31 Aralık 2010 Cuma

Sarunas Jasicevicius Fenerbahçe Ülker'de !!!

http://assets.espn.go.com/photo/2007/0924/nba_g_jasikevicious_275.jpg

Fenerbahçe Ülker Erkek Basketbol Takımımıza Litvanyalı basketbolcu Šarūnas Jasikevičius’un transfer edilmesi için prensip anlaşmasına varılmıştır. 1976 doğumlu Litvanyalı point guard, son olarak Lietuvos Rytas formasını giyiyordu.

Fenerbahçe Spor Kulübü

Sarunas Jasikevicius‚ en son Rytas´da forma giydiği 6 maçta‚ 19.2 dakika ortalama oynama süresine 7.3 sayı‚ 4.3 asist‚ 1.3 ribaund‚ 0.2 top çalma ve 3.3 top kaybı ortalamalarını sığdırdı.

4 EUROLEAGUE ŞAMPİYONLUĞU YAŞADI

Tecrübeli oyun kurucu daha önceki kariyerinde Lietuvos Rytas (199899)‚ Olimpija Ljubljana (199900)‚ Barcelona (200003)‚ Maccabi Tel Aviv (200305)‚ Indiana Pacers (20052007/ NBA)‚ Golden State Warriors (2007 / NBA)‚ Panathinaikos takımlarında oynamıştı. Bu takımlarda şu başarıları elde etti:

1 Slovenya Kupası: (2000)
2 İspanya Kral Kupası: (2001‚ 2003)
2 İspanya Ligi (ACB) Şampiyonluğu: (2001‚ 2003)
4 Euroleague Şampiyonluğu: (2003‚ 2004‚ 2005‚ 2009)
4 Üç Şampiyonluk: (2003‚ 2004‚ 2005‚ 2009)
İspanya Ligi Final MVP´si: (2003)
Avrupa´da Yılın Erkek Basketbolcusu (2003)
2 İsrail Kupası: (2004‚ 2005)
2 Israil Ligi Şampiyonluğu (2004‚ 2005)
Euroleague Final Four MVP´si: (2005)
Euroleague´de 35 En İyi Oyuncu: (2007)
2 Yunanistan Kupası: (2008‚ 2009)
3 Yunanistan Ligi Şampiyonluğu: (2008‚ 2009‚ 2010)

 ********************
 Harika bir yeni yıl hediyesi.
Bomba bu ya.
Helal Olsun ilgililere valla.
Yemek yiyordum,NTV SPOR açık.Alt yazı geçiyor sürekli akıllı ekrandan her zaman olduğu gibi.Sonunu okudum ''prensip anlaşmasına varmıştır'' yazıyor.Dikkatli baktım ''Son durum'' yazıyor.Herhalde futbolda bir son dakika transfer haberi dedim.
Fenerbahçe Ülker geçmeye başladı ,heyecanla devamını okudum Lietuvas Rytas'tan Sarunas Jasicevicius yazınca ''Hadi canm'' dedim.Hemen FB TV'yi açtım ama hiç bir yazı yok.
 Hemen nete girdim ve resmi sitede gördüm.
  Nasıl moralim yerine geldi valla.
Rytas Top 16 yaptı ,nasıl verdiler daha yeni almışlardı diye düşündüm.
Sanırım ekonomi epey öne çıktı.
  Hiç beklemiyordum transfer Aydın Örs'ün açıklamalarından sonra.

Müthiş oldu ya müthiş.Hayırlı Olsun şimdiden.
Kariyerini anlatmaya gerek yok.
En beğendiğim ,özel hayranı olduğum bir oyuncudur Saras.
Şükürler olsun ki bizde oynayacak.
Ukiç ile ikisi üfff üffff nasıl beslerler bilemiyorum artık.
Cemal Nalga gibi kazmayı bile asist manyağı yapmış adam Saras. 
Lavrinoviç'i ihya eder artık.Lavri de kendine gelmiş olur. 
Barcayı  22 dakikada 11 sayı,10 asist yaparak tek başına göçertmiş.

Galatasaray Cafe Crown - Fenerbahçe Ülker 67-56 (Salondan İzlenimler)












Yıllar yıllar sonra ilk defa erkekler basketbol liginde liderlik görecek olmanın gazıyla Abdi İpekçi Spor Salonunu dolduran taraftarlarının desteğini alan ezeli rakibimize karşı, hakemlerinde kırılma anlarında önemli role sahip olduğu bu sert ortamdan, oyuncularımız mağlup ayrılan taraf oldu.

Daha önceki senelerde de, rakip taraftar yasağı uygulandığı dönem öncesinde de, bu yasakların başlangıcından itibaren de Ahmet Cömet,Ayhan Şahenk,Akatlar,Abdi İpekçi salonlarındaki bu tip ortamlarda maçlara gitmiştim. Derbilerde hem biz evsahibiyken hem de onların sahasındayken nasıl bir tek taraflı nefret ortamı yaratıldığını bildiğimden, karakter olarakta bu ortamı kaldırabilecek bir yapıda olduğumdan bu sefer de gitmekte sakınca görmedim.

Daha önceki senelerde maça beraber gittiğim galatasaraylı arkadaşım gelemediğinden, bu sefer salonlardan tanıdığım Fenerli bir arkadaşın biletleri almasıyla yola düşüverdik. Biz bilet ile ilgili konuşurken, bazı arkadaşlar ise o ortamda rahat olamayacaklarını,öyle hiçbir tepki vermeden maç izlemenin kendileri için zor olduğunu düşünerek gelmek istemediler.

Biletleri alan arkadaşın bir arkadaşı daha olmak üzere üç kişi, tramvay ardından Topkapı'da inerek surlar arasından yürüyerek, eski maç anılarından konuşa konuşa saat yediye doğru salona vardık. Yol boyunca bizim gibi yürüyerek gelen taraftarlar olduğu gibi,taraftar gruplarını taşıyan farklı farklı otobüs ve midibüslerde görmüştük, elbette kaçınılmaz olarak karaborsacılarda onlarla pazarlık edenlerde yok değildi.

Salon etrafında da kalabalık bir ortam vardı, giriş kapılarının uzağında bariyerler kurulup,biletini gösterenleri giriş kapılarına yönlendiriyorlardı. Ama nedense herkes en sol taraftaki kapı önünde kuyruk olmuştu, diğer taraflardaki kapılar bomboştu, biletix gişelerinin camlarına biletler tükenmiştir yazıları yapıştırılmıştı. Otopark tarafına bakınca ise çok kalabalık bir kitlenin orada toplu halde durduğunu gördüm, herhalde bunlar otobüslerle taşınan, biletleri dağıtılacak olan taraftarlardı, otobüsler vardıkça inenlerle beraber oradaki kalabalık iyice genişlemişti.

Bunlar kuyruklara girmeden ortalık iyice kalabalıklaşmadan en iyisi biz girelim dedik, yolda arkadaşı arayan Fenerbahçe tribüncülerinden Şadan ağabeyde geleceğini söyleyince arkadaş dışarda onu beklemek için kaldı. Biz diğer arkadaşla beraber, bilette yazan kapı numarası farklı olduğu halde şansımızı en sağdaki boş taraflarda deneyelim diyerek oraya yöneldik. Görevliler hiçbirşey demeyince, rahat rahat giriş yaptık, kapıdaki görevli bileti yırttıktan sonra, arama yapan poliste çok üstünkörü bir aramayla cebimdeki anahtarlığı bile yoklayıp sormadan geçişime izin verdi, ellerimizdeki bozuk paralarla böyle rahat giriş yapınca yahu iki ay önce burada ayakkabı bile çıkarttırıyorlardı diye düşündüm.

Salon içinde bize en uygun olabilecek yer protokolün sol veya sağ üst kısımları olabilir düşüncesiyle bakıp, bizim takım bench karşısında olan üstlerde bir yere oturuverdik. Nasılsa galatasaray taraftarı henüz bizim taraftarlar kadar bilet elinde koltuk numarasına göre yer bakma aşamalarına gelmiş değildi. Salona girdiğimizde maça bir saat kadar vardı, karşımızdaki maraton tribün dolu sayılırdı, ilerleyen zamanda oraya sıkışanlarla iyice sıkı sıkı merdivenlerde gözükmeyecek şekilde doluverdi. Pota arkaları ise yavaş yavaş dolmaktaydı, pankartlar asıyorlardı, biz girdiğimizde protokol tribünü alt kısımları doluyordu ama üst kısımlar boş sayılırdı, yarım saat sonra oralarda da yer kalmamıştı, saha içi loca koltukları ise bomboştu ama maç vaktine doğru maç boyu en etkili olan bu koltuklarda doluverdi.

İçeri girdiğimizde bizim takımdan altı oyuncu ısınmaktaydı, şut atanlarda vardı, karşı tarafta da aynı şekilde bir kısım oyuncu sahadaydı, zamanla içerden çıkan birkaç kişi daha katılıverdi. Sürekli müzik ve marşlar çalındığından genel olarak herkes sakin bekliyor gözüküyordu. Biz girmeden önce belki bizim oyuncular dağınık halde çıkarken onlara yuhalamalar falan olmuş olabilir, mesela boksör Kinsey sahadaydı, onun sahaya çıkış anını kaçırdım.

Bir yandan müziklerdeki melodilerin nedense her tribünün kullandığı şeyler olduğunu konuşuyorken, zaman ilerliyordu, etrafımızda da rakip taraftarlar yerleşmeye başlamışlardı, biraz daha temkinli laf etmek gerekiyordu. Serbest atış denemeleri yapan Kaya'ya tribünden laf atıyorlardı, en çok sevdikleri isimlerden Mirsad ortada görünmüyordu, tüm takımın ısınmaya çıktığı resmi ısınma periyoduna kadarda gözükmedi. Ukiç değişiklik sırasının üstüne oturup bacaklarını da uzatarak bileklerine masaj tedavi yaptırıyordu. Aydın Örs bir ara çıkış körüğünün orada gözüktü,sahaya baktıktan sonra tekrar içeri gitti.

Ortam böyle hafif geçip gidiyorken, Oğuz sahaya geldiğinde bir uğultu ile ıslıklar yükseliverdi, Oğuz ise yanından geçerken gördüğü evren büker ile gülerek kısa bir sohbet yapıverdi. Tribünün tepkisi farklı olsa da, oyuncular arasındaki ortam böyleydi, sahaya çıkan biri rakip takımdaki arkadaşlarıyla sohbet ederek ısınmaya yöneliyordu. Bu dakikada müziğin kesildiği ilk fırsatta tribünden ilk toplu küfürlü tezahüratı duyuverdim, ananın ..... koyayım Fenerbahçee diyerekten bağırıyorlarken, sonra ilgileri kendi oyuncularına yöneldi, bizim takım elele hepberaber tribüne diyerek orada olan yedi sekiz kişiyi çağırdılar, oyuncular taraftara alkış tutarken vur kır parçala bu maçı kazan sesleri fonda eşlik ediyordu. Aynı şekilde uzak pota arkasındaki az sayıdaki taraftarda takımı çağırınca, önce bir tereddüt eden oyuncular sonra orta sahaya yaklaşıp o tarafa da alkış tuttularç Biraz sonra dj gene cd'yi takarak mohikan marşını çalıverdi, bütün atkıları açarak görsel şov yapmaya koyuldular.

Açıkçası bu salonda yıllarca bir pota arkasına doluşan bizim tribün gruplarına ve yönetim anlayışına kıyasla, Abdi İpekçi'de koca bir maraton tribününde yerleşilerek yapılan her türlü şov ve destek daha bir görsel hitabet yaratıyor diye düşündüm. Neredeyse maçtan bir saat öncesinde salonun o kısmının aktif tribün olacağını bilerek oraya erkenden yerleşilip bütünüyle yer tutulması önemli bir etkendir.

Mohikan şovuyla salondaki ortam bir nebze ısınmıştı, tribün içinde dolaşıp kağıt dağıtan birileri önümüzdekilere de vermişti, onlar okuduktan sonra bize ilettiler. Son oynanan u-17 maçında yaşanan üzücü olaylardan sonra bütün medyanın gözünün bu maçta olduğunu, Fenerli medyanın kirli oyunlarına alet olmamak için herkesin daha dikkatli olması gerektiği, provokasyonlara kapılmadan sadece takımı destekleyelim vs.vs. yazan ultraslan imzalı bir açıklamaydı, bunu salondaki herkese okutmaya uğraşıyorlardı. Daha sonra bu kağıtlar sahaya uçak yapılarak atılmaya başlandı, gerçi bizim stadlarda salonlarda da yapıldığından sadece onları eleştirmek için yazmış olmayayım, nasılsa aynı ülkede aynı sistemde yetişmiş kafaların o yukarıdan salladıkları uçaklar aşağılarda birinin gözüne gelirmi sakatlar mı umrunda olmadığı belli.

U-17 maçındaki saldırı olaylarıyla ilgili daha provoke edici yada özür dileyici herhangi bir pankartın salonda açıldığını ben görmedim, gençlerin maçında yaşanan olaylardan sonra alınan güvenlik önlemlerinde ise herhangi bir derbi ortamından farklı olağandışı birşeyde hissetmedim. Geçen seneki olaylı basket derbisinden farklı olarak bu defa saha içi koltuklardan bizim bench arkasında olanlar da kaldırılmıştı. Ne merdiven aralarında ne de tribünlerin en ön sıralarında özel güvenlikçiler yoktu. Bizim maçlarımızda kendi salonlarımızda yapılan uygulamalar, en ön bir sıranın boşaltılıp özel güvenlikçilerin oturtulması vs. yoktu. Özel güvenlikçilerin büyük çoğunluğu maç öncesi ısınmalardan itibaren bütün sahayı çevreleyecek şekilde ayakta duruyorlardı, bizim bench arkasında tribün ile arada kalan boş kısıma on-onbeş tane çevik kuvvet dizildi, bunların dışında özel güvenlikçilerde yerleştirildi, bunlar maç oynanırken yere çömelerek takip ediyorlardı.

Tribünler yavaş yavaş doluluk oranını bulurken evsahibi bench arkasında toplanan kitleden doping yapsana doping yapsana... tezahüratı duyuldu, kendi takımlarının geçen seneki skandalını unutan balık hafızalılar gündemden uzak kalmadılar. Sahada yarım takım halinde ısınan bizim oyuncular soyunma odasına giderken kalan birkaç gs oyuncusu bizim potaya doğru da yönelerek şut atmaya başladı. Bu arada rancik maraton tribün önünden geçerken oradakileri susturup üçlü çektirdi, bu eleman bu işlere iyi adapte olmuş, zaten geçen seneki maçta görmüştüm maç sonu keyifle her bir tribüne ayrı ayrı üçlü çektiriyordu. Üçlü laylayla..aall cimbombooom diye başlayıp ....koyayım Feeenerbahçee diye tamamlandı.

Kendileride bir sponsor destekli takım olarak dört-beş senedir söyledikleri halde anca bu sene icraat edeceklerinin gazına kapıldıkları besteyi tribünler arasında karşılıklı söylemeye başladılar. Baskette bu sene tarih yazalım, kupaları çirkeflere bırakmayalım, ne efes ne ülker ne de telekom, haydi bastır cimbombom sensin şampiyon... şeklinde maratondan idare ile karşılıklı yaptılar. Yaklaşık onbeş dakika sonra tekrar bunu yaptılar, maç içinde de fırsat bulunca söylediler. Bunun ardından girdikleri "hani o hastaneye taşındığınız günler..." bestesini de herhalde akıllarına başka birşey gelmeyince on dakika sonra tekrar giriverdiler, biraz beste kıtlıkları var sanırım, ama en azından yıllardır aynı şeyleri söyleye söyleye herkeste ezberlemiş, adam üç sene maça gitmese bile salona geldiğinde aynı şeyleri söyleyebiliyor, bizim tribünde ise her maç yeni birsürü şey söylenince, seyirci kısmının bunları öğrenip katılım göstermesi çok zor oluyor.

İlgi çekici tek beste Grup Yorumun Haklıyız Kazanacağız şarkısına yaptıkları beste olsada ilk giriş kısmı zaten bilinen cimbombomum sen çok yaşa... diye giden sözler olunca çok yavan geldi, sonlarına doğru da küfürler içeriyordu. Bunların yaptığına kıyasla yıllar öncesinden Vamos Bien'lilerin yaptığı düzenlemenin çok daha etkileyici olduğunu kendi aramızda konuşuyorduk. Bir ara aşağılarda birine fotomuhabirlerinin ilgisi yönelmişti, resimlerini çekiyorlardı, birazdan bütün salon ayaklanıp oraya doğru arda arda turan,büyük büyük kaptan diye tezahüratlar etmeye başlayınca kim olduğunu anladık, bir gün kendisine küfür eden bir gün yalayan taraftarlarına el sallayarak selamladı. Bugün salonda lan arda sen de mi buradasın diyecek biri yoktu. Meğersem Fenerbahçeli yöneticilerden sadece birkaç tanesi gelmiş.

Bir yandan çalınan marşlar, söylenen şarkılar derken, sürekli salon genel görünümünün yansıtıldığı skorborddaki ekrana bizim takımın soyunma odası koridorlarında toplandığı anı verdiler. Oyuncular toplu halde omuz omuza gelip kaptan Ömer'in çevresinde motivasyon konuşmasını yapıyorlardı. Ekrandan bunu gören gs taraftarından ıslıklar yükselip, Fener pabucu yarım çık dışarıya oynayalım sesleri yükselmeye başladı. Skorbord ekranındaki görüntü tekrar salon genel görüntüsüne çevirildi. Oyuncular son ısınma periyodu için tam takım halinde sahaya çıkarken, körük çevresindekilerden biraz hareketlilik olunca güvenlik görevlileride kalkanlarını siper ettiler.

Bizim bench tarafındaki yarı sahanın ortasına toplanan oyuncular eller ortada Fener çekip dağılırken, bütün salondan toplu halde hepiniz o..... çocuğusunuz sesleri yükseliyordu. Sonrasında tribünlerden içim rahat etmiyor Fenere koy mayınca.. diye tempo tutmaya başladılar. Fenerbahçe çocukları,Fenerbahçe çocukları o..... çocukları... diye devam ederlerken belini kıvırtarak ayakta ısınma hareketleri yapan Mirsad'a ilgi yönelttiler. Kollar havada yuvarlak şeklinde oğlan oğlan Mirsad.. diye tempo tutuyorlardı, Mirsad bunların karşısında istifini bozmadan aynı hareketlere devam etti, üstündeki eşofmanı çıkartınca karşı tribün oooley diye tempo tuttu.

Oralardan bazı oyunculara laf sataşmalar falan devam ederken kendi takımları anons edilince, alkışlar sonrası re re ra ra ra.. tezahüratları yankılanmaya başladı. Tribünün evsahibi bench arkasındaki kısımından oyuncular çağırılmaya başlanınca, maraton tribünü diğer kısımları da bunlara uydu. İçlerinden önce ermal tribüne çağırıldı, sonra evren çağırıldı, rancik çağırılınca birkez daha üçlü çektirdi.. Bu arada Ömer Onan maçın hakemleriyle selamlaşıp ayaküstü konuşuyordu.

Üstün müzik kapasitelerini sergileyerek bütün salon coşkuyla opera yaptılar, yar...... ye Fener haykırışları sonlanınca bütün salon ayağa sesleri geldi.
Daha öncede bir tezahürat için salonu ayaklandırmak istemişlerdi, ayağa kalkmayan Fenerli olsun seslerine biz gülümsedik, oturduğumuz protokol tribün sol kısmında, bunların önceki tezahüratında ayağa kalktıktan sonra ikinci üçüncü defa böyle ayağa kaldırma ısrarlarını kaale almayan galatasaraylılarda vardı. Karşı taraftan omuz omuza diyorlardı, sonra bir iki üç deyip kasap havasıyla zıplayacaklarken tribünün diğer yarısı bunu üçlü çekiyormuş gibi algılayınca, komik bir görüntü oldu, sesler birbirine karışmış halde zıplıyorlardı.

Bizim stadta ikibinlerin başında yaptığımız omuz omuzalarda da sarının yanına lacivert koyduk... sözlerini söyleyerek yapardık ama ilerleyen zamanda ne olduysa şimdi ki gibi kuru bir laylaya döndü, ama galatasaraylılar hala sözlerini söylerek yapıyorlar.

Maç vakti yaklaşıyordu ama bizim dışarda olan tanıdıklar hala girmemişti, biz yer tutuyorsakta etrafımızda en üstlere kadar her yer dolmuştu, sadece pota arkasının skorbord arkalarındaki en üstlerinde boşluklar kalmıştı. Anlaşılan bu oturduğumuz yer maçı izlemek açısından daha uygun olsa da, dört beş Fenerlinin bir arada durması için pek rahat bir yer olmayacaktı.

Takım kadroları anons edileceği vakit büyük bir gürültü ile bizim oyuncularımız ıslıklanmaya başlandı, sonrasında kendi oyuncuları alkış tempoları arasında isimleri okunarak sıralandı. Yalnız salondakiler herhalde bütün oyuncularını iyi tanımıyordu ki, bazı isimler sessiz geçilirken bazı bilindik isimlerde herkes adını haykırabiliyordu.

Bütün salon ayaklanıp hava atışı zamanı üçlü çekmek için bekliyordu, maç öncesi şikayet etmeye başlayarak baskıya aldıkları hakem engin kennerman maçı başlatıverdi. Ukiç'in gözyaşı damlası üstüne Ömer'in üçlüğü bizim önümüzden sokması ile 0-5 lik seri ile giriş yaptık. Top bize geçtiği gibi ıslıklamaya başlıyorlardı, top kendilerine geçince arman için oyna,forman için oyna... diye gevşek gevşek giderlerken blok yiyerekten iyice geriliverdiler, salondakileri sıkıntı basarken ilk sayıyı bir süre sonra bulma başarısı gösterdiler.

Bu arada diğer arkadaş Şadan ağabey ile beraber salona girince, bizim olduğumuz kısımda durmak yerine daha rahat olan pota arkasının en üstüne geçelim dedik. Şadan ağabey protokoldeki tanıdık idareciler vasıtasıyla içeri girmiş, bizim yöneticiler bile bu ortamda gerginlikten çekinip dışarıya kafalarını zor uzatıyorlarmış. Biz pota arkası üstünde daha kötü bir açıdan maçı izliyor olsakta, daha rahat bir şekilde konuşabiliyorduk, zaman zaman salondakiler hakeme kendi oyuncularına sallarken biz de katılıp deşarj oluyorduk.

Maçın ilk kısmında sayı bulmada daha becerikli olunca farkın açılmasıyla hemen mola almak zorunda kaldılar, tribünlerdekilerin gazı sönüyordu. Bunu hisseden oktay mahmudi ve oyuncuları ateşi sürekli körüklemek için herşeye abartılı itiraz ederek en azından bir baskı ortamı kurmaya oynuyorlardı. Fark ona çıkmışken biraz daha bu seviyeyi koruyup ortamı soğutabilsek herşey çok daha rahat olacaktı. Sayıları bulamadıkça anlık reaksiyonlarla kendi oyuncularına tepkiler vermeye başlıyorlardı, rakip taraftarı uyandırmadan işi götürmek bizim işimize gelecekti.

Ancak mola sonrasında sayı bulamayan rakibe yardımcı olarak hakemlerin faulleri devreye giriverdi, üstlerindeki tutukluğu aşıp, bizim de bir iki hücum üstüste hata yapmamızla buldukları hızlı hücumları sayı yapıp, henüz uyuyan taraftarıda oyuna kattılar. Fark hızla kapandı, bundan sonrası artık kendi kalite ve tecrübemizi ne kadar sahaya yansıtabileceğimize göre belli olacaktı. Bizim için Fenere de koy, cimbom koy... diye bütün herkes ayaklanmıştı.

Uzaktan salonun genel görünümüne bakınca, saha içi koltukların ne kadar stratejik önemde olduğunu daha iyi farkediverdik. Oradakiler ayaklanmış halde öne yığılıp, defans yapan oyuncularını sürekli el kol hareketleriyle haydi çal topu, bas adama gibi bağırışlarla teşvik ediyorlardı. En ufak bir hakem kararına abartılı tepkilerle ortamın gerilim dozajını artırıyorlardı, biraz basketboldan anlayan bilinçli bir fanatik kitleyi oraya konumlandırırsanız gerçekten işin önemli bir kısmını halletmiş oluyorsunuz. Her ne kadar tribünde tezahüratlar yukarıdan aşağıya yansıyorsa da, sahaya baskı işleri sahaya en yakın yerden aşağıdan başlayarak yukarıdakilere de yansımaktaydı. Protokol önündeki bu saha içi koltukların ortalarında bir yerde kendine has saç stilinden ışıl alben'in de formasıyla orada olduğunu gördüm. Aynı şekilde saha içi koltukları bench arkasında olan kısmı da molalarda gelen takıma moral motivasyon bakımından önemli bir noktaydı.

Buradaki saha içi koltuklardakilerin faydasını Şadan ağabeyde görmüştü, bizim yöneticilere sinirle söyleniyordu, bizimkiler en önemli yerleri pahalı kombine yapıp seyircilere versin, anca bunu beceriyorlar diyordu. Gerçi buradaki kitle de salondaki genel taraftar profiline benzemiyordu ama oldukça iyi baskı kuruyorlardı, en azından bizim salonlarda da sahaya yakın oturanların biraz daha aktif çaba içinde olması lazım diye konuştuk. Elbette bu işler biraz yönetim anlayışına göre şekilleniyordu, şimdi bunlar bu derbiye biletix hizmet bedelleri dahil olarak 7-12 liradan bilet satıyor, Sami Yen'in oradan taraftar gruplarına 5 liraya otobüs gidiş geliş+bilet organizasyonu yapıyorlarken ; bizim yönetim herhalde gelecek derbide taraftar kart öncelikli limitli bilet satışı ile 10-20-30 liralık bilet fiyatları belirler, bu şartlarda salona gelenlerin profili de farklılık gösterir. Yoksa bizde bu aynı salonda çok değil, üç dört sene önce nasıl agresif derbi atmosferleri yarattığımızı çok iyi hatırlıyorum.

Tam maça güzel girmişken, ortamın ateşlenmesine fırsat verecek hatalarla periyodu tamamlamak canımızı sıkmıştı, adamlar suskunlaşıyorken bütün salon işin içine katılmıştı. Maraton tribün zaten ayaktaydı, pota arkaları da keza öyle, ama protokolün sağ ve solundaki tribünler, aşağısı üstü herkes ayakta izliyordu. Geçen sene rahat rahat maç boyu oturarak izlediğim tarafa göz attım ki oradası da ayaktaydı, yani bugün içlerinde biraz daha heyecan vardı ki, bunu kontrol altında tutup sahaya yansıtmalarına fırsat vermemeliydik. Ne yazık ki 5-15 lik skordan sonrasında işler bizim istediğimiz gibi gitmedi.

Gerilen ortamda kendisine verilmeyen faullerin hıncıyla smacı basıp potada sallanan Oğuz'a tepkiler oldu, üstüne Mirsad faul atmaya gelince bizim aşağılarımızdan bir yerden sahaya ses bombası atılıverince, oyun kısa bir süreliğine durdu, anonslar yapılıyordu. Polis kameraları ve güvenlik sorumluları pota arkası tribüne yönelip nereden atıldığını tespit etmeye çalışıyorlardı, bu polisler şimdi yukarıda renksiz renksiz duran bizlere bulaşmasın diye düşündük. Orada beş kişilik bir deplasman tribünü kurmuştuk.

Sürekli oyuncu değişiklikleriyle hücumda yaşadığımız sıkıntıları aşmaya çalışıyorduk ama giren çıkan kimseden istikrarlı bir şekilde verim alacağımız bir el çıkmadı, çok zor sayılar bulmaya başladık, savunmaların sertliği ve hakemlerin buna vereceği düdüklere göre şekilleniyorduk. Taraftarlar tezahürat ediyorken eğer kendi oyuncuları faul kullanıyorsa, o taraftaki pota arkası el kol hareketlerini bırakıp duraklıyordu, zaman zamanda bütün salon geneline parmak işaretleri dudakta, şşşt şşt diyerek sessizlik yayılıyordu, tabii buna uymayıp tezahürata devam edenler vardı.

Biz topu pota altına Oğuz'a indirmeye çabalarken, rakipte ona top aldırmamak için itip kakıyordu, bu mücadeleler taraftarında büyük tepkilerine yol açıyordu, hakem ne zaman ağzını düdüğe götürse büyük tepki çekiyordu. Maç boyu defalarca hakem ne oluyor .ötün başın oynuyor diye bağırdılar, biz de hakemlerden memnun olmadığımız için bu tezahürata katılıyorduk. Basketbol ile voleybol arasındaki ince bir farkta burada yatıyor, bu tezahüratı voleybol salonunda yapsanız hakem ilk duyduğu anda anons yaptırırdı. Maç boyu toplu küfürlere falan hakem üçlüsü kulaklarını tıkayıp maçı bitirmek için uğraştılar,zaten maç sonunda da salondan kaçırırcasına uzaklaştırıldılar.

Devrenin sonunda bulduğumuz sayılarla önde tamamlayıvermemiz, galatasaray taraftarının hoşuna gitmemişti, soyunma odasına giden oyunculara bozuk paralar atılıyordu. Biz de devre arası değerlendirmede işlerin pek iyi gitmediğini konuşuyorduk, Ukiç'in çıktığı anlarda fark bir anda erimişti, diğer oyunculardan birileri devreye girse rahatlayacaktık. Salona yavaştan bir sis dumanı hakim olmaya başladı. Bu salonda yıllarca maç izlediysemde pota arkasının en üstünden hiç izlememiştim, salona geç girip yer bulamayan, baba-çocuk, kızlı erkekli gruplar gibi fazla fanatik olmayan bir kitle vardı yakınlarımızda. İlk başlarda değilse de herhalde maçın ikinci devresi somurtan surat ifadelerimizden ve aramızdaki konuşmalardan bizim Fenerli olduğumuzu iyice anlamışlardır.

Devre arasında hiçbir animasyon şov,dansçılar, ortada ödül vermek için gezinen cazgır bir anonscu,potaya basket atma yarışmaları vs. hiçbirşey olmadan çok yalın bir şekilde geçiverdi. Aramızdaki Fenerlilerden biri kamerasıyla salondan çekimler yapıyordu, Şadan ağabey ile röportaj gibi bir çekim yapıyordu, önde olmamızın verdiği keyifle biraz makara oldu. Maç boyu bayağı uzun çekimler yaptıysa da işin en ateşli kısmında Neven Spahija'nın teknik faul sürecinde, kamerayı elinden bıraktığından o anları kaçırdı.

Bizim oyuncular devre arası şut atmak için gelince gene tepkiler yükseldi. İkinci devre için takımlar sahaya yerleşti, bizim takım bize uzak olan potaya hücum edecekti. Üstüste kaçan faul atışları bizi kızdırdı, Şadan ağabey pota arkalarındakilerin yaş ortalamasına dikkat çekti, bak bizim maçlarda pota arkası önlerinde çoluk çocuk doluyor, bunlarda biraz daha yaşça büyükler gözüküyor diyordu. Anonscunun söylemesinden önce eller kollar havalanıyordu.

Karşılarında rakip taraftar da olmayınca sahaya daha fazla konsantre olan galatasaraylılar ikinci devre baskılarını iyice yoğunlaştırdılar. Karşılıklı sayılar geliyordu, saldııır saldır galatasarayım.. seslerini Kinsey'in bir smacı kesiverdi, bizde keyiflenmiş sanki ona kızıyormuş gibi nereye sokuyon sen öyle diye bağırıyorduk. Ama herhalde bu son keyiflendiğimiz andı, buradan sonrası işler terse sardı. Koçları orta sahanın oradaki basit bir faul için sportmenlik dışı diye yırtınıyordu, bunu gören taraftarlarda aynı tepkiyi yükseltiyordu. Adam uzun bir süre hakemlere işaret yapıp durdu, belinden sardı diye taklit edip, ayakta kendi vücudunu geriye yaslayıp zıplıyordu, zıplaya zıplaya çizgiyi bile geçti, hakemler ise gelip uyardı gittiler.

Savunmada onları sıkıştırıp zorlama atışa yöneltiyorduk, süreyi tüketiyorlardı, kaç defa iki üç saniye kala attıkları üçlüklerle oyuna tutunuverdiler, bir türlü kopamadık, hücumda felaket atışlar yapmaya başladık, üçüncü periyot sonuna doğru skorda üstünlük bizde olsa da, son saniyelerde buldukları bir üçlükle daha artık ivme onlara geçmişti. Biz de sinirlenmiştik, faul hakkımız varken neden böyle atış fırsatı sunuyorlar diye anlam veremiyorduk. Milyonlarca taraftarın yanyana... tezahüratını kendi tarzlarında söylüyorlardı.

Ortam bizim aleyhimize olduğundan hakemlerin şaşkaloz tavırlarıyla ne yapacakları belli olmazdı. Bir bakıyorsunuz topun kimden çıktığını süzemeyip arkadan ayaklanan taraftarların baskısını hissederek bizim oyuncuya sen temas ettin değil mi diye itiraf ettirmeye uğraşıyorlardı. Bir bakıyorsun yapılan faulün kime olduğunu iki hakem farklı işaret ediyordu, içeriye topla dalmaya kalksan dayak yiyerek duvara tosluyorduk, elleriyle yuvarlayarak topa topa işaretleriyle hemen uzaklaşıyorlardı, bizim yedek benchinde sinir katsayısı tavan yapmıştı. Elbette evsahibi takımda teknik ekibiyle oyuncusuyla taraftarını provoke ederek arkasına almak için avantajlarını kullanıyordu.
Son periyot bu sinir mücadelesinin kaybeden tarafı olduk.
Biz olduğumuz yerden maça bakınca o saha içindeki taraftarların bir düdükle oluşan tepkilerinin nasıl patladığını daha iyi görüyorduk. Sonra her kaybettiğimiz topla hakeme serzenişte bulunurken onların duraksamadan topu getirip potamıza bırakmaları, üstüne bütün salonda yaşanan sevinç, girilen tezahüratların artan coşkusu derken son periyot bu sinir mücadelesinin kaybeden tarafı olduk.

Bu maçın kırılma anı ise aldığımız teknik faul ile oldu. Rakip pota çok uzağımızda olduğundan ne olduğunu anlayamazken Ömer Onan hakemlere veryansın ediyordu, top bizim tarafa doğru hızlı hücumla taşınırken bir baktım takım elbiseli birisi potanın altına kadar gelmiş bağırıyor. İnanılmaz bir görüntüydü, bizim koç verilmeyen faul ile delirmiş bir şekilde oradaki hakeme itiraz ederek yerine dönüyordu. Böyle kritik bir anda teknik faul alacağı belliydi, zaten onu farkeden tribünlerinde yoğun tepkilerini çekerken, hakem teknik faul işaretini gösteriyordu. Gerginleşen ortam ile bizim bench arkasından su şişesi ve metal parçaların, bozuk paraların sahaya atıldığını gördüm. Uğultular iyice artmıştı, Spahija hem hakemlere isyan edip bağırıp çağırıyordu hem de masaya doğru yöneldi, onlardan mola istediğini hala mola vermediklerini sert bir şekilde gösteriyordu. Masadaki federasyon görevlisi emir turam'da sinirlenip ona doğru ayağa kalkıverdi.

Koç ve oyuncuların hakemlere bu haklı tepkileri uzadıkça salondaki tansiyon iyice yükselmişti, küfürler eşliğinde yabancı maddeler yağıyordu, bir büyük şişenin ıska geçtiğini gördüm. Bunca şey atıldıktan sonra oktay mahmudi ortaya fırlayıp taraftarları sakinleştirme rolüne büründü. S....miş Fenerbahçe, hepiniz o.çocuğusunuz sesleri üstüne haydi haydi allahaşkına Fenerbahçe .içleri dönsün şaşkına diye kudurmuş bir şekilde bağırmaya başladılar. Gerçi benzer bir koç tepkisini ve Ömer Onan'ın haklı olan ısrarcı itirazlarını bizim salonda da görsek herhalde sağlam bir tepki ile karşılanırdı, ama bunlar fırsattan istifade sahaya yabancı madde yağdırıp bütün kinlerini boşaltıvermeye koyuldular. Eyyamcı hakemler ise işi daha fazla kastırmamak için Ömer'e teknik faul vermeye cesaret edemediler.

Bu arada bizim olduğumuz yerin az aşağısında taraftarlar arasında bir kavga çıkıverdi, tahrik oldukları bahanesiyle sahaya yabancı madde sallayanların bazılarını ceza alınacak diye engellemeye çalışanlar ile bunlara ters karşılık verenler bir itiş kakış birbirlerine girdiler, bir süre sonra araya girenler orayı sakinleştirdi.

Böylesine tecrübeli bir koçun bu ortamda nasıl kontrolünü kaybettiğine şaşırmıştık, en kritik zamanda rakibe verilen bu fırsatla iyice geriye düşüp skorda kovalayan taraf olduk. Faul problemleri olduğundan topu içeri Oğuz'a indirip birşeyler yapmaya çalışıyorduk, Ukiç yorulmuş gibiydi eli belinde soluklanıyordu. Ömer skorda katkısına rağmen hakemlerin kararları sonrası yaptığı hırs terse tepti. Beş farklı öndeyken yaşanan bütün olumsuz gelişmelerle beş fark geriye düşmüştük. Diğer oyunculardan direnebilen birileri de çıkmayınca oyunun geri kalan kısmı onlar için çok daha keyifli geçti.

Mehter marşı ile Fenerbahçe köpeğine... diye bağıraraktan iyice coştular ki, böyle bir momentumda bütün salonun katılımı olağan birşey zaten. Bu coşkuyu arkasına alan oyunculardan özellikle tutku ağırlığını koyup yaptığı asistlerle bizim boşluklarımızı değerlendirerek skorda yakalama hamlesi yapmamıza fırsat bırakmadı. Maçın son anlarını izlemek biraz ızdırap vericiydi ama sabırla dayandık, üçlü çektiler, gene bu sene baskette tarih yazalım tezahüratını yaptılar, bütün salon koyduk mu melodisi yapmak üzereydi ama ilk başta farklı noktalarla senkronizasyon problemi oldu, değişik sesler birbirine karıştı. Biraz daha sonra ise maratondakilere uyarak maçın son dakikasında hızlı bir şekilde nevizade gecelerini söylemeye başladılar.

Bizim on sayıya çıkan fark ile maçın kırılmasına Emir'in üçlüğü ile son bir yapıştırma hamlemiz ardından sonraki hücum tekrar potadan falan sekip Emir'in elinden son anda giden şutun girmemesiyle noktayı koyduk. Montları giyip hadi çıkalım diyenlere durun bizim oyuncuların salondan çıkışını da izleyelim dedim. Onlar son hücumu da üçlükle değerlendirip pastanın kreması üzerine kirazı da koydular. Maç biterken gene koyduk mu melodisini yapıyorlardı, bu sefer maratona uyarak daha uyumlu yaptılar. Maçın bitimi ardından oyuncular birbirlerini tebrik ederken, maçın hakemlerini ne olduğunu anlamadan birileri arkalarından ittirerek salon dışına koşturmaya koyuldu, bizim oyuncuların onlara yanaşmasına fırsat vermediler. Zaten çıkışa doğru yönelen oyunculara yabancı madde yağmaya başlamıştı, havluları kafaya sarıp gidiyorlardı, atan attıktan sonra oktay mahmudi gene ortaya dikildi, maraton tribünündekilere doğru yapmayın diye işaretler yapıyordu. Çıkış körüğü açılarak oyuncular polis kalkanları arasında sahadan ayrıldı, geçen seneki kadar çöp kovası vb cisimler atılmadı, bozuk paralar ve birkaç şişe ardından biraz da oyuncu ve koçlarının sakinleştirmesiyle kendi eğlencelerine döndüler.

Biz daha herkes salondan ayrılmayıp kutlama yapıyorken, hızlı bir şekilde çıkalım diye hareketlendik, bunların oyuncuları saha ortasında kenetlenirken rancik maraton tribünü önüne parmağı dudağında gelip sessizlik ardından üçlü çektirirken biz de salon çıkışına yönelmiştik. Koridordan son bir bakış attığımda ermal herkesi bir araya çağırıp herhalde gene taraftarla birşey yapacaktı.

Arabasıyla gelen renktaşın, karşıya geçerken bizleri güzergah üzerinde bırakma teklifiyle, onun arabasıyla hızlı bir şekilde otoparktan çıkıverdik, içerideki kalabalık kitle hala kutlama yaptığından çıkış trafiğine takılmadık. Tabii arabaya bindikten sonra, mağlubiyet ardından maçla ve takımla ilgili eleştiriler yapa yapa gidiverdik. Bunun yanısıra bizim taraftar ve yönetim konusunda da dertlenmedik değil.

Salondaki atmosferde onların Fenerbahçe galibiyetlerine çok daha aç olması, yıllarca baskette zirveye uzak kalmaları, gelen seyirci profilinin çoğunluğunun ayakta maçı takip edecek kadar heyecan içinde olduklarını konuştuk. Bizim taraftarımız ise her branşta alınan galibiyetlerle daha doymuş hislerle salona gelirken, bir de yıllar içinde yerleşen alışkanlıklarla seyircilerin bilet numaralarına göre koltuk yeri tartışmaları, bir heyecanla ayaklananların da arkalardan çök çök diye seslerle şevklerinin kırılması bir derbi atmosferine gerçekten tezat oluşturuyor. Tabii işin bir de diğer tarafı var ki, evsahibi olduğumuz maçlarda biz genelde erkenden kurulan baskı ile farkı açıp daha bir rehavete kapılıyoruz, maçın seyri ile tribünü idare edenlerin tavırları da değişken olabiliyor. Bugün hakemler bizim skorda uzaklaşmamıza müsaade etmedikleri süreçte galatasaray taraftarını da maçtan kopartmamız mümkün olmadı, sürekli bir itiraz tahrik ortamı ile baskıya yöneltildiler ve etkili de oldular. Bizim kendi sahamızda iken güç farkını skora yansıtmamız sonrası bu kadar efor sarfetmemize gerek olmayabiliyor.

Neyse artık kısmetse bu maçın rövanşında salonda olup, kendi derbi atmosferimizle galibiyet keyfini çıkarmayı bekleyeceğiz.

30 Aralık 2010 Perşembe

Fenerbahçe Ülker Genç Takımı Şampiyon Olarak Final Four'da !!!!!!!!!!!!!!

İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen THY Euroleague Nike Uluslararası Gençler Turnuvasın’da Montepaschi Siena’yı 65-63 yenen Fenerbahçe Ülker Genç Erkek Basketbol Takımımız  Fınal Four’a yükseldi.
  Turnuvanın ilk maçında Benetton'u yendik.

Benetton Bwin 76 – 87 Fenerbahçe Ülker (Genç Takım)

Roma’da bugün başlayan, THY Euroleague Gençler Nike Turnuvası’nın ilk karşılaşmasında Fenerbahçe Ülker Genç Takımımız Benetton Bwin takımıyla oynadığı maçta 76-87’lik skorla ilk galibiyetini aldı.  

Fenerbahçe Ülker: J.Birsen (2 ribaund),  Erbil Eroglu 9 ( 1 ribaund, 4 asist), Berkay Candan 23 (10 ribaund, 3 top çalma), Kerem Hotiç 7 (2 ribaund), Emre Çevik (2 ribaund, 1 asist),  Nuri Gül Güney 19 (12 ribaund, 3 asist), Umar Atın 2, Oğuzhan Turan 17 (3 asist), Atilla Dağdelen, Mehmet Şanlı 4 (6 ribaund), B. Guler 6 (13 ribaund), Ayberk Güleryüz 

Benetton Bwin: G.Contessa 3 (2 ribaund), F.Di Prampero 3 (1 ribaund), Pavlin Ivanov 16 (5 ribaund, 2 asist), Armin Mazic 10 (4 ribaund, 2 asist), Daniele Masocco 11( 1 ribaund), G  Davis(2 ribaund),  E. Cecchinato 1 (1 ribaund), R. Gaspardo 26 (10 ribaund), Rocco Lacopini 6 (1 ribaund), M. Bonivento, Mattia Bernardi, Andrea Marini 

Periyotlar:
1.Periyot 23-19
2. Periyot 20-22
3.Periyot 14-31
4.Periyot 19-15

 2.Maçta Lietuvas Rytas'ı yenmeyi başardık.

Lietuvos Rytas 62-63 Fenerbahçe Ülker (Genç Erkek)

Roma’da  düzenlenen THY Euroleague Gençler Nike Turnuvasının ikinci maçında Fenerbahçe Ülker Genç Takımımız, Lietuvos Rytas’ı 63-62 mağlup etti. Günün ilk karşılaşmasında ise Benetton Bwin’i 87-76 mağlup eden Takımız ikide iki yaparak, yoluna yenilgisiz devam ediyor. 

Fenerbahçe Ülker: Erbil Eroğlu 10, Berkay Candan 13, Kerem Hotiç 17, Emre Çevik 1, Nuri Güney Gül 16,  Oğuzhan Turan 4,  B. Guler 2

Periyotlar
1.Periyot:12-19
2.Periyot:10-3
3.Periyot:23-26
4.Periyot:17-15

3.Maçta grup liderliğini garantilemenin ve hafif sakatlıkları olan 3 oyuncumuzun etkisiyle (Erbil oynamadı) L.Roma'ya 65-61 kaybettik.

Fenerbahçe Ülker: J.Birsen 16 (8 ribaund, 1 asist), Berkay Candan 3 (8 ribaund, 4 asist), Kerem Hotiç 14, Nuri Gül Güney 10 (7 ribaund, 2 asist), Umar Atın (1 ribaund), Oğuzhan Turan, Atilla Dağdelen (3 ribaund, 1 asist) Mehmet Şanlı 2 (2 ribaund, 2 asist), B. Guler 7 (9 ribaund, 1 asist), Ayberk Güleryüz 9 (4 ribaund)

Lottomatica Roma: D. Tomasello 5 (9 ribaund, 1 asist), G. Carrano, N. Lucibello, Guglielmo Billi 9 (5 ribaund), Lorenzo Ralli (2 ribaund), A. Gugliardi 17 (1 ribaund), R. Montesi, R.D’onofrio (1 ribaund), Giulio Armeni (1 ribaund), R. Ferrarese 5 (3 ribaund, 2 asist), Matteo Tambone 6 (1 ribaund), E. Di Giacomo 3 (1 ribaund)

PERİYOTLAR:

1.Periyot 20-15
2. Periyot 13-15
3.Periyot 17-17
4.Periyot 11-18
 THY Euroleague Nike Uluslararası Gençler Turnuvasın’da grup maçlarını 2 galibiyet, 1 mağlubiyetle tamamlayan Takımımız grubtan lider olarak çıktı ve B grubunun birincisi Montepaschi Siena’yı  ile karşı karşıya geldi. Montepaschi Siena’yı da 65-63 yenen Takımımız 6-8 Mayıs tarihleri arasında Barcelona’da düzenlenecek Final Four karşılaşmalarına katılma şansını yakaladı. 

Fenerbahçe Ülker: Erbil Eroğlu 8, Berkay Candan 19, Kerem Hotiç 9, Nuri Güney Gül 9,  Oğuzhan Turan 10, M. Şanlı 8  B. Guler 2

1.Periyot: 19-14
2. Periyot: 21-13
3. Periyot: 15-21
4. Periyot: 10-15

Oyuncularımızdan Berkay Candan turnuvanin MVP’si seçilirken,
diğer bir oyuncumuz Erbil Eroğlu da All Tournament takımına ''En İyi Guard'  seçilme başarısını gösterdi. 
*HELAL OLSUN GENÇLER.
TEBRİKLER VE BAŞARILAR F4'TE !!!!!!!!!!!

Gs cc - Fenerbahçe Ülker : 67-56 (Yazıklar Olsun)



Spahija, maçtan sonra düzenlenen basın toplantısında, Galatasaray Cafe Crown'ın çok iyi oynadığını vurgulayarak, ''Onları tebrik ediyorum. Biz çok kötü oynadık. Neden konsantrasyonumuz bozuldu anlayamadım'' dedi.

Serbest atışların yüzde 56'sını attıklarını, 12 serbest atış kaçırdıklarını vurgulayan Spahija, bu tarz maçlarda serbest atışların çok önemli olduğunu söyledi.

Maçın en önemli noktalarından birinin son periyodun başında kendisine çalınan teknik faul olduğunu anlatan Spahija, ''Maçın en önemli noktalarından biri Ömer'e çalınan faul ve bana çalınan haklı teknik fauldü. Pınar Karşıyaka maçında da benzer şeyler oldu. Ama en büyük fark Pınar Karşıyaka maçında çok iyi oynadık, ama bu maçı kazanmayı hak etmedik. Oktay Mahmuti ve Galatasaray'ı tebrik ediyorum'' diye konuştu.

****************
 * Yazıklar Olsun.
Bahaneler beni ilgilendirmez.10 bin köpeği orada salyalarını akıta akıta havlattırdınız,sevindirdiniz ya ne diyeyim daha.
* Aziz Yıldırım'ın basketbola da el atıp acil kulüpler birliği kurdurup yayın hakkını tekrar ihalesiz,sorguz,sualsiz şifrecilere peşkeş çektirmesi yüzünden maçları izleyemiyoruz.Dün de maçı izleyebilmek için o stress içinde ne çektik.Allah bildiği gibi yapsın hepsini,reziller.
* Bilgisayarı da tekrar elime alıp maç yayını bulduğumda 3.çeyreğin sonuydu.Salakça 2/1 atarak 44-39 öne geçtik.3 saniye kalmıştı,3 faulümüz varken faul yapmayıp seyredince Tutku kılı balı ile salladı üçlük girdi ve 44-42 bitti 3.çeyrek.
* 4.çeyreğin başında Ömer Onan - ilk kez bu kadar kızdım ve saydırdım kendisine - aptalca sanki 1'e 5 oynuyormuş gibi içeri bodoslama dalıyor , evet bal gibi faul var Shipp eline vuruyor ağır çekimde gösterdiği ve Çetin Yılmaz'ın faul var diyemeyip faul verilebilir diyebildiği pozisyonda ama verilmiyor - vermezler bu atmosferde çok normal - fast break yiyoruz ve 44-44 oluyor.
Sonra maçın genelinde de son derece berbat bir koçluk yapan Spahija gerzekçe teknik faul alarak bir  4 sayıya daha mal oluyor ve film  kopuyor ben de kapatıyorum maçını da bilmem nesini de.
* Ömer Onan-faulü vermeyen hakemler ve Spahija hep birlikte köpekleri sevindirip Fenerbahçe'nin ipini çekiyorlar.Yazıklar Olsun.
* Beklediğim bir mağlubiyetti.Krize girdiğimiz dönemdeki maçlardan sonra hep bu ve doping pislen maçlarına dikkat çekmiştim,aynı şekilde  krizden çıktığımız son 2 maçtan sonra da gs cc ve dp maçlarında sonra kendimize gelmemize çok sevindim diye yazmıştım burada.Çünkü bu 2 iblis takıma yenilmeyi hazmetmem mümkün değildi.Sağolsunlar (!) birini yaşattılar elbirliği ile  hiç bir şey oynamayarak.Pazartesi Dopingçilere de yenilsinler de tam olsun bari.
* Yok böyle bir şey arkadaş çıldırmamak işten değil.
Bunlara deplasmanda son 4 maçta bu kadrolarından ve bizden kat kat zayıf kadrolarla kaybetmişiz
(Cemal Nalga 20-0 Hükmen galibiyette de yenilmiştik) ,bu sezon çok iyi bir yapılanma yaptılar fit durumdular,daha 2 maç önce Karşıyaka'da kepaze bir atmosferde hakemler doğramış aynısı olacak ama ders almayıp hiç mental hazırlık yapmamışsın,yönetimin hakemlerle ilgili özellikle Engin Kennerman ,hiç bir şey dememiş maç öncesi,3 gün önce 16 yaşındaki çocuklarını dövmüş bir yaratık camiasından intikamını alacakken hiç bir şey olmamış ,normal sıradan bir maça çıkıyormuş gibi çıkıp 2 dakikada yerle bir olacak kadar konsantrasyonu kaybetmek nemenem şey arkadaş ?
 Spahija efendi maçtan sonra maçta olduğu gibi saçma sapan açıklamalar yapmış
''Neden konsantrasyonumuz bozuldu anlayamadım'' diyor.Şaka gibi.
* Spahija demişken ,maçın başın sonundan sonuna kadar aptalca bir gerginlik içindeydi.
Greer'i defalarca EL'de tutamadığı guardları görmüşken,Tutku'yu vermesi garabetti.
Hep şu sahneyi gördük maç boyunca.
 Zaten Greer gibi birini hala yabancı olarak tutan anlayışı anlamak mümkün değil.
* Tutku gibi 2.sınıf bir guard kenardan gelip  12 sayı, 7 asist, 6 ribaunt ile seni yerle bir ediyorsa ayıp kere ayıp.Hala Greee ile devam edin.Ukiç kenara geldi mi bitiyor takım.
*Ayrıca 5-15 öne geçmiş,vurup geçecekken,anlamsız değişiklikler ve rakibin 5 kısaya dönmesine hiç bir önlem alamama olacak şey değildi.(11-0'lık seri yedik) Ki Shumpert'in 4 numaradan DP'de bizi hep sıkıntıya soktuğunu 5 yaşındaki çocuklar bile öğrendi ama bile bile lades.Shumpert 16 sayı ile en skorer oldu.
* Şu serbest atışları her maç yazdık ileride başımıza bela olacak,dikkat diye diye ama nerede ?
Son Tofaş maçından sonra da yazdım bu maçta bile % 65 serbest atış olamaz diye.
Al işte ,en önemli maçta 27/15.% 56 serbest atış atarsan tabii kaybedersin.
* EL F4 adayı bir takım 56 sayı atabiliyor,% 56 serbest atışla 12 serbest atış kaçır,15 top kaybı yapıyorsa daha çok ezik köpek sevindiririz.
* Aslında Mehmet Baturalp dün akşam tek kelime ile özetledi rezaleti ''Fenerbahçe Ülker Akrep gibi kendi kendini soktu ''
 * Her boku bilen (!) FB taraftarı hala maç öncesi 20 sayı fark atarız,maç sonrası sağlık olsun ne olacak canım bir yenilgi,play off'larda ezer geçeriz,hakemler maçı verdi gibi saçma salak gerçeklerden uzak zırvalara devam etsin.
Birincisi gs yenilgileri hiç bir yerde HAZMEDİLEMEZZZZ.Yazı tura atışında bile.
Bu kadar light olmayın.Olursanız oyuncularınız her branşta görmeye başladığımız gibi ruhsuzca sahada hiç bir varlık gösteremeyip bu yenilgileri kanıksatır hale gelirler.
FB Sporucusu gs maçlarına Holigan ruhu ile çıkmalıdır.Aksi takdirde daha çok ezik yenilgileri almaya başlarız.Hazmedebilenlere Afiyet Olsun.
* Oktay Mahmuti'ye kızılıyor.Niye kızılıyor ki ? Doping Pilsen ekolünde gelen biri.
Ufak bir anektot onunla ilgili : Bir Fenerbahçeli arkadaş yıllar önce DP altyapısına gidiyor.
İlk gün daha,sıraya diziyorlar hepsini.Antrenör FB şortlu bir küçüğü görüyor ve öne çıkarıyor. 
Şortunu göstererek oradan kovuyor.
Kim bu antrenör acaba ? Oktay Mahmuti.
Bizzat olayı yaşayan o küçük çocuk olan arkadaş anlatmıştır.
* Son not ;
Aziz Yıldırım maça gitmemiş.Takımı o atmosferde yalnız bırakan bir Başkan.
Ne söylemeli ki daha.Müritleri cevap versin ama delikanlı gibi.

26 Aralık 2010 Pazar

Fenerbahçe Ülker - Cholet 93-61 (Salondan İzlenimler)





Erkek basketbol takımımız, onbini aşkın taraftarı önünde, Fransız ekibiyle ilk maçtan kalan hesabı çok açık bir farkla kapatıverdi. Böylece oradaki ilginç salon ortamında, hakem destekleriyle aldıkları galibiyetle bizlerin sinirlerini bozan, Erman Kunter ve oyuncularını Euroleague dışına şutlamanın keyfini tadıverdik.

Maç çok geç bir saatteydi, sanki futbolda şampiyonlar ligi maçı oynuyormuş gibi 21.45'te başlayacak maçın bitişi ardından dönüşde oldukça geç olacağından salona gelmekten cayanlar olmuştur. Buna rağmen salonda rakamsal olarak beş haneli bir sayıya ulaşılması çok olumlu bir gelişme oldu. Grubun son maçlarında en önemli rakiplerinden üstüste mağlubiyet alan takımın, artık skor endeksli bir ilgiye maruz kalmayacağına dair geleceğe yönelik bir umut oluverdi.

Maç geç saatte olunca yola da biraz daha geç düşüverdim, bu defa tam iş çıkış saatlerine denk gelerek daha yoğun bir trafikte olurum zannetsemde, metrobüs ile gene önceki seferler gibi aşağı yukarı 45-50 dakikada Şirinevler'e varınca şaşırdım. Tek hatam Zincirlikuyu'da aktarma için inmeyip Edirnekapı'ya kadar gitmek oldu, zira gelen en az 15 metrobüsün içi ayakta dizilmiş sardalya konservesi gibi sıkışık olunca bir süre binemeyip zaman kaybettim.

Şirinevler de buluştuğum arkadaşlarla salona yönelip 3-4 numaralı kapıdan rahat bir şekilde giriş yaptık. Yalnız gene kapının birinde iki kuyruk karşılayacak şekilde duran görevliler ile ön arama hızlı bir şekilde yapılırken, orada bayanlar için arama yapılmaması garipti. Bayanları beş metre yandaki diğer giriş noktasına tek bir kuyruğa yönlendiriyorlardı, doğal olarak oranın kuyruğu daha uzun ve ağır ilerliyordu.

Geçen hafta biletleri aldığım zaman favori yerimiz olan, kombine alabilmek için tırmalayıp sonuç alamadığımız 113 nolu bloktan bilet bulamamıştım. Bilette yazan 320 nolu blok kısıma -orta katın sağ köşesine yakındı- yöneldik. Biz girdiğimiz vakit salonda büyük boşluklar vardı. Açıkçası sahaya ve bizim benche çok mesafeli kaldığımızdan daha koltuğa yerleştiğim anda canım sıkılmıştı. Bulunduğumuz yerden 113 nolu blok gözüküyordu, boşluklar vardı ama maç başlamadan orada boşluk kalıp kalmayacağı belli olmazdı. İkinci devre falan başka yere geçeriz dedik ama öyle kaldık.

Takımların ısınmaları devam ediyorken sohbet ederek zaman öldürüyorduk, yanımdaki arkadaşlardan biri bu salonda anonsculuk yapan galatasaraylı Ali Emre Dedeoğlu ile zamanında aynı sınıfta okuduğunu,zaman zaman net üzerinden konuştuklarını söyledi, en son görüştüklerinde onun anlattıklarından bazı şeyleri aktardı. Mustafa Özben sezon başında bizim iki takımın maçlarının da anonsculuğu için yapılan teklifi kabul etmemiş, ikisini birden yürütmenin çok yoğun ve zor olacağını düşünüp kendi tercihiyle Caferağa'da bayan basketbol maçlarının anonsculuğunu üstlenmek istemiş, erkek maçları için de Ali Emre'yle anlaşabileceklerini kulübe söylemiş. Herhalde bayan takımına yapılan yatırımlar ve Taurasi transferi onun tercihine böyle yön vermiş ama ilerleyen zamanda erkek takımının euroleague sezonuna çok iyi girip, geçen senelerdeki sönük ortama kıyasla salonu dolduracak kadar ilgiyle takip edilmesi onu pişman etmiş. Ali Emre'ye bu görevi de üstlenmek istediğini söylemiş ama artık geç kaldın, olmaz cevabını almış.
Bizim arkadaşa eğer tekrar konuşma durumu olursa anonslarıyla ilgili eleştirilerimizi iletmesini söyledim.

Salonda Taurasi meselesi ile ilgili kendi aramızda konuşuyorduk, herhalde çoğu kişinin de gündeminde bu vardı. Diğer yandan gelecek sezon Amerikan AND1 spor giyim firmasının basketbol formaları hazırlamak için kulüp ile bir teması olduğu dedikodusundan bahsettiler. Bir şekilde karşılaştıkları bu firmanın Türkiye temsilcisi ile sohbetleri sırasında gelecek seneye yönelik böyle bir gelişme olabileceğine dair bir dialog geçivermiş. Aydın Hoca firma temsilcisine, eğer anlaşma karşılığında kulübe en az ikiyüzbin dolar gibi bir ücret öderlerse erkek-bayan basketbol takımlarının formaları için anlaşılabileceğini söylemiş. (Forma demişken salon içindeki Fenerium standında satılan reklamsız basketbol forması vardı,görünce şaşırdık)

Neyse zaman ilerledi salon doluluğu arttı, ısınmalarda olduğunu gördüğümüz Ukiç bizi rahatlatıyordu. Salonun içi bu maç günü çok sıcaktı, yada bu üst katlar aşağıya göre daha sıcak geldi,bilemiyorum, salon genelinde maç boyu ellerindeki kartonlarla hava yelpazeleyen çok kişi vardı.

Takım gene karartılmış ortamda ışık şovu eşliğinde anons edildi. Tam bizim pota arkası taraftar tezahürat girecekken, bir baktık cholet oyuncuları ortada omuz omuza kenetlenmiş halka halinde,bir sağa bir sola senkronize hareketlerle birbirlerini maç öncesi motive ediyorlardı. Bunu görenler onları ıslıklamaya başladı, girilen tezahürat böyle güme gitti, Erman Kunter ise biraz sonra ceketini çıkartıp kenardan maçı oynamaya koyuldu.

Pota arkası taraftar tribününe çok uzak olduğumuzdan oradan gelen büyün salon ayağa,ayağa kalkmayan cimbomlu olsun davetlerinin garip göründüğünü farkettim. Zira bunlar alt kattakilere yöneliyorlardı, ama maraton tribünü üst katlarında daha çok kişi vardı ve üst katların ne kadar aksiyondan uzak kaldığını farkettim. Pota arkasında aşağılar doluydu ama üstlere doğru skorbord arkaları bomboş gibiydi.

Omuz omuza seslenmeleri üzerine yanımızdaki arkadaşlarla oturduğumuz yerden omuz omuza dayanma geyiği yaptık, geri sayımla yapılan kasap havasına pek katılan yoktu. Taraftar tribününde sete çıkan gördüğüm kadarıyla amigo Yücel değildi, Ercan'dı, ilk başlarda çok kötü idare edilen tribün, biraz Mirsad katkısıyla hareketleniverdi.

Maça dışardan garip kaçan şut tercihleriyle başladık, biz boş dönerken onlar rahatlıkla içeriyi delip üstünlük kurdular. Daha fazla dayanamayan koçun molası ardından oyuna giren Oğuz pota altında biraz vücudu ile boşlukları kapatıp kolay sayı şanslarını azalttı ve hızlarını kesiverdik. Ben telefonla salona gelip nerede olduğumu soran arkadaşa yeri tarif etmekle uğraşırken, salonda bir anda coşku artıverdi, herkes uyur vaziyette maç izliyorken ne olduğunu anlayamadan Mirsad ortalığı bir karıştırmıştı, ayakta alkışlanıyordu, açık olan fark ne zaman kapandı diye şaşırdım.

İkinci periyot zaman zaman oyuna giren diğer oyuncularında katkılarıyla skorda önde gidiyorduk. Arkadaşlardan biri bahis oynadığından, maç sonu cholet'in on handikaptan aşağı fark yemesini istiyordu, sayı farkı açıldıkça ona takılıyorduk. Bu bahis meseleleri işin içine girince milletin maç keyfide değişiyor, zira maçın ikinci yarısı fark açıldıkça yatan kupon yüzünden keyfi kaçıp sık sık nasıl bu takım için handikapa oynadım diye dert yanıp duruyordu.

Bir ara hakemin bizim bench yakınında bir pozisyonda kararsız kaldığı birkaç saniyelik bir an oluverdi, işte o sırada bilinçli bir seyirci kitlesi baskıyı koyup ortadaki kararı lehine alabilirdi ama bizim tribünler kendi kendini eğlendiriyordu. Ama birkaç defa onların yaptığı hatalı yürüme kararlarında hakem kararından önce yükselen toplu haykırışlar duymak en azından bomboş olmadığımızı hissettirdi.

Devre arasında sahaya basket yarışması animasyonları için hazırlıklar yapılırken, koridorlara dökülüverdik, bu defa garip dans şovları ve maç çeyrek aralarında zırt pırt yapılan ödül törenleri falan olmadı. Lavabodan çıkınca koridor kısmının daha serin ve havalandırmalı olduğunu farkettim. Öyle de geniş boş alanlar varki,top getirsek halı saha boyutunda bir maç yapılabilir. Ben aşağı kata diğer arkadaşlara bakayım diye iniverdim. Daha önceki maçlardan sonra beni arabasıyla eve bırakan arkadaş iş seyahatinde olduğundan yoktu ama onun bir bayan arkadaşı salona bizimle girmişti. Daha sonra hayranı olduğu Vidmar'ın aşağıda olduğunu görünce bizim yanımızdan uçuvermişti.

Maraton alt tribüne en orta kısıma başka tanıdıkların yanında buluverdim onu. Bu tanıdıklardan birinde ki fotoğraf makinesi ile beraber Vidmar'ın yanına gidiverdik, orada minik bir taraftarla resim çektiriyordu, ufaktan bir kuyruk olmuştu, hemen Vidmar'ın arkasında oturan Aydın hoca ile hatırını sorup saygılar hocam diyerek selamlaştık. Nihayet bize sıra geldi, aslında bizim arkadaş heyecanla yanındaki boşluğa atlayıverdi, resimlerini çektik. Sonra ben de Vidmar ile poz verdim, seni geçen sezondan hatırlıyorum dedi. Bu arkadaşın kendisinin büyük hayranı olduğunu haftalardır görmek için beklediğini söyleyince gerçekten mi diye gülümsedi. Ayrılırken dizine vurup nasıl dedim, fena değil, tedaviye devam dedi. Vidmar çok efendi ve alçakgönüllü biri, herkese gözlerinin içi gülerek poz vermeye devam etti. Aydın Hoca ile de sağlı sollu oturup poz verme isteğimize,elbette olur deyince, bu güzel anı makineye kaydetmiş olduk. Aydın hocanın arkasından oturan bizim Fenerbasketçilerle selamlaşıp oradan ayrıldım, gene üst kattaki arkadaşların yanına döndüm. Aydın hocanın dizinin dibine kadar gelip oturmuştum ama tam ikinci devre başlayacakken birşeyler sorarak rahatsız etmek istemedim, hem zaten o anda aklıma bir şeyde gelmedi.

Üst kata tırmanana kadar bayağı terledim, bizim arkadaşlarda patlamış mısır almış sinema moduna bürünmüştü. Bir yandan mısır yiyerek ikinci devredeki güzel oyunu izlemeye başladık. Pota arkası bizim tarafa sesleniyordu, karşılıklı Fenerbahçem benim biricik sevgilim... yapıldı. Bunu vip tarafı ile yaptıklarında fazla bir katılım olmadı, sonra karşı pota arkası ile sağlam bir şekilde yaptılar, iyice gaza gelip bütün salon ayağa diyerek salon geneliyle de yaptılar. Sahadaki oyuncular iyice ortamı coşturuyordu, sinirlenen Erman Kunter önümüzdeki benchte sağa sola bağırıp duruyordu, mola alınca Erman noldu bu hakemlerle olmuyor mu diye seslensekte uzak kalıyorduk. Bizim koç ise Emir ile konuşuyordu ama bu sefer onu haşlamıyordu, iyi performansından dolayı işte böyle oyna dercesine omuzlarından tutup birşeyler söyledi, sırtına vurarak oturttu. Fark on sayı üzerinde bir şekilde periyot bitti, on altı sayıya çıkmıştı.

Son periyot anonscunun başarıyla mücadele eden takımımıza moral alkışı isteğiyle başladı. Bizim olduğumuz kısımlar tezahüratlara pek katılmıyordu, zaten tezahüratların seçilişi bazen garip kaçıyordu, kimisini ise herkesin bilmesi mümkün değildi. Ama ne zamanki takım ilk periyotta rakibe yaklaşırken bütün salon bir gaz anı yaşamıştı. Bunun gibi momentumlar son periyotta üstüste gelen basketlerle yaşanan sevinçlerle biraz daha oluverdi. Hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada... sesleri alkışlarla yükseliyordu. Bir yandan üstüste smaçlarla maça gelenlerin keyfi artmıştı. Bir ara Darius üçlük atınca biz de bayağı sevindik, üçlük attı üçlük attı sonunda diye rahatlamıştık.

Zaman zaman toplu tezahürat için ayağa davetler yapılıyorsa da üst katlardan pek bir kabul görmüyordu, aralarda bir hevesle ayaklanan gençleride sahayı göremeyen başkaları çök çök diyerek hemen oturtmaya uğraşıyordu. Pota arkasındakilerin Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener yapmak istediğini anlamıştım ama tezahürat organizasyonları tam bir rezalet oldu. Oooo bir iki üç diyerek başlattıkları sırada, taraftar tribünündekilerin bir kısmı sarı diye bağırırken, diğer bir kısmı ise milyonlarca taraftarın yanyana... diye girmişti, anlaşmazlıktan dolayı birbirlerine kızıverdiler.

Neyse tekrar bir denemeyle Sarıı diyerek başlayan tezahüratta bize Fener kısmı düşüyordu. Tam salon coşkuyla bunu döndürüyorken, anonscunun bangır bangır sesle oyuncu değişikliklerini oyundan çıkan oyuncu Roko Ukiç... falan diye anons etmesi bir an için sesleri bastırıverdi, yanımdaki arkadaşa işte böyle tezahürat sırasında bu kadar yüksek sesle bir oyuncu değişikliğini anons yapmasına gerek yok ki dedim.

Maçın sonuna geliyorduk, salondan ayrılmalar başlamıştı, yüz yüz sesleri yükseliyordu ama bu defa ulaşmak zor gözüküyordu. Pota arkasındakiler atkıları açıp samanyolu yapmaya başladılar, üstüste hızlı hücumlar, muhteşem smaçlar,asistler yanısıra alley oop denemelerimiz derken maçın sonuna geliverdik, fark ikinci devredeki iştahlı oyunla otuzun üstüne çıkıvermişti,herkes ayaklanıp bu mücadeleyi veren takımı alkışlamaya başladı. Euroleague grubunu ikinci bitirdikleri anons ediliyordu, alkışlanırlarken pota arkasındakilerde takımı çağırıyordu, oraya doğru yönelip sonra soyunma odası koridoruna yöneldiler, keşke 113te olsaydıkta maç bitimi oradan alkışlamak daha keyifli oluyordu.

Karabükten gelen okul arkadaşım ilk defa bu salonda maç izlemişti, senelerce Abdi İpekçi'de çıkış işkencesi çektiğimizden bu salonun ferah ortamından etkilenmişti, özellikle onbine yakın kişinin hızlı bir şekilde bir dakikada dışarı boşalabilmesi çok büyük rahatlıktı. Biz dışarıda gişenin orada Vidmar hayranı arkadaşın gelmesini bekledik, maraton tribünü en önünde maç izleyip oyuncuların yüz ifadelerini bu kadar yakından görmenin keyfinden bahsediyordu, hemde Vidmar ile resim çektirebildiği için havalara uçuyordu.

Daha önceki maçlarda arabayla otoparktan çıkmıştık ama bu sefer ilk defa salondan yaya olarak ayrılıverdim. Metrobüse giderken bizim Fenerbasket ekibini yanlarında başka arkadaşlarıyla 10-15 kişilik bir grup halinde durağın yakınlarında muhabbet çevirirlerken rastlayıverdik, onlarla selamlaştıktan sonra metrobüse yöneldik. Vakit geceyarısına geliyordu, salondan çıkan kalabalığın çoğu bizden önce dağıldığından durak kalabalık değildi. Yolda giderken arkadaşların fikri yemeğe gidince, ani bir kararla Bakırköy'de iniverdik, daha önce gitmediğim Sarıhan Gusto'ya doğru yürüyüverdik. Bu Aziz Yıldırım-Arda diyalogunun geçtiği, Etiler şubesi yeni açılan meşhur işkembecide, arkadaşlar çorba ile yemeğe başlarken ben kokoreçin ekmek arası klasikten daha farklı tarzda menüye sokulabileceğine tanık olup, tortilla ekmekli kokoreç fajita gibi süper bir lezzet ile tanıştım. Tabii yemek falan derken zaman biraz daha ilerleyince Bakırköy-Taksim-Kadıköy dolmuş güzergahıyla saat üçü geçiyorken eve varabildim, ama güzel bir maç üstüne keyifli bir son oldu. Artık gelecek maçlardan sonra da top 16 yı aşıp çeyrek finalleri falan Sütlüce'de uykuluk yiyerek taçlandırmayı planlarımız arasına koyduk.

TBL 11.Hafta : Fenerbahçe Ülker Tofaş'a Şans Tanımadı:83-61 !!!


Fenerbahçe Ülker, Evinde Tofaş'ı Geçti
25.12.2010

Beko Basketbol Ligi’nin 11.haftasında Fenerbahçe Ülker, Sinan Erdem Spor Salonu’nda oynanan karşılaşmada Tofaş’ı 83-61’lik skorla mağlup etti.

Roko Ukic’in üç sayılık basketiyle karşılaşmaya hızlı başlayan Fenerbahçe Ülker, Kaya Peker’in pota altından bulduğu sayılar ve Darjus Lavrinovic’in de serbest atışlarıyla 5.dakikada skoru 9-0 yaptı. Maçtaki ilk sayılarını Tomislav Ruzic ile serbest atış çizgisinden bulan Tofaş karşısında Emir Preldzic’in üçlüğü ve Kaya Peker’in de turnikesiyle fark 12 sayıya yükseldi (14-2). Hücumdaki suskunluğunu bozan ve aradaki farkı da eriten konuk ekip karşısında Fenerbahçe Ülker, ilk periyotu 23-17 önde tamamladı.

Mirsad Türkcan, Tarence Kinsey ve Marko Tomas’ın 8-0’lık serisiyle ikinci periyotun ilk dakikalarında skor üreten Sarı Lacivertliler, farkı da 14 sayıya yükseltti (31-17). Rasid Mahalbasic’in pota altındaki etkinliği ile sayılar bulan Bursa ekibi, buna karşın savunmada rakibini durdurmakta zorlandı. Fenerbahçe Ülker, Oğuz Savaş ile Mirsad Türkcan ikilisinin boyalı alandan kaydettiği sayılarla devre sonunda soyunma odasına 45-28 üstün girdi.

Üçüncü periyotun ilk bölümünde iki takımda hücumda skor bulmakta zorlandı. Austin Nichols’ın sayılarına Emir Preldzic ve Ömer Onan ikilisiyle karşılık veren ev sahibi takım, farkı da 23.dakikada 20 sayıya çıkarttı (51-31). İnanç Koç’un asistinde Onur Aydın ile basket bulan Tofaş, Lavrinovic’in pota altı tipi sonrasında ise mola aldı. Üçüncü periyotu Fenerbahçe Ülker, Can Maxim Mutaf’ın serbest atış çizgisinden kaydettiği iki isabetle 66-47 önde tamamladı.

Son 10 dakikalık bölüme Fenerbahçe Ülker, Marko Tomas’ın asistinde Mirsad Türkcan’ın turnike basketiyle başladı. Tomislav Ruzic ile rakibine karşılık veren Bursa ekibi, hücumdaki suskunluğu sonrasında mola aldı. Bu dakikadan sonra Can Maxim Mutaf ve Emir Preldzic’in hücumları iyi organize ettiği Fenerbahçe Ülker, karşılaşmadan da 22 sayı farkla 83-61 galibiyetle ayrılmayı başardı.

SALON: Sinan Erdem Spor Salonu

HAKEMLER: Recep Ankaralı – Yener Yılmaz – Aydın Karaçam

FENERBAHÇE ÜLKER (83): Roko Ukic 6 (2 asist), Erbil Eroğlu 2 (2 asist), Mirsad Türkcan 10 (5 ribaund- 7 asist), Ömer Onan 6 (1 ribaund), Lynn Greer 5 (2 ribaund- 3 asist), Darjus Lavrinovic 8 (4 ribaund), Kaya Peker 7 (3 ribaund), Oğuz Savaş 6 (6 ribaund), Tarence Kinsey 3 (2 ribaund), Can Maxim Mutaf 12 (4 ribaund), Marko Tomas 7 (1 ribaund- 1 asist), Emir Preldzic 11 (3 ribaund- 3 asist)

TOFAŞ (61): Jason Rowe 2 (3 ribaund- 3 asist), Osman Orçun Göllü (1 asist), Austin Nichols 10 (3 ribaund- 2 asist), Can Altıntığ 2, Rashid Mahalbasic 14 (2 ribaund- 1 asist), İnanç Koç 3 (5 ribaund- 4 asist), Tomislav Ruzic 13 (7 ribaund), Can Özcan 2 (1 ribaund- 1 asist), İlkan Karaman 8 (4 ribaund- 1 asist), Fırat Töz 2 (2 ribaund- 1 asist), Kenan Siphai (2 ribaund- 1 asist), Onur Aydın 5 (4 ribaund)

1.PERİYOT: 23-17
2.PERİYOT: 22-11
3.PERİYOT: 21-19
4.PERİYOT: 17-14




* Tebrikler takıma.
* 01.00'da FB TV'den banttan tekrarını  izledim maçın.
* Cholet maçında kimliğimize kavuşmuştuk yeniden.Bu  maçta da oradan devam ettik.
Hırs,arzu,istek ve ciddiyet gene aynen vardı.
* Tofaş genç bir takım.Bizim Rasid Mahalbasiç takviyesinden sonra epey ilerlemişti.
Ancak dün fazla direnemediler arzumuz karşısında.Biz iyi olduğumuz için böyle oldu.
Biraz gevşeseydik sıkıştırırlardı.
* Rasid demişken,kenardan gelip 14s.2r.1a. ile takımının en skorer ismi oldu.
Çok beğendim.Çok iyi bir 4 numara geliyor.8/6 ikilik,2/0 üçlükle oynadı.Yüzü  dönük orta mesafe şutları iyi.İçeri penetrelerde cesaretli.
* Bize gelince ;
Kenardan gelen genç oyuncumuz Can Maxim Mutaf 12 sayı ile en skorer oyuncumuz oldu.
Çok  iyi oynadı.Aferin Maxim.14.59 dk.12s.(3/3 ikilik,2/1 üçlük,3/3 s.atış,4 ribaunt,1 tk,5 faul.
İşte bu tip maçlarda böyle şanslarla oyuncu olacak.Hocaya da Bravo şans verdiği için.
* İkinci  olarak Erbil de 07.47 dk.da 2 sayı,2 asist,1 top çalma katkı verdi.
2 genç oyuncudan başladım zira bu tip maçlardan kazancımız bunlar olmalı.
* Onun haricinde 12 oyuncumuzda sayı buldu.Emir ve Mirsad'da 11 ve 10 sayı çift haneyi buldular.
* Mirsad ribauntu bıraktı bu kez asiste başladı.7 asist yaptı.
* Ribauntlarda 33-38 gerideyiz.Top çalmada 14-1 büyük bir fark var.Top kaybında 6-22 Tofaş önde.
* Serbest atışlaımız gene düşük.19/12.% 63.
* Taraftar da artık salona zevkle geliyor.Böyle maçlarda bile hatırı sayılır bir rakam oluyor.
Eskiden 100 kişiyi bile bulmazdı seyirci sayısı.
* Neticede zorlu G.Saray ct ve Doping Pilsen maçları öncesi iyi bir antrenman maçı yaptık.
* Bu arada Engin Atsür'ü şöyle görebilmek bile güzel.
Fotoğraf için Uğur teşekkürler.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Turkish Airlines Euroleague Grup Maçları Sonu Değerlendirmesi.

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjx97e8uJlcsd0IXJu2Jy62vDDrt4KWvOT-R807myCblpXaT3gpZRCSMJ_JL9hU5tmZMOq3AEmtJjKz0gqiPINIPBgj03p3_n45QAFqsoAK3WXAlx1gq-7cQdqTM9uOgyczBhutNmBgeGOL/s400/thyeuroleague.PNG

10.HAFTA SONUÇLARI

10.HAFTANIN EN İYİLERİ

GRUP MAÇLARININ EN İYİLERİ

PUAN DURUMLARI VE TOP 16'YA YÜKSELENLER

İSTATİSTİK LİDERLERİ
VERİMLİLİK
SAYI

RİBAUNT

ASİST
BLOK
 TOP ÇALMA

3 SAYI

TAKIM SIRALAMASI

Bu sezon, Turkish Airlines’ın sponsorluğunda oynanan Euroleague’de normal sezon maçları sona erdi. 24 takımın 4 gruptaki mücadelesi, birbirinden heyecanlı 120 maça sahne olurken hem Fenerbahçe Ülker hem de Doping Pilsen, gruplarından çıkarak Top 16’ya kalmayı başardı.

Geçtiğimiz sezon Paris’in ev sahipliği yaptığı Final Four’da kupayı müzesine götüren, Regal FC Barcelona olmuş ve Euroleague, basketbol ateşini canlı tutma görevini, bir süreliğine, ülkemizde düzenlenen 2010 FIBA Dünya Şampiyonası’na devretmişti. Bu görevi layıkıyla yerine getiren şampiyonanın sona ermesinin hemen ardından, istirahatından Turkish Airlines desteğiyle geri dönen Euroleague, basketbolda iki bayram arasını kısa tutarak bizleri ziyadesiyle mutlu etti.

İlk Hafta Sürprizlere Sahne Oldu

Sezonun başında alışageldik Final Four adayları yine alfabenin harfleri kadar kolay bir şekilde, ezberden sayılabiliyordu ama kazın ayağının öyle olmadığı çabuk anlaşıldı. Daha ilk haftadan üç kale düşmüştü bile. İki usta koç, Dusan Ivkovic ve Ettore Messina’nın karşı karşıya geldiği Olympiacos ile Real Madrid arasındaki açılış maçında, kalelerden ilkinin düşmesi kesindi ama ev sahibi Olympiacos’un 16 sayılık galibiyeti ve öngörülenin çok ötesindeki rahat oyunu, Real Madrid için çanların erkenden çalmasına sebep oldu. Nitekim İspanyollar, Brose Baskets karşısındaki bir maçı da hakemlerin fahiş bir hatasıyla kazandıkları B Grubu’nda oldukça zorlu anlar yaşadılar.

İlk haftanın diğer gazileri ise daha sonra dokuz maç üst üste kazanacak Maccabi Electra ve sakatlıklarla boğuşmaktan bir türlü ritmini bulamayarak elenecek Rus devi CSKA Moskova oldu. Temsilcilerimiz ise sezonu, bir galibiyet ve bir fireyle açtı. Fenerbahçe Ülker, ilerleyen haftalarda bir basketbol mabedine dönüşecek Sinan Erdem Spor Salonu’nun ısınma turunda Lietuvos Rytas’ı farklı geçerken Efes Pilsen, Union Olimpija deplasmanında, birçok kez maçı kazanma fırsatını eline geçirmesine rağmen, iki uzatma sonunda mağlup oldu. Bu aynı zamanda, Efes Pilsen’in deplasman fobisinin başladığı maçtı. Lacivert Beyazlılar, gruptaki 5 deplasman maçını da yitirerek on hafta boyunca inişli çıkışlı bir grafik ortaya koydu.

Turkish Airlines Euroleague’in ilerleyen haftaları da birçok sürprize sahne oldu ama iki aylık maratonun ardından gruplarda ilk iki sırayı alacak takımlar, üçüncü hafta maçlarıyla beraber çoktan üst basamakları parsellemişti bile. Aradan geçen 7 haftada, yalnızca A ve D gruplarında 1. ve 2. sıradaki takımların yerleri değişti. Bu noktada, rüya gibi bir grup performansı sergileyeceğini 3. haftadaki Regal FC Barcelona karşısındaki deplasman zaferiyle belli edip 2. sıraya yerleşen Fenerbahçe Ülker’e büyükçe bir parantez açmanın yeridir.

Fenerbahçe Ülker Devleri Dize Getirdi

Fenerbahçe Ülker, sezona önemli değişikliklerle başladı. NBA’e giden Ömer Aşık ve Semih Erden’den boşalan uzun rotasyonu, Darjus Lavrinovic, Kaya Peker ve geçen sezonun da başında Sarı Lacivertliler’in kadrosunda olan Gasper Vidmar’la doldurulurken sakatlıkların da etkisiyle bir türlü bekleneni veremeyen Gordan Giricek de Marko Tomas’la yer değiştirdi. Emekliye ayrılan Damir Mrsic’in yerine de kadroya Engin Atsür dahil edildi ama genç oyuncu, yazın yaşadığı sakatlık yüzünden henüz takıma katılamadı. Şüphesiz en büyük değişiklik ise koç pozisyonunda yaşandı. Bogdan Tanjevic, yaşadığı sağlık problemi sebebiyle, A Milli Takım’ımızı dünya ikinciliğine taşıdıktan sonra, hem milli takımdaki hem de Fenerbahçe Ülker’deki görevlerini bırakınca, yerini son Eurocup şampiyonu Valencia’nın koçu Neven Spahija aldı.

Sezonu bu revizyonlarla açan Fenerbahçe Ülker, Turkish Airlines Euroleague’e Spor Toto Türkiye Kupası ve Beko Basketbol Ligi’ndeki tüm maçlarını kazanarak başladı. Takımın gerçek gücünü ölçeceği arena şüphesiz ki Avrupa olacaktı ve Sarı Lacivertliler, bu maceraya da 2’de 2 ile başlayarak olumlu sinyaller vermeye devam etti. Üçüncü maç ise son şampiyon Regal FC Barcelona ile deplasmanda oynanacaktı. Katalanlar çok güçlüydü ancak, Fenerbahçe Ülker bu sezon “hücum maç kazandırır, savunma şampiyon yapar” düsturuyla hareket ediyordu ve Palau Blaugrana’da sadece 61 sayı yemek de tarihi bir zafer elde etmek için fazlasıyla yeterli bir gayretti.

Sırada, grubun diğer ağabeyi Montepaschi Siena vardı. İtalyanlar da aynı Fenerbahçe Ülker gibi, savunmalarını ön plana çıkartıyorlardı. Ne var ki, maç akşamı Sinan Erdem Spor Salonu’nda onlara ait olan potadan tam 81 sayı geçti ve Fenerbahçe Ülker, rakibinden grup liderliğini devraldı. İlk devre maçlarının sonuncusu ise Fransa’da geçtiğimiz sezonu, Erman Kunter’in yönetiminde çifte kupayla kapatan Cholet Basket ile oynanacaktı. Medical Park Trabzonspor maçında sakatlanan Gasper Vidmar’dan yoksun sahaya çıkan Sarı Lacivertliler’de, Barcelona galibiyetinden sonra bir hafta ertelenen zafer sarhoşluğu, maalesef bu maçta ortaya çıktı ve resmi maçlarda sezonun ilk mağlubiyeti sonucu, Fransa’dan, yol üstünde İtalyanlar’a liderlik geri iade edilerek dönüldü.

Hiç ara vermeden başlanan ikinci devre maçlarının ilkinde, Rytas’a karşı oynanan maç iyi başladı ve iyi bitti ancak, ev sahibinin son periyotta yakaladığı seri, acaba maç gidiyor mu endişe diye bir an için düşündürmedi desek yalan olur. Ertesi hafta ise Sinan Erdem, tarihi galibiyetlerden birine sahne oldu. Zayıf Cibona Zagreb, evine tam 30 sayılık hezimetle uğurlandı.

Takip eden iki hafta ise Fenerbahçe Ülker’in gruptaki kaderini çizecekti. Grup birinciliği ile üçüncülüğü arasındaki mesafe yalnızca 80 dakikaya düşmüştü ama geçilecek yol da son derece zorluydu. Nitekim önce, Ukic’in sakat sakat oynadığı ve yeni transfer Sean May’in ilk kez forma giydiği maçta Regal FC Barcelona’ya, sonra da Ukic’in hiç oynayamadığı deplasmanda Montepaschi Siena’ya mağlup olundu ama neyse ki Rytas’ın Barcelona karşısında aldığı galibiyet, Fenerbahçe Ülker’i grup ikinciliğinde tutmaya yetti. Son haftada bu avantajı korumak için Cholet’den rövanşı almak gerekiyordu ve öyle de oldu. Cholet’yi ligin dışına iten 32 sayılık galibiyet, Fenerbahçe Ülker’e grup ikinciliğini ve Top 16 öncesi, paha biçilmez bir avantajı getirdi.

Doping  Pilsen Evindeki Galibiyetlerle Güldü
D Grubu’nu üçüncü sırada tamamlayan Doping Pilsen’de ise sonuç tatmin edici gözükse de inişli çıkışlı performans ve yüksek beklentiler, bu şekilde bakılmasını engelliyor.

Aynı Fenerbahçe Ülker gibi, sezona koç değişikliği ile başlayan Doping Pilsen, Ergin Ataman’ın yerine, Cibona Zagreb’in başında beklentileri aşan bir performans sergileyen Velimir Perasovic’i getirdi. Bunun yanı sıra, oyuncu kadrosunda da birçok isim değişti. Mario Kasun, Charles Smith, Preston Shumpert, Kaya Peker, Daniel Santiago ve Ermal Kurtoğlu ile yollar ayrılırken yerleri, ABD’li oyuncular Andrew Wisniewski ile Lawrance Roberts, İtalya’da başarılı bir sezon geçiren Cenk Akyol, uzun yıllardır Türk Telekom’da oynayan Erwin Dudley ve Sırp uzun Miroslav Raduljica ile dolduruldu. Ancak, Raduljica’nın daha sezon başlamadan yaşadığı sakatlık, Efes Pilsen’i Nikola Vujcic’i de kadroya katmak zorunda bıraktı.

Yenilenmiş kadrosuyla Spor Toto Türkiye Kupası’nda fire vermeyen Lacivert Beyazlılar, Fenerbahçe Ülker’le oynadıkları Cumhurbaşkanlığı Kupası mücadelesini de kazanarak sezona kupayla başlamış oldu. Doping Pilsen, sezonun ilk mağlubiyetini ise beklediğinden biraz erken yaşadı. Türkiye Kupası’nda farklı yendiği Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne ligin açılış haftasında kaybeden Doping Pilsen, henüz Vujcic’in kadroya katılmadığı dönemde start alan Turkish Airlines Euroleague’e soru işaretleri içinde başladı.

Nitekim ilk maçta, Union Olimpija deplasmanından boş dönen temsilcimiz, uzun oyuncu arayışlarını iyiden iyiye yoğunlaştırdı ve Power Electronics Valencia maçından önce Nikola Vujcic’i kadrosuna kattı. İspanyol temsilcisini farklı bir skorla, evine eli boş gönderen Doping  Pilsen, o zamanlarda öngörmesi pek de kolay olmayan bir seriyi de başlatmış oluyordu. Geriye kalan 8 maçtan evinde olanların hepsini kazanacak olan Lacivert Beyazlıklar, deplasmandaki maçların tümünü ise yitirecekti.

Sinan Erdem’de üst üste ikinci maçına çıkacak olan Doping  Pilsen’in sıradaki rakibi Armani Jeans Milano’ydu. Baştan sona üstün bir oyun sergileyen temsilcimiz, bu maçı da kazanarak zorlu Panathinaikos deplasmanına umutlu gitti. Ne var ki OAKA’daki zorlu maçta Efes Pilsen, beklenilen mücadeleyi sergilemeyi başaramadı ve ikinci periyotun sonlarında kopmaya başlayan maç 23 sayılık farkla kaybedildi. Sıradaki dört maçın ise ilk ikisi içerde, sonrakiler ise üst üste deplasmandaydı. Önce, zor günler geçirmesine rağmen her zaman zorlu bir rakip olan CSKA Moskova’yı deviren Doping Pilsen , ardından da Union Olimpija’dan hem rövanşı aldı hem de ikili averajı eline geçirdi. Kerem Tunçeri’nin son anlarda bulduğu turnike, takımına hem ihtiyacı olan 6 sayılık farkı hem de grup ikinciliğini getirdi. Ancak, bu ikincilik çok uzun sürmedi. Üst üste Power Electronics Valencia ve Armani Jeans Milano deplasmanlarından boş dönen temsilcimiz, bir anda gruptan çıkma şansını zora sokmuş bir pozisyona düştü. Sadece bir galibiyetin gruptan çıkmaya yeteceği son iki maç, oldukça zor rakiplere karşı oynanacaktı. Önce Panathinaikos, İstanbul’a gelecek, sonra da Efes Pilsen, CSKA Moskova deplasmanına gidecekti.

Grup lideri Panathinaikos karşısına çıkılan maç, Doping  Pilsen’in 13-0’lık müthiş serisiyle başladı. İlerleyen dakikalarda da fark 18 sayıya kadar çıktı ama üçüncü periyottan itibaren de yavaş yavaş erimeye başladı ve son periyotun başında konuk ekip, maçta ilk kez öne geçti. Kalan süre tam anlamıyla Kerem Tunçeri ve Dimitris Diamantidis’in düellosuna sahne oldu. Yunan oyuncu, yalnızca 3,6 saniye kala attığı basketle galibiyetin kapısını ardına kadar açsa da Kerem Tunçeri henüz son sözünü söylememişti. Kalan süreye, 2010 FIBA Dünya Şampiyonası’nın yarı final maçında Sırbistan’a attığı basketin dejavu denecek kadar benzerini sığdırmayı başaran Tunçeri, takımına Top 16 biletini hediye etti.

Son maçta ise hedef, grup ikinciliğiydi ama CSKA Moskova buna izin vermedi. Union Olimpija’nın da mağlup olmasıyla ikincilik yolu açılmıştı ama deplasman mağlubiyetlerine bir yenisini daha ekleyen Doping Pilsen, bu fırsatı teperek grubu 3. sırada tamamladı.

En Başarılısı Maccabi Electra
Hiçbir takımın namağlup tamamlayamadığı grup maçlarında tek yenilgisinin ardından üst üste 9 maç kazanarak A Grubu’nu lider tamamlayan Maccabi Electra, normal sezonun en başarılı takımı oldu. İlk maçında Caja Laboral’e deplasmanda, 94-78’lik farklı skorla yenilen İsrail temsilcisi, geri kalan maçlarını, ortalama 12,8 farkla kazanarak ligde en iyi averaja sahip 3. takım oldu. Maccabi Electra’nın koptuğu A Grubu’nda yer alan diğer takımlar ise Top 16’ya kalabilmek için çetin bir mücadele sergiledi. Caja Laboral, Zalgiris ve Partizan takımlarının üçü de grubu 5’er galibiyetle noktalarken oluşan üçlü averaj sonucu, Caja Laboral ikinciliği elde ederken Zalgiris üçüncü, Partizan ise dördüncü olarak gruptan çıkmayı başaran diğer takımlar oldular.

B Grubu’nda Lider Olympiacos
Sezon öncesi hazırlıklarının bir bölümünü de Bandırma’daki Banvit-TÜBAD Turnuvası’nda geçiren Olympiacos, 7 galibiyetle B Grubu’nu lider tamamladı. İlk maçında Real Madrid’i farklı yenerek iddiasını ortaya koyan Yunan ekibi, ikinci maçında Brose Baskets’e karşı şok bir mağlubiyet alsa da sonraki haftalarda sergilediği oyunla, rakiplerinin önünde yer almasını bildi. Teodosic, Spanoulis ve Papaloukas gibi Avrupa’nın 3 elit oyuncusundan oluşan oyun kurucu rotasyonu, Olympiacos’un grup maçlarındaki en büyük avantajı oldu.

B Grubu’nda ikinci sırayı ise Real Madrid aldı. Geçen sezon ezeli rakibi Barcelona’ya çeyrek finalde elenen Madridliler, bu sezon daha iyisini yapma parolasıyla yola çıktılar ama 6 galibiyetle gelen bu ikinciliğin onları ne kadar tatmin ettiği büyük bir soru işareti.

Beşer galibiyetle gruptan çıkmayı başaran diğer takımlar ise Unicaja Malaga ve Lottomatica Roma oldu. Olympiacos ve Brose Baskets karşısındaki sükseli galibiyetlerle adından söz ettiren mütevazı Brose Baskets ise 5. olarak lige veda etti.

Bireysel İstatistik Liderleri
Turkish Airlines Euroleague’de normal sezonu sayı kralı olarak tamamlayan isim Khimki’nin ABD’li oyuncusu Keith Langford oldu. Langord, 10 maçta 18,7 sayı ortalaması tuttursa da takımının Top 16’ya kalmasını sağlayamadı. Efes Pilsen’den Igor Rakocevic de 15,8 ortalamayla, listede 4. sırayı alırken Fenerbahçe Ülkerli Roko Ukic ise 13,9 ortalamayla 11. sırada yer buldu.

Asist krallığında ilk sırayı ise A Grubu’nu ikinci sırada tamamlayan Caja Laboral’in Brezilyalı’sı Marcelinho Huertas 5,8 ortalama ile aldı. Kerem Tunçeri de maç başına 3,8 asist ortalamasıyla, 10. sırada yer alırken 3,6 ortalama tutturan Roko Ukic de 15. olarak sıralandı.

Ribaunt kategorisinin zirvesinde de maç başına 7,8 ortalamayla, A Grubu üçüncüsü Zalgiris Kaunas’ın savaşçı forveti Paulius Jankunas yer alıyor. Bu kategoride 6,7 ortalama yakalayan Mirsad Türkcan 5., maç başına 6 ribaunt çeken Kerem Gönlüm ise 11. sırada yer alıyor.

Sezonun Sürprizi
Fenerbahçe Ülker, hedefleri de bütçesi de yüksek bir takım ancak, son şampiyonu deplasmanda yenmek ve toplamda da 7 galibiyet alarak onların üstünde, 2. sırada gruptan çıkmak, salt hedefi yüksek tutmakla veya kesenin ağzını açmakla başarılabilecek bir şey değil. Kazanma alışkanlığı böylesine yüksek iki takımla aynı grupta, bu kadar yüksek bir mücadele gücü sergilemek ve oyunun iki yönünü de kusursuza yakın oynamak, bir takıma çok daha yüksek hedefler koyabilme cesareti verir. Tabii ki bu noktada şunu itiraf etmek gerekir. Sezon başında, Fenerbahçe Ülker’in Top 16’ya kalacağını tahmin etmek çok güç değildi ama bu kadar zor bir grubu, bu kadar iyi bir oyunla, ikinci sırada tamamlaması, kesinlikle beklentilerin üstünde bir durum.

Sezonun Hayal Kırıklığı
Son 8 sezonun tamamında Final Four oynayan ve 2 şampiyonluk kazanan, Euroleague’de son 10 yılın tartışmasız en başarılı takımı CSKA Moskova, bu yıl Top 16’ya bile kalamadı. Sezona birçok sakatlıkla başladılar ve halen daha iyileşmeyen ve sakat listesine yeni eklenen oyuncuları var ancak, bunlar Langdon, Gordon, Smodis, Vorontsevich ve daha nice yıldızlara sahip bir takım için bahane olamaz. Yalnızca 3 galibiyetle, Armani Jeans Milano ve Power Electronics Valencia’nın arkasında kalan CSKA Moskova, hiç şüphesiz sezonun en büyük hayal kırıklığı.
Kemal Mardin


Erkekler Euroleague'in TOP 16 kura çekimi 4 Ocak'ta Barcelona'da yapılacak ve torbalar şu şekilde oluştu:


* Aynı gruptan çıkan takımlar birbiriyle eşleşmeyecekler.
* İspanya'nın 5 takımı olduğu için mutlaka aynı gruba 2 takımları birden düşecek ama diğer ülkelerin takımları bir zorunluluk olmadıkça birbirleriyle eşleşemeyecek.Ancak geçmiş yıllarda olmuştu.
(2008-2009 sezonunda Real Madrit ve Barcelona,2009-2010 sezonunda 2 yunan takımı Pana ve Maroussi eşleşmişti.)


Bir çok kombinasyon var.Zorlanacaklar eşleştirmelerde.
Bizim için 3 Olasılık olacak gibi gözüküyor.

Olympiacos- Fenerbahçe - Zalgris - Valencia
Maccabi - Fenerbahçe - Unicaja - Valencia
Panathinaikos - Fenerbahçe - Unicaja - Partizan



Şahsi temennim ; 
Milan Macvan'ı alsalarda 2 Yunan takımından Maccabi daha iyi 1.torbadan.
3.torbadan Zalgiris'i istiyorum.(Keşke Doping Pilsen gelse)
4.torbadan da İspanyol gelme olasılığı yüksek olduğundan Valencia.Roma gelse süper olur.

1.Maccabi
2.Fenerbahçe Ülker
3.Zalgiris
4.Valencia (Roma)

Kim gelirse gelsin kimliğimizi sahaya yansıttığımız her maça ortağız.
Ancak mutlaka bir guard veya 1-2 oynayabilen transfer şart Greer'in yerine.
Hayırlısı Olsun.
Top 8'de görüşmek üzere....