yapılmaksızın başlayan maç attığımız sayının ardından rakip hücumunun ıslıklanmaya başlanmasıyla nasıl bir havada geçeceğinin sinyalini verdi. Son efes final serisindeki şampiyonluk maçındaki gibi maçın başından sonuna kadar kimi zaman yoğun katılımla kimi zaman zayıf şekilde ıslık uğultu eksik olmadı. Eskiden beri sevdiğimiz Vidmar zaman ilerledikçe hayran kitlesini genişletmeye başladığını, bastığı smaç sonrası etraftan yükselen tepkilerden anlaşılıyordu; aslanım benim, koçum diyen erkekler kadar bayan hayranları da olmuş. Barcelona deplasmanında kazanmış, evinde 15000 kişi önünde oynamakta olan bir takıma duyulacak saygıyı hakemlerden ilk dakikalarda görmeye başladık. Uğultular arasında üstüste hücum fauller çalmaya başladılar.

Oyunda iki takımda sert savunma ağırlığında yoğunlaşınca az sayı ile skor düşük seyrediyordu, kaçan şutlara rağmen salondaki taraftarın hemen akabinde savunmaya gaz vermesi güzeldi, tabii bu biraz pota arkasında tezahürat etmeye çabalayan kitlenin sesinin sık sık boğulmasına, boşa yorulmalarına neden oluyordu ama maçın başlangıcındaki gidişat bunu gerektiriyordu. Bizim hücumlara çıkışımızla sallanan büyük bayraklar eşliğinde saldırsanaaa saldırsana kanarya, bizim için sienaya koysanaaa diye bağırılmaktaydı.

Oyunda biraz tıkanıklık yaşayıp geri düşünce alınan mola ve Mirsad'ın girişi tekrar bir ivme yakalamamıza yol açtı. Vidmar ve Mirsad hücum ribauntlarına da el sokunca sık sık ikinci şanslar yakalamaya başladık, doğal olarak bundan büyük keyif alan salondakilerde alınan ribaunt ile ikinci hücum çevrilmeye başlanınca ortamı alkışlara boğuyordu. Pota arkasındakiler arada bir maçla bağlantıdan kopsalarda salon genelinden oyuna yönelik gelen reaksiyonlara göre yavaş yavaş şekillenmeye başlayıverdiler. İlk başlarda söyledikleri sen sahada ben tribünde, ölümüne Fenerbahçe saldır yine Fenerbahçe... çok katılım almayıp anca kendi içlerinde sürmüştü. Hatta ikiye bölünüp hızlı hızlı yaptıklarında biraz birşeye benzedi.

İkinci periyot Oğuz'un oyuna dahil olduğu süreç sık sık onun üzerinden oynadığımız vakit potaya basket bıraktığımız birkaç hücum ardından rakip oyuncular onu biraz daha sinirlendirmeye başladı. Pota altında top aldırmama mücadelesinde eller kollar birbirlerinin önüne geçme çabaları derken Oğuz birkaç defa yeter be tavrıyla hakemlere şikayete yöneldi. Kenara alınan her oyuncu alkışlanıyordu, kimisi ise mücadelesine takdiren çoğunluğun ayaklanmasına sebep oluyordu, bizim Fenerbasketten Marko ise neredeyse bench arkasında ayaklanan ilk isim olarak göze çarpıyordu.

Aydın hoca kollarını birbirine kavuşturmuş klasik pozuyla oturduğu yerden maçı dikkatle takipteydi, onun önünde ve yanında oturanlar fazla ayaklanamıyordu. Kinsey'de girdiği vakitten itibaren istediği gibi sayı bulamadığı pozisyon ardından bütün enerjisini sahaya yansıtmaya başlayıp bir top çalabilmek için sürekli topa el kol sokuyordu. Taraftarı iyice gazlayan ise bu atmosferleri seven Mirsad oluyordu. Attığı sayılarla etrafa bakışları, beden dilini iyi kullanması coşkuyu katlandırıyordu. Mirsad kenara alındığı vakit maçı anlatan Murat Kosova'nın arkasındaki tribünlere doğru eliyle alkışlayın manasında işarette bulunduğunu gördüm. Zaten bunu yapmasına gerek dahi yoktu ama onun da Mirsad'ın oyunundan ne kadar etkilendiği belli oluyordu, ayaklanan tribünden alkışlar geliyordu.

Devre sonuna doğru oyuna giren çıkan bir sürü oyuncu olmuştu ve herkes az ya da çok katkı sağlıyordu, mesela maç sonunda Emir Preldziç aklımda fazla kalmamıştı ama Kaya'nın bile maça girip kısa sürede savunmanın sertlik düzeyine ve ribauntlara katkısı dikkatimi çekivermişti. Maraton tribünündeki FBD liler her ne kadar sahaya yakın bir noktada bir araya toplandılarsa da çok fazla ayaklanıp tezahürat etme olanağı bulamıyorlardı. Arkalarındakiler görüş açıları kapandığından şikayetle oturun işaretleri yapıyordu. Pota arkasından farklı bir tezahürat söylenirken mola sırasında girdikleri hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada... ile tezahürat değiştirdikleri bir sefer dikkatimi çekti. Bir de maç oynanırken bizim dikkatimiz bizim taraftaki potaya yönelikken oradan toplu halde yükselen uğultuyla ne oluyor yahu dedim, meğersem rakip takımın koçu çizgiyi aşıp sahaya dalarcasına bağırıp çağırınca onlar da hemen tepkiyi koyuvermiş, güzel bir andı. Pianigiani bu tepkiyle yerine dönüp gülümseyerek çömeldiği yerden maçı takibe devam etti.

İkinci periyot farkı açma çabalarımız onlardan gelen yanıtlarla bozuluyordu, iki sene önce Mersin'de oynayan Bo Mccalebb zaman zaman savunma dengemizi bozuyordu. Maç boyu olduğu gibi kimi zaman aldığımız topları basit hatalarla elimizden kaçırdığımız kaptırdığımız anlar oldu, tam fast break sayısı beklentisi ile bütün salon ayaklanırken yapılan hatalarla ahhlar vahlar arasında bütün herkes oturuyordu. Marko Tomas'ın üçlük ardından muhteşem bir smaçla bastığı hücumu salonu ayaklandırmıştı ama hakem sayıyı vermeyince herkes tepkilerini göstermekteydi. Şştt number sixty diye sırtında numarası yazan hakeme seslenmek buradan mümkün olmuyordu ama Caferağa gibi bir salonda bunu sık sık yapardık.

Savunmada gösterilen gayret yapılan değişiklerle artınca devreyi önde kapatan taraf olduk. Pota arkasından Fenerbahçe Oley sesleri yükselirken önümüzdeki tünele yönelen takımı ayakta alkışlarla bravo beyler diyerek soyunma odasına uğurladık. Salondaki maça yönelik reaksiyonlar bizim bulunduğumuz yerden gözlemlediğim kadarıyla hiçte fena sayılmazdı, ilk devrenin keyifli geçtiğini konuşuyorduk. Zaman zaman pota arkasındakiler biz faul atarken hoplaya zıplaya tezahürata devam ediyorlardı, bu duruma salonun kimi yerlerindekiler ayaklanıp sessizlik işareti yapıyordu. Bana göre faul atışları sırasında normal tezahürat etmek neyse de tam atış zamanı düşük volüme giderken aniden yüksek perdeden Feeeenerbahçem şak şak şak seeen çok yaşa diye dikkat dağıtıcı olunmaması gerekir, Herkesin bildiği türden kısa tempolu tezahüratlar bizim hücumlarla denk düştüğü vakit salon genelinden iyi katılım oluyordu. Karşılıklı tezahürat ise bir ara kendi aralarında yapabildiler.

Devre arası animasyon ekibinin idare ettiği saha içindeki şut oyununu izlemekle, resim çektirmelerle falan geçiverdi. Göbekli birinin karpuzlama atışlarını herkes gülerek takip ediyordu, salonun yarısı büfelere tuvaletlere doğru boşalmış gibiydi, devre arası skorborddaki rakamları incelemeyi seven biri olarak buranın skorbordlarını sevemediğimi söylemem gerek. Abdi İpekçinin ortada duran skorborduna nazaran buradakiler tribün tepelerinde olduğundan, uzak taraftakine dikkatli bakarak görebilsem de yorucu oluyor. Gene çeşitli anonslar, Fenerium'un bugüne özel ürünlerinin %25 indirimli olması falan defalarca başımızı şişirdi, koltukta oturup rahat rahat boğazı dinlendirerek bir sohbet etmeye fırsat olmadı. Büfeye gidip gelen arkadaş sularla beraber para üstü verilmediğinden gofretlerle dönmüştü. Bu salondaki işletmecilik zihniyeti de insanların bir şey alacaksa zorla ekstradan harcama yapmasına yönelik olduğundan tepki doğuruyor.

İkinci devre öncesi takımın gözükmesiyle gene alkışlanıverdiler. Fenerbahçem sen çok yaşa sesleri arasında başlarken takım gene içeri iyi dalışlarla ortamı canlandıran sayılar bulmaktaydı. Üstüste gelen basketlerle çift haneye ulaşan fark ortalığı alevlendirdi, tribünler cayır cayır yanarken yangın tüpünü kapan İtalyan koç molayı alıverdi. Kenara gelen takıma öyle bir coşku ile alkış kopuyordu ki Mirsad elinde havlu tribünlere sallıyordu.

Taraftarın ayaklandırmasıyla milyonlarca yapıldı, üstüne gelen hücumda Vidmar blok koyunca, benim gibi atılan sayıdan ziyade yapılan savunmayı alkışlamaya ayaklananları keyiflendirecek bir andı. İkinci devre kimi zaman rakip savunma arasında bir boşluk bulup pota altına bomboş sızıveriyorken, Vidmar veya bir başkası rakibin arkasında bile kalsa koşup kolay sayı şansı vermemek için hamle yapıyordu, bu şekilde birkaç blok yaptık. Farkı daha da açıp rakibi kopartmak adına taraftar da ıslık ve uğultu ile gaz vermeye iyice yoğunlaştı, pota arkasında önlerde bulunanlar dahi katılıyordu. Ardından top bize geçince biraz üstlerde duranların devam ettirdiği tezahürata katılarak sürdürüyorlardı. Tabii yandan bakınca pota arkası ortalardakilerin daha sürekli tezahürat yaptıkları ama kenarlara köşelere gidildikçe biraz daha duruldukları görülüyordu. Sensiz hayat bir işkence bestesini pota arkasındakiler koltuksuz alanın verdiği genişlikle melodi kısmında kopmuş vaziyette bir sağa bir sola yaptıklarında izlemeye değerdi.

Eğer bu gaz anında salon genelinde daha çok katılım olabilecek birşeyler tercih etselerdi heeep bu dünya hep yalan dolan... diye belli bir kalabalığın bağırmasından daha iyi olabilirdi. Zaman zaman amigo Yücel'in önündekilere söyletmek istediğindense, tribünün üstlerde duranların idaresine geçtiği anlaşılıyordu, oradan girilen bestelere yönlendirmek zorunda kalıyordu. Dilimde şarkıların gündüz gece.... diyerek devam ediyorlardı. Seni sevmek deli gibi yürek ister ve aşığım aşığım sana.. girdikleri zamanlamalar iyiydi. Ancak salon genelinde top rakipteyken ıslıklar daha baskın çıkıyordu, hücum sürelerini iyi defansla daraltıyorduk, işleri son saniyelerde zorlama atışlara kalacağı sezilince uğultu daha da artıyordu, ne yazık ki birkaç sefer bu zorlama atışlar isabetli oluverdi. Top kayıplarımız nedeniyle farkı daha fazla açamadık.

Yakınımızdaki medya bölümünde yazarlar yazılarını yazmaya başlamışlardı, anonscunun takımımıza alkış isteği ardından daha farklı avantajlı skor için susmak yok sesleri arasında son periyota giriş yaptık. İştahı kesilmeyen takım ve taraftar farkın yirmilere yaklaşmasıyla coştukça coşuverdi. Oyuna benchten girenlerin katkısı müthişti, giren çıkan herkes alkışa boğuluyordu. Fenerbahçe Oley sesleri yavaştan kuvvetliye doğru boğucu bir şekilde yükseliverdi. Rakip hücuma kalkarken amigo Yücel önündekilere ıslık diye işaretlerle yönlendirirken, maraton ortasındakilerde etraflarındakileri aynı şekilde baskıya yönlendiriyordu. Pota arkası ile maraton arasında karşılıklı yapılan bitmez tükenmez aşkımız tutmuştu, ama ayağa kalkmayan cimbomlu olsun diye bağırmaları ardından maç başında söyledikleri sen sahada ben tribünde ölümüne Fenerbahçe bestesi maratonla karşılıklı doğru düzgün yapılamadı, zira maç devam ediyor ve ıslıklar falan sesleri boğuyordu.

Melodi tempolarına geçip España Cani üstüne telli turna falan derken zaman ilerliyordu, Mirsad attığı sayılarla jestleriyle ortamı kopartmayı seviyordu, pota arkası sağa sola,aşağı yukarı, kollarla oooley tempoları falan gırla gidiyordu. Her ne kadar Mirsad'ın hücum ribauntunu alığ dışarıya adım attığı gibi dönüp şutlaması benim anlayışıma ters gelse de, adam yıllardır bizi alıştırdı. Güzel bir pınarbaşı yapmıştık ama böyle güzel ortamda dört tarafta doluyken yapmayı beklediğimiz Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener idi. Bir süre sonra bu sesler ortalığı yıkmaya başladı. Biz tam çaprazda kaldığımızdan neye katılacağımızı ilk başta kestiremesekte Fener diye bağıralım dedik, uzun bir süre dönüverdi, hatta daha uzun dönmesi gerekirdi ama alkışlarla kesilip herkes zıplayaraktan ooley oley oley şampiyon Kanarya seslerine çevirildi.

Dördüncü periyot ortasından beri ayaktaydık, hem maç heyecanı hemde tezahüratlara katılımla ayaklananlar çoğalmıştı, maraton tribünün ortasındaki FBD'liler ayaklandığından onların arkasındakilerde ayakta izliyordu. Sadece bize yakın olan köşede aile tribünü kısmı ve Aydın hocanın önündeki sıra oturuyordu. Aile tribünündeki bazılarının önlerindeki bayağı xxxl beden birine oturun göremiyoruz serzenişlerini farkettim, adam da ne yapayım oradakiler kalktı bizde göremiyoruz diyordu. Neyseki şansımıza bizim olduğumuz kısımda böyle sıkıntı tipler denk gelmedi. Yapılan anonsla 14bin küsür kişinin salonda olduğu söylendi(14785 miş).
Maçın son beş dakikasında aynen staddaki alt tribünler gibi yavaş yavaş ayrılanlar olmaya başladı.

Herşey güzeldi, ortam falan ama rakip doğal olarak mümkün olduğunca sayı bulup farkı minimuma indirme çabasına devam edince belli bir kitle olarak tekrar oyuna konsantre olmaya başladık. Haydi beyler defans diye bağıraraktan ıslıklar yükselmeye başladı, zor zar sayılar buluyorlardı. Bizim hücumda Mirsad'ın üçlük atışı pota arkasındaki hareketli kameraya çarpınca herkes bir an dumur oluverdi. Şimdi ne olacak derken hakem topu rakibe verince kameramana veryansınlar yükseldi, adam Mirsad'ın sinirle kendisine söylenmesine pardon diye eliyle özür diliyordu. Eğer olur da deplasmanda kaybedip ikili averaj vaziyetleri işin içine girerse o kameramanı ne yaparız bakalım dedik. Maçtan çıktığımızda bile kulaklarını çınlatanlar çoktu, zaten maçın son anlarındaki keyif biraz farkın azalmasıyla bozuldu.

Averajın önemli olduğu oyunda her basket kritik olduğu için belki pota arkasındakiler tam bu bilinçte davranmayıp artık zafer şarkılarını söylüyorlardı. İnandık size bu sene..., istersen eğlenelim davullarla zurnalarla... diyerekten maç sonuna geliverdik. Bütün salon ayaktayken sayı olmasını arzu etmediğimiz son hücumu basketle tamamlayıp farkı onüçe indirmelerine bozulduk. Takımı galibiyet alkışlarına boğarken, pota arkasındakilerde Fenerbahçe buraya diye bağırmaktaydı. Oraya yönelen oyuncular her zaman her yerde en büyük Fener sesleriyle çıkışa yöneldiler. Bizim oradaki çıkış tüneline doğru bravo alkışlarımızla salondan ayrıldılar.
Bizde çıkmadan önce lavabolara yöneliverdik, daha önce girmediğimden, çok geniş ve ferah olduğunu farkettim, maç sonu olmasına rağmen kağıt havluda vardı.

Altı defa karşılaşıp yenemediğimiz Siena eski kadrosundan önemli oyuncuları kaybettiysede sistemine uygun takviyelerle gelmişti. Onlar da yenilgisizdi, biz de. Sonunda böylesine bir atmosferden, coşku dolu arenadan tek namağlup olarak ayrılan taraf biz olduk. Gecenin sonunda yaşanan keyif etraftaki herkesin yüzünde, salondan hızla çıkan taraftarlarda belli oluyordu. Bu coşkulu tatmini alan kitle gelecek maçlarda daha da büyük bir şevkle bu salonun yolunu tutacaktır. Elbette taraftar kusursuz değildi, pota arkasındakiler de, salon genelindekiler de zamanla daha iyi evrimleşip ; kendi sahasını galibiyet almanın zafer adlandırılacağı bir yere çevirecektir. Karanlık günlerden "Aydın"lık günlere, daha nice zaferlere..

Fenerbahçe Ülker Avrupa'da 4/4 Yaptı.(Sıradaki Gelsin) 81-68



Fenerbahçe Ülker, Avrupa’yı Titretiyor
10.11.2010
Avrupa’nın 1 numarası Barcelona’nın ardından, Montepaschi Siena’yı da 81-68’lik skorla bozguna uğratan Fenerbahçe Ülker, THY Euroleague’in ilk 4 haftası sonunda namağlup tek takım olarak, yoluna emin adımlarla devam ediyor.
Sinan Erdem Spor Salonu’nda müthiş bir atmosfer altında başlayan karşılaşmanın ilk sayılarını, Roko Ukic ile boyalı alandan, Fenerbahçe Ülker buldu. Sarı Lacivertliler, ilk dakikalarda oldukça başarılı bir savunma sergiledi ve Montepaschi Siena’yı top kaybı ve hücum faullere zorlayarak konuk ekibe, ilk 4 dakikada, yalnızca 3 sayı imkanı verdi. Bu bölümde temsilcimiz ise Lavrinovic, Ukic ve Vidmar üçlüsü ile içerden sayılar bulmaya devam ederek 8-3’lük skoru yakaladı. Bunun üzerine, maça girmekte zorluk çeken Montepaschi Siena, mola almak zorunda kaldı. Moladan sonraki 2 dakikada, Fenerbahçe Ülker, sayı kaydetmeyi başaramazken Stonerook’un basket faulden kaydettiği sayılar, periyotta son 4 dakikaya girilirken skoru 8-6’ya getirdi. Ardından, temsilcimizin Litvanyalı pivotu Darjus Lavrinovic’in ikiz kardeşi Ksistof’un serbest atışları ile skora eşitlik geldi. Takip eden bölümde, takımlar karşılıklı sayılar üretirken Fenerbahçe Ülker’in 2 sayılık isabetlerine karşılık, Ksistof Lavrinovic’in bulduğu üçlük, Siena’ya, son 2 dakika girilirken 12-13 ile 1 sayılık avantaj getirdi. Ancak temsilcimiz, Mirsad’ın üçlüğü ve Ukic’in turnikesi ile 5 sayılık seri yakaladı ve 17-13 ile üstünlüğü geri almasını bildi. Son saniyelerde Kaukenas ve Ukic isabet sağladıkları karşılıklı serbest atışlar sonucu da ilk periyot, 19-15 Fenerbahçe Ülker üstünlüğü ile sona erdi.

Temsilcimiz, ikinci periyota tam saha baskıyla başlasa da Kaukenas’ın sayılarına engel olamadı. Ancak hücumda, Oğuz Savaş’ın üst üste iki basketi, skoru 23-17’ye taşıdı. 2. dakika dolarken Bo McCalebb’in kaydettiği üçlük ise 23-20 ile farkı 3’e indirdi. Takip eden bölümde, topu ısrarla Oğuz’a indiren Sarı Lacivertliler, bunun ödülünü de almayı bildi. Oğuz’u durdumak için yapılan fauller sonucu, periyotun daha ilk 4 dakikasında rakibinin faul hakkının dolmasını sağlayan Fenerbahçe Ülker, skordaki üstünlüğü de 26-23 ile sürdürdü. Sonraki dakikada, Siena adına Aradori’nin üçlüğü gelse de temsilcimiz de Mirsad ile bir üçlük buldu ve sonrasında Oğuz’un pota altından basketi, periyotta son 5 dakikaya girilirken 31-26 ile farkı 5’e yükseltti. Takip eden bölümde, hücum ribauntları sayesinde üst üste hücumlar kullanan Siena, bu şansını iyi değerlendiremedi ve temsilcimizin üstünlüğü, 34-29 ile devam etti. Periyotun son 2 dakikasına girildiğinde ise Marko Tomas ile önce üçlük sonra da serbest atıştan 1 sayı kaydeden Fenerbahçe Ülker, 38-29 ile farkı 9 sayıya kadar yükseltti. Kalan sürede de Fenerbahçe Ülker, McCalebb’in sayılarına Marko Tomas ile yanıt verse de konuk ekipten Carraretto’nun üçlüğü, devrenin skorunu belirledi. Temsilcimiz, soyunma odasına, 40-34’lük skorla 6 sayılık avantajın sahibi olarak gitti.

Karşılaşmanın 3. periyotu, Lavrinovic kardeşlerin karşılıklı sayılarıyla başlarken McCalebb ve Ömer Onan da karşılıklı birer üçlük bulunca, ilk 3 dakikada, 45-39 ile aradaki fark korundu. Savunmaların oldukça sertleştiği bölümde, takımlar sayı üretmekte zorlanırken Ömer Onan, bir de basket faul yaptırınca, 5. dakika içinde, 48-39 ile fark tekrar 9’a çıktı. Ardından, Stonerook’un üçlüğüne de Lavrinovic ve Vidmar’la yanıt veren Sarı Lacivertliler, 53-42 ile farkı ilk kez çift hanelere taşıdı. Bunun üzerine Siena mola alsa da molanın ardından, Vidmar’ın iki serbest atışı, farkı 13 sayıya yükseltti. Bu anlarda, seyircinin de oyuna katılımı üst düzeye çıktı ve Sinan Erdem Spor Salonu’nda coşku maksimum seviyeye ulaştı. Buna rağmen İtalya temsilcisi, oyundan kopmamayı başardı ve periyotun son 2 dakikası içinde, farkı tekrar tek hanelere indirdi. Ne var ki, bu kırılma anında Ömer Onan tekrar sahne aldı ve uzak mesafeli isabetiyle skoru 58-48’e, farkı da yeniden çift hanelere getirdi. Böylece temsilcimiz, final periyotuna 10 sayılık avantajla girdi.

Fenerbahçe Ülker, son 10 dakikaya da fırtına gibi başladı ve Kinsey ile Greer’ın sayıları sonucu, skor 62-48’e geldi. Zisis ve Greer’in karşılıklı sayılarının ardından, Marko Tomas’ın bulduğu üçlük ise 3. dakika içinde, farkı tam 17 sayıya çıkardı. Ardından McCalebb ve Rakovic ile etkili olmaya çalışan Siena’ya karşı, Greer ve Kinsey ile sayılar bulan temsilcimiz, Mirsad’ın süre dolarken kaydettiği üçlük sonucu, 74-57’lik skorla farkı korudu. Son 3 dakikaya da 76-57’lik üstünlükle giren temsilcimiz, galibiyetin kapılarını ardına kadar açmış oldu. Farkın getirdiği rehavetten faydalanan Siena, Lavrinovic ve Zisis ile farkı 13 sayıya indirmeyi başardı, ancak Fenerbahçe Ülker’in baş antrenörü Neven Spahija, mola alarak bu duruma anında müdahale etti. Moladan sonra, Roko Ukic’in üçlüğü ve Mirsad’ın serbest atışları ile temsilcimiz, farkı 18 sayıya yükseltti. Son dakika içinde gelen McCalebb ve Kaukenas’ın sayıları ise skoru 81-68’e getirdi ve maç da bu skorla sona erdi.

Böylece, THY Euroleague’de oynadığı 4. maçından da galibiyetle ayrılan Fenerbahçe Ülker, ligdeki tek namağlup takım olma unvanını eline geçirdi.



SALON: Sinan Erdem

HAKEMLER: Jose Martin (İspanya) - Milivoje Jovcic (Sırbistan) - Robert Lottermoser (Almanya)

FENERBAHÇE ÜLKER (81): Roko Ukic 11 (3 ribaunt), Mirsad Türkcan 13 (10 ribaunt - 1 asist), Ömer Onan 9 (1 ribaunt - 2 asist), Lynn Greer 9 (5 ribaunt - 2 asist), Darjus Lavrinovic 7 (3 ribaunt - 2 asist), Gasper Vidmar 8 (6 ribaunt), Kaya Peker (1 asist), Oğuz Savaş 9 (6 ribaunt), Tarence Kinsey 3 (3 ribaunt - 2 asist), Marko Tomas 11 (6 ribaunt - 1 asist), Emir Preldzic 1 (2 asist)

MONTEPASCHI SIENA (68): Bo McCalebb 18 (3 ribaunt - 2 asist), Nikos Zisis 7 (2 ribaunt - 4 asist), Marco Carraretto 3 (1 ribaunt), Milovan Rakovic 6 (1 ribaunt), Ksistof Lavrinovic 12 (2 ribaunt), Rimantas Kaukenas 9 (1 ribaunt - 1 asist), Tomas Ress 3, Andrea Michelori, Shaun Stonerook 6 (7 ribaunt - 1 asist), Pietro Aradori 4, David Moss (2 ribaunt - 4 asist)

1. PERİYOT: 19-15
2. PERİYOT: 21-19
3. PERİYOT: 18-14
4. PERİYOT: 23-20



Fenerbahçe Ülker’in baş antrenörü Neven Spahija, Sarı Lacivertliler’in Montepaschi Siena’yı 81-68’lik skorla devirdiği maç sonrası düzenlediği basın toplantısında, galibiyetten dolayı oyuncularını tebrik ederek, ''Son iki haftada Barcelona ve Siena'yı yendik. Bunu kimse tahmin etmiyordu. Ancak bu maçları başarıyla geçtik. İyi iş yaptık. Bu zaferden dolayı oyuncularımı tebrik ediyorum. Genel olarak başarılı oyun çıkardık'' dedi.

Grubun çok güçlü olduğunu ve bu düşüncesinin değişmediğini kaydeden Spahija, ''Güçlü bir gruptayız. Barcelona ve Siena'yı yendik ama güçlü bir gruptayız'' diye konuştu.

Montepaschi Siena Antrenörü Simoni Pianigiani ise kendileri için en zor maçın bugünkü olduğunu ifade ederek, ''Oyuncuların bir çoğu ilk defa Avrupa Ligi tecrübesi yaşadı. Özellikle ilk yarı iyi oynadık. Ancak ikinci yarıda ritmi kaybettik. Hatalı hızlı atışlar oldu. Yine de maçı bırakmadık. Ancak Fenerbahçe çok iyi oynadı. Müthiş atmosfer ve taraftar desteğiyle kazandılar'' dedi.




**********************************************************
MİRSAD'DAN SEVGİLERLE !!!
* Tebrikler takım,teknik heyet ve taraftar.
* Barca zaferinin tesadüf  olmadığını ve gerçekten klasman atladığımızı göstermek için gerçek bir test maçıydı.Helal Olsun Cengaverlere ki kaldığımızdan yerden devam ettik ve rüştümüzü ispat ettik.
* Maça iyi başladık.Siena'nın sürekli değişken savunmalarına rağmen 5.45 kala 8-3 ile mola almak zorunda bıraktık Siena'yı.Moladan  dönüşte savunmada daha da sertleştiler,bizimde  basit top kayıplarımızla 3 dk.kala 8-8 beraberlik geldi.Maçın başında attıkları üçlük ile ilk kez öne geçmişlerdi.(3-2) maç boyunca ikinci kez öne geçtiler 2.üçlükle 13-10.
Mirsad'ın alan savunmasının kilidini açması ile 7-0'lık bir seri ile 17-13,çeyreği de 19-15 önde kapattık.Ukiç 8 sayı ile çok iyi oynuyordu.Ribauntlarda 12-6 öndeydik.
* 2.çeyrekte Greer Oğuz'u iyi kullanmaya başladı.Kaya savunmaya sertlik getirdi.Mirsad ve Tomas'ın üçlükleri ile gene bir 7-0'lık seri yaptık 3.48 kala 33-26 öndeydik.Devreyi 40-34 önde kapattık.
Ribauntlarda 25-16 ,hücum ribauntlarında 6-1 öndeyiz.17/10 ikilik isabetimiz.Onları ise 18/5.%27'de tuttuk.17 faul attık.Oğuz 9 sayı ile hücumda yıldızlaşırken savunmada eşleşme sorunu yüzünden aksadı.12/5 üçlük attı Siena.
* 3.çeyrekte aynı düzenimizi devam ettiriyorduk ancak basit top kayıpları yüzünden farkı açıp maçı koparamadık.Neyseki savunmada çok iyiyiz de farkı kapattırmadık.Bu çeyrekte Ömer Onan'da hücumda sahneye çıktı 6 sayı ile.4.23 kala Vidmar ile 53-42 ile farkı 11'e çıkardık.Koçları mola aldı ve dönüşte Mc Calebb ile Zizis'i birlikte oynatmaya başladı.55-42 ve Ribauntlarda 33-19 öndeydik.Siena sadece kariyerinin en iyi maçını oynayan Mc Calebb ile direnmeye çalışıyordu.
58-48 3.çeyrek sonucu.Ömer Onan bu çeyreğin yıldızıydı.
* 4.çeyreğe Greer-Ömer Onan-Kinsey-Mirsad-Oğuz 5'i ile başladık.

 Oğuz Barca maçında eleştirdiğim gereksiz zorlama yapmadan o durumlarda dışarı çıkardı topları.
62-48 ile 14 sayı fark oldu ve maç kopuyor derken gene basit top kayıpları yaptık.Hele 3 kez kaptığımız topu verdik çok yazık oldu.Greer üçlük 70-55 5.07 var,Mirsad üçlükkkk 74-57 3.30 var.
 Mirsad çoşmuştu bir kere.11s.9r.Greer ise kenara geldiğinde 9s.4r.2a.2tç ile oynamıştı.
3 dk.kala 76-57 ile 19 sayıya çıkmıştı fark.Ve son saniyelerde NTV kamerasının bile dayanamayıp kenardan bloğa girmesine rağmen 81-68 ile maçı kazandık.
Ribauntlarda 45-24.15'i hücum.Üstündük.17 top kaybımız sadece sıkıntı yaratmıştı.
 Maçın seyri bu şekilde geçti.
 * İşin sırrı şurada : En başta inanç.İstekli,arzulu,yardımlaşmalı canlı savunmamız - topun çok iyi paylaşıldığı,topun değerinin çok iyi bilindiği dengeli hücumumuz ve oyunu keyif alarak oynamak.
* Yeni organizasyon mükemmel bir hava getirmiş takıma.En tepedeki Aydın Örs'in parmak izlerine koç Spahija ve ekibinin rakibi iyi analiz ederek çok iyi bir oyun düzeni - disiplini yerleştirmesi son 2 dakikada kaybettiğimiz - maç boyu üstün ve önde oynadığımız maç - CB Doping Pilsen maçından beri 10 resmi maçta yenilmeyen , basketbolun doğrularını yapan ve yüreğini koyan bir takım çıkardı ortaya.TK maçlarında yazmıştım bu takım bu sezon çok keyif veren renkli bir takım olacak diye.
* Teker teker hesap kapatıyoruz.Tanjeviç'in 40 Tonluk kamyonlara benzettiği ve maça çıkmadan teslim bayrağını çektiğimiz üst level takımlarla hesapları bir bir kapatıyoruz.34 sayı fark yediğimiz Barca'yı deplasmanda 8 sayı ile ,43 sayı fark yediğimiz Siena'yı son saniyede kameranın engellemesi ile 13 sayı - belkide 18 olacaktı - yendik.
 Takımın nereden nereye geldiği açık değil mi ? En önemlisi oyuncular ve taraftar basketboldan bu oyundan artık zevk alır hale geldi.İçimizdeki basketbol sevgisi körelmişti be.
Anlayış ve zihniyet farkı bu olsa gerek.Kupalara rağmen 3 yıl heba oldu bence.
* Takım oyunu oynadığımızın göstergesi Barca maçından sonra bir kez daha ortaya çıktı.
Benchten 35 sayı katkısı geldi.Kenardan şöyle katkı yapan takım var mı ?
Mirsad Türkcan 13 (10 ribaunt - 1 asist), Lynn Greer 9 (5 ribaunt - 2 asist),Oğuz Savaş 9 (6 ribaunt)
 8 oyuncumuz 7+ sayı bulmuş.Mükemmel.
* Bireysel olarak tabii ki Mirsad maça damgasını vuran isimdi.Yıllanmış Şarap gibiydi ''Deli Çocuk''.Üçlüklerini öpücüklerle Başkan'a hediye etti.Başkan da bayan maçında olduğu gibi bu maçta da çok keyifliydi.
* Diğer oyuncularımızı tek tek belirtmeye gerek yok.Ukiç,Tomas,Greer,Ömer Onan,Vidmar, Oğuz,Lavrinoviç kısa süre alan Kaya ,Emir hepsi çok iyiydi.
* Kaya'nın Barca maçında yer alması gerektiğini yazmıştım savunma sertliği açısından,bu maçta gördük düşüncemizin haklılığını.
* Olumsuz diyebileceğimiz göstergeler ; 17 top kaybımız,5 kez basket faul yaptırmamız,3 kez kaptığımız topları  hızlı hücuma çıkacakken  kaptırmamız,8 serbest atış kaçırmamız (28/20.%71.4)
* Barca ve Siena gibi Avrupa'nın en hücumcu takımlarını 70 sayının altında tuttuk.
Siena her ne kadar geçen yıla göre kadro olarak zayıflamış,ilk 3 maçında nispeten zayıf rakiplere karşı 59 sayı ortalaması yemiş olsa da 81 atmak çok önemli iş.Kaukenas - Zisis,Mc Calebb gibi çok iyi dış atıcılarına 13/3 attırdık.
* Bo Mc Calebb kariyerinin en iyi maçını oynadı.Şimdiye kadar 25 maçta % 23 üçlük ile oynamış.3 maçta 3/0 atmıştı dün 4/3 ile oynadı.18 sayı.Bu oyuncu geçen sezon bize gelmek üzereydi olmadı.
* Koç Spahija hala savunmadan memnun değil :))
* 14785 kişi. Resmi seyirci rakamı bu.Süper.Dileyelim devamı gelsin ve efektif olsunlar.
* NTV ve Murat Kosova'yı kutlarken son saniyedeki kameramın o vahim hatası umarım başımıza iş
açmaz sayı averajı yönünden diyelim.Mirsad'ın üçlüğü giriyordu ve fark 18 olacaktı,13 ile bitti.
* Cholet maçı çok daha önemli hale geldi.Denizi geçip,derede boğulmayalım.Spahija maçları tek tek düşünüyor,değerlendiriyor.Bu iyi ama dikkat etmek lazım.